Giriş
(5)

intermittent fasting sırasında batırınca ne yapmak gerekir?

genel olarak if nedir, ne değildir vs. biliyorum, o açıdan sorun yok fakat "ya hep ya hiç" tarzı salak bir adam olduğum için birkaç gün raydan çıksam dahi tekrar toparlamakta çok zorlanıyorum, sanki bir kez bozduğum için bir daha hiç işime yaramayacakmış gibi geliyor. psikolojik olarak sıkıntılı bir
genel olarak if nedir, ne değildir vs. biliyorum, o açıdan sorun yok fakat "ya hep ya hiç" tarzı salak bir adam olduğum için birkaç gün raydan çıksam dahi tekrar toparlamakta çok zorlanıyorum, sanki bir kez bozduğum için bir daha hiç işime yaramayacakmış gibi geliyor. psikolojik olarak sıkıntılı bir durum.

diyelim ki ben 12-20 arası yiyorum, 01-09 arası uyuyorum. gelgelelim bir akşam saat 21-00 arası sağlam içiyorum, fıstık yiyorum. öyle bir ortam oluşmuş, "yiyelim bu akşam ne olacak" demişim. pü.

bundan sonra izlenmesi gereken yol nedir? yedikten sonra en az 4 saat daha uyanık kalmaya dikkat etmek gerekir mi mesela? yoksa "ne kasıyon olm o kadar, 16 saat boşluk bırakmaya dikkat et, sonra yavaş yavaş normal düzenine göre çek saatleri" mi dersiniz?

if'yi düzenli ve devamlı uygulayanlar böyle arada kaçamak yaptıklarında, yemek saatleri dışında bir şey tükettiklerinde nasıl geri dönüyorlar? hiçbir şey olmamış gibi düzene sadık mı kalmak lazım yoksa ertesi gün daha mı geç yemek gerekir?

***

hiç kaçamak yapmayan terminatörler değil de "kusursuz" olmayanlar yazsın lütfen. işi var, okulu var, stresi var, uyku düzeninin bozulması var vs. robot gibi üst üste 300 gün 12-20 tutmuyor bazen, arada fire veriliyor ister istemez.
der meister
(4 saat)
Neden bilmediğin şeylere bildiğim kadarı ile yazılır anlamamışımdır hiç.

Temelde esas olay saatleri tutturabilmek. Hangi saatlerde yediğin çok önemli değil. Böyle kaçamaklar yapmanın esas zararı açlık yaşatabilmesi. Bir düzen oturunca vücut zaten açlık hissetmemeye başlıyor, genelde yediğin saatlerde acıkmaya başlıyorsun, bu da if'i kolaylaştırıyor.

Gene de sana tavsiyem mümkün olabildiğince karbonhidratı azaltman, böylece yağ yakımı sürecine daha etken girersin. Bir de böyle ölçüyü kaçırdığın günlerde 18 hatta 20 saate çıkıp hatta tek öğün yiyebilirsin. Ne kadar çok oruç o kadar çok verim.

Saatlerin kontrolü için de bir uygulama kullanıyorum, adı zero. Yemek yemeyi kestiğimde sayımı başlatıyorum. Bakıyorum uygulama diyor ki yarın akşam 3'e kadar yemek yok. Ben de diyorum ulan 3'e kadar dayanan adam 6'ya kadar da dayanır, tek öğün kapatır, ve böylece de yarın orunu öğlen rahatlıkla açar. Böyle böyle de kaçamak sonrası saatleri düzene sokuyorum.


denizgonen
(3 saat)
@denizgonen, batırmanın sebebi açlık değil ama zaten. yani aç olduğum için değil de atıyorum arkadaş ortamındayken veya anamın yanında çay-fıstık piyasaya çıkınca (perks of being adanalı) onu tüketmek. evet bu her gün olmuyor ama dediğim gibi çeşitli sebeplerle ya yemek saatini ayarlayamama ya da saat geçtikten sonra yeme gibi durumlar olabiliyor. bunu yaşadığımda en az hasarla, sağlıklı bir şekilde düzene geri dönebilmek için ne yapmam gerektiğini soruyorum.

o zaman sanırım geç yiyince ertesi günü tek öğüne düşürmek gerekecek. 12-20 arası yiyorum. 24'te yemiş olsam 16 saat sonrası 16'ya denk geliyor. hafif bir şey yesem. sonra bam 20'de yine bir öğün. ooo iyi aslında. tek sıkıntı yüksek miktarda burotein almak. keşke bir kamyon patates ve makarna yiyerek yapılabilseydi ama öyle olunca tabii imdi insülin irtilur.


der meister
(3 saat)
@meister
Çok iyi anlıyorum seni, zaten bu aralıklı oruç olayının bu kadar tutmasının sebeplerinden biri de esnek olması. Oldum olası diyet işlerini saçma buldum olmaz öyle hayat yok bir kibrit kutusu bilmemne yok sürekli tıkınma.
Bu oruç olayında esas hedefleyeceğin şey sağlıklı beslenmek, yani vücudunun ihtiyacı olan kaloriyi ve makroları düzgün almak. İşlenmiş gıdalardan kaçınmak. Olabildiğinde yüksek süre oruç halinde kalabilmek.

Mesela ben ilk 16 saat ile başladım. Sonra baktım ben rahatım, hop 18 saate çıkardım. Son 1 aydır da 20 saate çıkardım. 20 saatte 1 yiyorum ama güzel sağlıklı yiyorum. Nisan başından bu yana da 92 kilodan 77 kiloya düştüm.

Ben böyle kaçamak günlerimde şey yapıyorum.

Kaçamağım sağlıklı efendi bir kaçamaksa ertesi güne kadar kuzu kuzu 20 saatimi bekliyorum, 20. Saat akşam 9'da dolsa da yiyorum. Ertesi gün 5'te oluyor zaten yeme saatim.

Kaçamağım içkili kötü bir kaçamaksa mesela her biraya ceza koyuyorum kendimce. Mesela ilk biranın bedeli ekstra 30 dk, 2. Biranın bedeli 1 saat.


denizgonen
(3 saat)
"perks of being adanalı" slkdfsdkfjm
ya ben diyet yapamayan biriyim, en diyetim, en kurtarıcım if. çünkü telafisi var.
o akşam içmeleri bende de var ok, ertesi gün 5e kadar yemiyorum mesela, 6 da olur.

kaçamaklara (bu kelimeyi de sevmiyorum, insanlık denilen şey eşittir kendi koyduğun aşırı şeylere kaçamak eklemek. Yani kaçamak seni insan yapan şey o yüzden kaçamak kelimesi yanlış kullanılıyor bence) en uyumlu vücudu sağlıklaştırma çabası olduğu için İF güzel bişey.
40 saat daha güzelleyebilirim.

Bi de universal genel geçer doğrulardan ve savunucularının sığlığından nefret eder biri olarak, böyle fiziksel matematiksel şeyde bile öznelliği savunacağım: 16 saat planın dışına mı çıktın; bazen açlık süreni 16ya tamamlarsın, bazen tokluğuna devam edip yeniden başlarsın. vücudunun ne istediğine bak, niyetin belliyken.


neynep
(3 saat)
ya nasıl olduğunu bilmiyorum ama ben hemen hiçbir değeri normal aralıkta olmayan, son 3-4 yılda "kendimi ne kadar hasta edebilirim?" sorusunun cevabını bulmak için aktif olarak mücadele eden birisi olmama rağmen çok şükür ki hiçbir zaman "YEMEK YEMEM LAZIM!1!11!!" diyen biri olmadım. fazla kiloların ve bununla ilişkilendirilebilecek hemen tüm olumsuzlukların başlıca nedeni korkunç miktardaki abur cubur ve şeker tüketimimdi; bu rezil düzene rağmen ne uyanınca yemek yiyen ne de "yemek arayan" biri oldum. çoğu zaman günde tek bir öğün düzgün yemek dahi yetebiliyor ama 1500 kalorilik öğünün dışında 6 bin kalori şeker tüketince haliyle hiçbir şey olmuyor jsfjsjf.

ŞÜKÜRLER OLSUN sırasıyla sigara, meşrubat ve son olarak şeker (gofret, kek vs.) bağımlılığımdan da kurtuldum. nasıl anladım bunu? üç gün şekerli bir şey tüketmeyince satırla sokağa çıkıp önüme gelen ilk kişiyi rehin almayı tasarlamıyorum artık.

o yüzden kilo almama ve sağlıksız olmama neden olan başlıca unsurları ortadan kaldırmışken if'ye de tam anlamıyla sarılayım istiyorum çünkü gerçekten de benim açımdan inanılmaz uygun bir tarz. sağlıklı beslenmeye dair her şeyden nefret ediyorum fakat öğlen 12-1 gibi düzgünce bir kahvaltı yapmak, bundan 7 saat sonra da dolu dolu bir akşam yemeği yemek gayet kolay/uygulanabilir bir sistem.

tek korkum insülin direncini kıracağım diye kafayı kırmak. tüm olumsuzluklara rağmen şu an için oruca engel teşkil edecek bir durumda değilim ama yine de korkuyorum. yıllardır kan şekerimiz rollercoaster'a döndü, pankreasından karaciğerine bütün iç organlarımız isyan etti. sanki her şey yoluna girince vücudum ters tepki verip tüm silahlarını bana karşı kullanacakmış, "şeker yoksa biz de yokuz it oğlu it" deyip canıma okuyacakmış gibi hissediyorum.


der meister
(3 saat)
(4)

seçimi takip edebileceğim güzel kanal neyin var mı interlekte?

geçen sefer cüneyt özdemir'in yayınından takip etmiştim, çok da keyif almıştım. kendisi yapıyor mu yine program? yapmıyorsa, youtube üzerinden takip edebileceğim başka ne önerirsiniz? haritalı, yüzdeli, renkli, seçim heyecanını dibine kadar yaşatan bi' şey arıyorum jfjss.televizyon kanalı da olabili
geçen sefer cüneyt özdemir'in yayınından takip etmiştim, çok da keyif almıştım. kendisi yapıyor mu yine program? yapmıyorsa, youtube üzerinden takip edebileceğim başka ne önerirsiniz? haritalı, yüzdeli, renkli, seçim heyecanını dibine kadar yaşatan bi' şey arıyorum jfjss.

televizyon kanalı da olabilir ama youtube üzerinden izlenebilir olması lazım, elimde bilgisayar var sadece.
der meister
(23.06.19)
Global


adwokat
(23.06.19)
teşekkür ederim, global cidden iyi görünüyor, cüno reyiz de yayın açmış ama chatroulette'te gibi hissettim kendimi. ses kötü, görüntü kötü.


der meister
(23.06.19)
Cuneyt Ozdemir gene yayin yapiyor: www.youtube.com


crown
(23.06.19)
sputnik iyidir, ismail var


alttaraf
(23.06.19)
(7)

pc için klavyede oynamalık yarış oyunu tavsiye eder misiniz?

sistem işinden de çok anlamıyorum ama benim külüstür şöyle bi' şey,geforce 710M (dedicated video RAM 2gb)Intel(R) Core(TM) i5-3230M CPU @ 2.60GHzram 12 gbbu alette ortalama ayarlarda kasmadan etmeden oynanabilecek oyun var mı acaba? flatout'u çok seviyorum, iki oyunu daha varmış ama onları oynayasım
sistem işinden de çok anlamıyorum ama benim külüstür şöyle bi' şey,

geforce 710M (dedicated video RAM 2gb)
Intel(R) Core(TM) i5-3230M CPU @ 2.60GHz
ram 12 gb

bu alette ortalama ayarlarda kasmadan etmeden oynanabilecek oyun var mı acaba? flatout'u çok seviyorum, iki oyunu daha varmış ama onları oynayasım gelmiyor açıkçası pek. daha ziyade ralli yahut f1 girişesim var. mümkünse kariyer yapılabilen, böyle puan toplamalı, sezonlu vs. bir şey olsun, boş boş araba sürmeyek.

çocukken oynuyodum bi tane ralli oyunu, çok da güzeldi, citroen'le ortalığın tozunu attırıyodum ama hiç hatırlamıyorum ismi nedir cismi nedir, şimdi oynasam o kadar güzel gelir mi vs...

siz ne önerirsiniz?
der meister
(21.06.19)
f1 bence çok çok iyi bir oyun. hatta neredeyse simülasyon. tavsiye ederim. yeni çıkacak f1 2019 steam'de oldukça ucuzdu bir ara. ön siparişte ancak şu an. 6 gün sonra çıkacak. fiyatı da 92 lira. aynı oyun ps4'te 300 lira (şansıma sıçayım).

ben f1 2016-2017-2018 hepsini aldım. her yıl üstüne koyarak gidiyor. 2019 da eminim çok iyi olacaktır.


himmet dayi
(21.06.19)
need for speed under ground 2
need for speed hot pursuit(ısrarla öneriyorum)
need for speed most wanted
need for speed carbon (10 kere falan baştan oynadım ısrarla öneriyorum)


kitik
(21.06.19)
nedd for speed most wanted'ın geniş ekran versiyonu var torrentte. indir oyna çok eğlenceli. Carbon'da güzel.


godless frog
(21.06.19)
nfs'yi çok oynamadım açıkçası ama bana böyle çok amarigan, urban işi geliyor ya sevemiyorum hiç. öyle olmayan bir versiyonu var mı? ben daha ziyade çayırda-bayırda veya pistte kapışmak istiyorum. 300 tane binanın ve akan trafiğin içinde olunca içim daralıyor, hiç keyif alamıyorum. nfs'nin öyle olmayan pistleri/oyunu var mı?


der meister
(21.06.19)
Blur
Grid 2
Project Cars
Forza Horizon 3

Bonus;

Colin McRae Rally


Beherit
(21.06.19)
f1 güzel bir oyun ama klavyeyle işkenceye dönüşüyor


edaddy
(21.06.19)
toca race driver serisinden bir oyun olabilir hocam küçükken oynadığın. ben de playstation 1'im varken oynuyordum ve çok zevk alıyordum bu oyundan. onun dışında colin mcrae rally 2.0 da harika oyundu.

neyse günümüze dönersek, dirt serisi klavyede rahat oynanabilen bi seri. biraz arcade ama yine de kariyer vs. yapılabiliyor.
dirt 2 ve dirt 3 güzeldir.

onun dışında grid'i pek beğenmesem de autosport versiyonu hoş idi grafiksel açıdan. oynanış da zor değildi, öneririm.

nfs serisini yalayıp yuttum aslında en güzeli underground serisi ve mw oynamak fakat sevmediğin için geçelim.

assetto corsa ve project cars yeni nesil pist oyunlarıdır fakat klavyede oynaması imkansıza yakındır. geçelim.

dirt 4 çıktı, henüz oynamadım ama fena değil diyorlar, denemeye değer.

nfs payback fena değil. o da alternatif olarak bulunsun.

edit:
"ben daha ziyade çayırda-bayırda veya pistte kapışmak istiyorum. 300 tane binanın ve akan trafiğin içinde olunca içim daralıyor, hiç keyif alamıyorum. nfs'nin öyle olmayan pistleri/oyunu var mı?"

nfs payback ve forza horizon 4.
özellikle çayır bayır istiyorsan şiiddddeetle dirt serisini öneririm hocam. çok keyifli kontrolleri var. (dirt rally hariç)


rawr
(21.06.19)
(4)

metro 2033 (roman olanı)

okumaya değer mi, tavsiye eder misiniz? konunun kendisine (nükleer savaş, post-apokaliptik dünya, fantezi, bilimkurgu vs) ilgim ve sevgim var. hikayenin kendisi, işlenişi vs. güzel mi daha ziyade onu soruyorum. uzay kuvvetleri 2911 de bilimkurgu sonuçta sjfjsj öyle bir şey çıkmasın :(ikinci olarak k
okumaya değer mi, tavsiye eder misiniz? konunun kendisine (nükleer savaş, post-apokaliptik dünya, fantezi, bilimkurgu vs) ilgim ve sevgim var. hikayenin kendisi, işlenişi vs. güzel mi daha ziyade onu soruyorum. uzay kuvvetleri 2911 de bilimkurgu sonuçta sjfjsj öyle bir şey çıkmasın :(

ikinci olarak kitapyurdu'ndaki açıklamalarda hunter, homer, ahmet gibi isimler görüyorum. ne alaka? moskova metrosunda değil mi bu adamlar?
der meister
(16.06.19)
Okumaya değer. Bence orijinal bir hikayesi var. Korkularımdan biri kör göze parmak anti-sovyet veya sovyet propagandası görmekti ki rusya'da geçen bir romanda kaçınılmaz konular bunlar. fakat yazar onda da bakış açısıyla rahatsız etmedi (ortayolcu lol).

neredeyse doğma büyüme metro'da yaşayan bir insanın psikolojisine yönelik daha hardcore vurgular beklerdim (asimov'un robot serisindeki gibi mesela) ama yeterli gelmedi bana. Yazarın anlatımı güzel, bazen yorup sıkabiliyor. bir miktar metafizik barındırıyor (no spoilers)

hunter: lakap, ingilizce bir lakap seçmiş adam kendine, yahut vermişler lakabı. ismini sanırım bilmiyoruz.
homer: homeros? yine bir lakap. karakterle alakalı. orijinal adı Nikolai Ivanovich Nikolayev
ahmet: "berlin'e ilerliyor tankların arkasında ahmet'le ivan kolkola"

ahmet ve homer 2034'te var, 2033'te sadece hunter var.


Güzel bir roman. Özellikle post apokaliptik eserleri seviyorsanız pişman olacağınızı düşünmüyorum.


edaddy
(16.06.19)
Tipik rus edebiyatı. Olaysız, çatışmasız, sürekli kişi tasvirleri. 100 sayfa okudum. Sürekli bıdıbıdıbıdıbıdıbıdıbıdıbıdı, rusça isimler, bıdıbıdıbıdıbıdıbıdı. Baydı beni.


kötü tarafları olabilir ama konu güzel ve yeniydi. bu sebeple okunabilir bence.


panamera
(16.06.19)
(19)

rus edebiyatından en sevdiğiniz eserler hangileri?

en çok sevdiğiniz bir tanesini soruyorum fakat "bunu da söylemezsem eksik olur, onu da çok sevmiştim" dediklerinizi de ekleyebilirsiniz. hiçbir kriter yok; direkt sizin en çok sevdiğinizi soruyorum. suç ve ceza ise o, 6 sene önce yayınlanmış bir romansa o.
en çok sevdiğiniz bir tanesini soruyorum fakat "bunu da söylemezsem eksik olur, onu da çok sevmiştim" dediklerinizi de ekleyebilirsiniz. hiçbir kriter yok; direkt sizin en çok sevdiğinizi soruyorum. suç ve ceza ise o, 6 sene önce yayınlanmış bir romansa o.
der meister
(15.06.19)
Oblomov ve Ecinniler.


Amaranta ursula
(15.06.19)
Usta ile Margarita.


benyazarsamolur
(15.06.19)
çocukluğum.


tabirimekruh
(15.06.19)
Durgun Don.


lafıolmaz
(15.06.19)
Oblomov. Ve fakat dostoveyski <3


lamira
(15.06.19)
Suç ve ceza. Diğerleri kötü değil, bu çok iyi.


giovanne
(15.06.19)
Kumarbaz


all girls dream
(15.06.19)
oblomov
insancıklar
yer altından notlar
dorian grey'in portesi
ölü canlar
altıncı koğuş
palto
fante'nin kitaplarıda iyidir.


ayseee
(15.06.19)
Çehov hikayelerini severim ben. Tarz açısından. Şu aralar külliyatını okuyorum zaten


burya
(15.06.19)
ölü canlar kesinlikle.


kayıtsız
(15.06.19)
Hepsini seviyom ama oblomov daha bı tatli


üğpoıuy
(15.06.19)
Lermantov ve oblomov


mariposa
(15.06.19)
en sevdiklerim gogol'ün öyküleri. burun olabilir, delinin anı defteri olabilir.
ama dostoyevski'yi de geçemem. ondan da suç ve ceza ve ecinniler diyeyim.


asisamus
(15.06.19)
Gogol'un öyküleri benim de.


Açık ara Karamazov Kardeşler. Bu kitapla düzenli bir okuyucu oldum.

Dostoyevski:

Delikanlı
Suç ve Ceza
Ezilenler
Budala
Ecinniler

Tolstoy:

Diriliş
Sivastopol
Savaş ve Barış
Anna Karenina

Gogol - Ölü Canlar
Gonçarov - Oblomov


En sevdiklerimi yazmaya çalıştım


ben bu ara tolstoy'un itiraflarım kitabını ve ikinci el zaman'ı çok seviyorum.


babilbaligi
(15.06.19)
Anna karenina, karamazov kardeşler, diriliş, ölü canlar.


rock n roll
(15.06.19)
karamazov kardesler


Ölü Canlar.


firez
(15.06.19)
(12)

yuksek lisansla ilgili bir soru

benim ortalamam tam 3. daha cok var tabii ama yukseltmekten ziyade dusurmemeye calisicam, ayni zamanda calistigim ve zaten salak oldugum icin fazla zorlayamiyorum. ama butun hocalarim (zaten 3-4 tane var) sagolsun sever beni. alana olan ilgim, yasca siniftakilerden biraz daha buyuk olmam, yakisiklil
benim ortalamam tam 3. daha cok var tabii ama yukseltmekten ziyade dusurmemeye calisicam, ayni zamanda calistigim ve zaten salak oldugum icin fazla zorlayamiyorum. ama butun hocalarim (zaten 3-4 tane var) sagolsun sever beni. alana olan ilgim, yasca siniftakilerden biraz daha buyuk olmam, yakisikliligim vb. unsurlar nedeniyle nasil desem daha bir ciddiye aliyorlar ve guveniyorlar.

boyle bir durumda benim YL yapmak istedigimi ve calismak istedigim alani bilen (kendi alani da o) bir hocam "ben meister'i alicam kardesim" diye posta koyabilir mi? etik midir, legal midir?


"sinavda senin cevaplayabilecegin soru sorar" diyorlar. oyle mi yapiliyor bu is? benim derdim zaten baskasinin hakkini calmak degil, sadece "ortalamasi cok yuksek olmasa bile [en az 3 ama yine de] alanda potansiyel vaadeden, hocalarinin guvendigi bir ogrenci bu sayede (halihazirda ayni bolumde/okulda ogrenci olmanin avantajiyla) yuruyebilir mi?" oluyor mu?

oldu diyelim, bu beni adi bir serefsiz mi yapar?
der meister
(14.06.19)
yüksek lisans için etiktir araştırma görevliliği için de etiktir(bence) çünkü hocalar güvendikleri ve çalızma azmi olan kişileri almak ister ama asistanlik kadrolari genelde daha ust seviyelerden dolduruluyor:) o yuzden hem caliskan olcan hem torpilin olcak


lata
(14.06.19)
Valla üniden üniye değişir sistem. Bazılarında sadece yazılı sınav oluyor, bazılarında sözlü sınav oluyor, bazılarında her ikisi birden oluyor.

Hocaların tanıdığı bildiği biriyle çalışmak istemesi normal ancak yazılı sınav olacaksa eğer, soruları almak ve vermek etik olmaz doğal olarak. Böyle gireceksen bu seni adı bir şerefsiz yapar bence. Sonuçta o sınavın herkese adil şekilde yapılması gerekiyor. Öyle uç bişeyin olmadığı durumlarda girebilmen ise seni öyle biri yapmaz.


@tolkien, yok bahsettigim sey sorularin onceden verilmesi degil zaten. mesela ben gramer manyagiyim. morfoloji, sentaks vs. bayiliyorum. hoca bunu bilip de sinavda bir edebiyat sorusuna karsilik uc gramer sorusu sorarsa yardirir giderim. bu tarz bir ayardan soz ediyorum.


der meister
(14.06.19)
aslında bölümün lisans öğrencisi yüksek lisans öncesi yapılan sınavdaki sorulara bayaa aşina oluyor. hocaların belirli soru havuzları var (bizzat şahidim) sürekli o sorulardan soruluyor. adam atıyorum dersinin finalinde sorduğu soruyu master sınavına koyuyor. sen mümkün oldugunca hocaların kullandığı kitapları takip etmeye bak. zaten diger kişilere göre en az 1-0 önde başlarsın maça.


lata
(14.06.19)
Zaten boyle bir ortalama yapmissan ve bunu yukseltebilme potansiyelin varsa derslerin iyidir. Hoca tek basina karar vermiyor, genellikle sinav komisyonu oluyor ve sorulan sorular calismak istedigin dala gore farklilasiyor.
Bu durumda her turlu yardirir gidersin diye dusunuyorum.
Ayrica bazi okullar bu konularda biraz tutucudur. Ekolun devamliligi acisindan sadece/buyuk oranda kendi ogrencilerini almak isterler.
Oyle iste, bol sans ve basarilar dilerim


nax
(14.06.19)
Valla işte sırf sen yap diye soruluyorsa bu da etik değil tabii. Yalnız o soru hazırlamanin da belli bir kriteri vardır sanırım. Yani bölümde 3-4 hoca varsa her hoca 2-3 soru sorabilir ya da belki tüm önemli derslere göre bir dağılım falan yapılabilir.


yasal mı? istersen her şeye yasal kılıf uydurursun yasal olması doğru olmasını sağlamaz.
etik mi?
senden daha iyi veya eşit biri sırf senin bağlantın var diye o imkandan mahrum kalacak mı?

hocanın tanıdığı ile çalışmak istemisi normal falan değil. adam kayırmaya normal demeniz komik. kendi şirketine adam almıyor. kendisi siktir olup gitse de orada en iyi performansı gösterecek olanı almalı.


Poree1932
(14.06.19)
@Poree1932
Kişinin bişeyi istemesi ile istediği şeyi gerçekleştirebilmek için bişeyler yapması arasında fark var. Adamın tanıdığı, bildiği biri ile çalışmak istemesi torpile falan girmez, burada söz konusu olan şey sadece bir istek. Düşüncelerini, isteklerini gerçekleştirebilmek için eyleme geçmesi torpili oluşturur. Yani diğer mesajlarda da belirttiğim gibi hoca @meister ile çalışmak istiyorsa ve bunun için ona özel soru soruyorsa bu torpile girer ancak hoca sırf @meister ile çalışmak istiyor diye direkt buna torpil demek de saçma.


çok takılma böyle şeylere kendi yoluna bak. etik mi? bence değil ama mevcut sistem de saçma. her hocanın çalışma şekli farklı. kafa yapısına uymayan birini sırf ortalaması ve ales'i yüksek diye araştırma görevlisi diye önüne koyuyorlar, al bununla birlikte çalışacaksınız diye. buna takılırsan hayatta her şeye takılırsın bu arada çünkü iş dünyası filan zaten networking ile çalışıyor. o zaman o da etik değil.


hemşehricilik derseniz torpil ama daha süslü bir isim bulursanız mesela networking, normal. pırıl pırıl kafalar.
başka birinin hakkını yiyor musun yemiyor musun ve bununla bir derdin var mı esas sorular bunlar.


Whily
(14.06.19)
Ales,gpa,yazılı sınav artı mülakat olmalı,oranları farklı tabii. Mülakatta istedikleri gibi takılabilirler,istismara açık alan. Bazı bölümlerde,belirli kişilere tam not verip,diğerlerini de bir güzel batırıp istedikleri kişileri alıyorlar. Yazılı sınavda da atıyorum iki tane bilgi sorusu sorup,bir tane de yoruma ve dolayısıyla değerlendirmeye açık bir soru sorup kendilerine seçme alanı tanıyorlar. Etik değil.


asteriks
(14.06.19)
hocam akademi biraz usta-çırak işidir. hocanız gerçekten "hoca" ise bırakın kimin argör olabileceğini kendi seçsin. bir çekirdekten kristal yaratsın, yok hocanız hoca değilse, sistem daha da yozlaşır bu da sizin hatanız değil. siz her halükarda elinizden geleni yapın.


r evolution
(14.06.19)
(11)

sonradan öğrendiği yabancı dile roman çevirmiş birisi var mı hiç?

puşkin gibi ülkesinin dilini sonradan öğrenenleri saymıyoruz. şöyle düşünün: elimizde bir türk vatandaşı var. bu şahıs türkiye'de yaşıyor, anası-babası türk ve ingilizceyi yabancı dil olarak 10-11 yaşında falan öğrenmeye başlıyor. sonra türkçe bir eseri ingilizceye çeviriyor. edebi eser olmalı.yau b
puşkin gibi ülkesinin dilini sonradan öğrenenleri saymıyoruz. şöyle düşünün: elimizde bir türk vatandaşı var. bu şahıs türkiye'de yaşıyor, anası-babası türk ve ingilizceyi yabancı dil olarak 10-11 yaşında falan öğrenmeye başlıyor. sonra türkçe bir eseri ingilizceye çeviriyor. edebi eser olmalı.

yau ben kendim filoloji okuyorum, şükür elimizden az buçuk iş de geliyo ama böyle şeyleri düşündükçe deliriyorum. en basitinden şu örneği vereyim, gördüğüm kadarıyla yabancılar türkiye'de 15 yıl bile geçirse "biraz kitap okuyup yattım" yahut "televizyonu açtılar" gibi cümlelerde nesnenin kullanımı konusunda sorun yaşayabiliyorlar; örneğin "kitap" yerine "kitabı" ya da tam tersini söyleyebiliyorlar.

hal böyleyken insanın sonradan öğrendiği bir dilde edebi eser çevirmesi bana imkansızmış gibi geliyor ya. 60 sene türkiye'de yaşayan, iki günde bir kitap bitiren, hayatını dile vermiş çevirmenler/yazarlar anca "kaliteli eser" üretebiliyor, sen dili 15-20 yaşında öğrenmeye başlayıp o dili ana dili olarak konuşan kişilerin kulağını tırmalamayacak biçimde nasıl kullanabiliyorsun?

var mı böyle örnekler? ama dediğim gibi türkçe-ingilizce benzeri örnekler olmalı... almanca-italyanca çeviri yapabilen isviçreli sayılmaz mesela.

(hedef dilin ülkesinde yaşamış olabilir, o olur. yani 33 yaşında almanya'ya yerleşmiştir, 56 yaşında türkçeden almancaya çeviri yapmıştır... o kabul)
der meister
(14.06.19)
Sayılır mı bilmiyorum ama Halide Edip Adıvar romanlarından birini İngilizce yazmış, sonradan Türkçe'ye çevirmiştir.
Sinekli Bakkal'dı sanırım.


e
(14.06.19)
bizim bölümde belçikalı bi okutman vardı. 7 yıldır türkiye’de yaşıyordu ama türkçe-fransızca çeviri dersi veriyordu bölümde. hakan günday’ın bi kitabını fransızcaya çevirmişti galiba hatta. konuşması süper değildi pek ama okuduğunu anlama ve yazma yetenekleri çok daha hızlı gelişebiliyor bazı insanlarda.


theseachange
(14.06.19)
Yanlış hatırlamıyorsam Elif Safak'in birkaç kitabını İngilizce yazmıştı. Sonradan başkası çevrilmişti. Az önce kontrol ettim de bu kitaplardan biri tanesi Aşk kitabı.


@theseachange, sonradan öğrendiği dile çevirmekten söz ediyorum. belçikalı okutmanın fransızcaya değil de türkçeye çeviriyor olması lazım benim bahsettiğim şeyde :)


der meister
(14.06.19)
Elif Şafak
Mehmed Uzun


cemallamec
(14.06.19)
Not: Mehmed Uzun’un ana dili Kürtçe, Türkçeyi okulda öğrenmiş fakat Kürtçeyi yazılı olarak daha sonra öğrenerek eserlerini Türkçe değil Kürtçe vermiştir.


cemallamec
(14.06.19)
duyuruda yani aranizda boyle biri var mi diye soruyorsun sandim ilk. var tabii boyle insanlar nasil olmasin. turk edebiyati nasil cevriliyor yabanci dillere? turkler ceviriyor cogunlukla. turkiye'de uzun yillar yasayan yabancilar da var cevirmenler arasinda ama cogunluk turk. filoloji, mutercim-tercumanlik mezunlari da var icinde, erek dilin konusuldugu ulkede yasamis/egitim almis insanlar da. kalem ajans var, turkce eserlerin yabanci dillere cevirisi basimiyla ugrasiyor, onun sitesinde cevirmenler sayfasi var merak ediyorsan cevirmen profilini inceleyebilirsin. sadece ordakiler degil tabii bagimsiz calisan yazar/cevirmenler de vardir bir suru.

zor bir sey olduguna katiliyorum bu arada, herkesin harci degil gercekten. ceviri yapilacak dilde cook fazla okumus olmak gerek mutlaka. bir de kimi cevirdiginize bagli ya, orhan pamuk cevirirken mesela "hehh simdi oldu o neydi oyle" dersiniz ahmet hamdi cevirirken "ne dedim ben simdi :ss" boyle degisik seyler.


aydonno
(14.06.19)
mobilim duzeltemiyorum, belcikali okutmanin ana dili felemenkceyse ve fransizcayi sonradan ogrenmisse o da olur... o tarafta durum nasil cok iyi bilmiyorum, yani ikisi de ana dil gibi mi yoksa bazi belcikalilar icin fransizca yabanci dil mi bilmiyorum. yabanci sayiliyorsa olur.


der meister
(14.06.19)
doğrudan başka dilde yazanı var
(bkz: drahosa)
(bkz: khagan of the lands)
iyi de sattı :)


drahosa
(14.06.19)
arkadaslar sacma ornekler veriyorsunuz. Elif safak'in ingilizce roman yazmasinin bir onemi yok cunku editor diye bir sey var. Baslikta sorulan nuanslari dogru cikarmak. Elif Safak romani yazabilir, yazarken de bir cok hata yapabilir ama bunu editor duzeltir. Ki turkce'de yazsa da ayni sey.


hot potato
(14.06.19)
ben varım, olmaz mı?

anadilim türkçe, sonradan ingilizce öğrendim. türk bi yazarın kitabını ingiilzceye çevirdim.


klassno
(14.06.19)

dtcf'de final için baraj notu var mı?

sene başında sistem değişti ya, vize %30 final %80 oldu. final için "vize kaç olursa olsun, final 50 altındaysa kalırsın" şeklinde alt sınır var mı? yönetmelikte göremedim bununla ilgili bir şey.yeni sistemin açıklandığı bir fotoğraf vardı, daha doğrusu ben fotoğraf olarak görmüştüm ama onu da bulam
sene başında sistem değişti ya, vize %30 final %80 oldu. final için "vize kaç olursa olsun, final 50 altındaysa kalırsın" şeklinde alt sınır var mı? yönetmelikte göremedim bununla ilgili bir şey.

yeni sistemin açıklandığı bir fotoğraf vardı, daha doğrusu ben fotoğraf olarak görmüştüm ama onu da bulamıyorum. bilen var mı alt sınır olup olmadığını?

gayet vasat bir öğrenci olmama rağmen çoğu dersten 35, 40 gibi abuk sabuk notlarla dahi geçebildiğimi fark ettim. bu mümkün mü yoksa yine her halükarda 55-60 almak şart olacak mı?

edit: şimdi bir şey fark ettim, yönetmelikteki harf notu çizelgesi de 100'e kadar... halbuki geçen dönem bir dersim 107 geldi. harf notu çizelgesi 100'de bitiyor, en yüksek not A. ama bizde A+ da var artık. ee noluyo bunun katsayısı 4,25 mi oluyo o zaman. yönetmelikte nasıl yazmıyor bu ya.
der meister
(12.06.19)
(4)

fazla ısınan laptop - ilkel yöntemlerle soğutma

speccy dalga geçmiyorsa eğer şu an işlemci 75 küsür santigrat derece, ram ise 65. sadece chrome, skype falan açık... 15-20 dk oyun oynadığımda inanılmaz kasmaya başlıyor, ikisi de 100'ü geçiyor.ben dört yahut daha fazla ayak üstüne bu bilgisayarı sabitlesem altı boş kalacak şekilde, altına da tamame
speccy dalga geçmiyorsa eğer şu an işlemci 75 küsür santigrat derece, ram ise 65. sadece chrome, skype falan açık... 15-20 dk oyun oynadığımda inanılmaz kasmaya başlıyor, ikisi de 100'ü geçiyor.

ben dört yahut daha fazla ayak üstüne bu bilgisayarı sabitlesem altı boş kalacak şekilde, altına da tamamen buz tutmuş bir kap (bilgisayarın altına sadece kabın kenarları temas edecek, oraları da boşluk olmayan yerlere denk getireceğim) koysam buz/su yüzünden bilgisayarı elime alır mıyım?

su içine girmez de nem yüzünden falan bir sorun yaşanır mı? soğutucular hiçbir halta yaramıyor. bilgisayarın içini temizletmek gerek aslında ama güvenemiyorum teknik servise falan, veriyorsun 16gb ram 8 gb olarak dönüyor.

youtube'da da altına buz koymalı videolar var aslında ama çok sakat geldi bana, adam basbayağı buz kutusunun üstüne koyuyo. 10-12 derece düşürüyo da ama neblim o buz çok durmaz zaten, su olup üstüne o sıcakla buharlaşırsa cihazın içinde oksitlenme neyin yapmayacak mı?

saçma bi fikir mi bu, vazgeçmek mi lazım?
der meister
(12.06.19)
işlemci macununu değiştirmen lazım. Çok zor değil kasayı kaldırırken bir şeyler kırmamaya özen göster yeter. uzun süreli 100 derece falan zaten bilgisayarını öldürür kısa zamanda.
Yaz geldiği için ısınmalar normal.


bahoho
(12.06.19)
Siz biraz abartmışsınız olayı. Bilgisayarın içini açın. Fanları ve termal boruları tamamen demonte edin. Fanın ve termal boruların özellikle fandan hava çıkan yerlerindeki tüm tozları temizleyin. Ardından zaten termal borular birleşikse işlemci ve grafik kartı üzerindeki termal macunu temizleyin ve iyi marka ile yenileyin. Termal macun kullanırken düzgün kullanmaya dikkat edin. Her yerine sürmeyeceksiniz sadece ortasına damla şeklinde koyun üzerine boruları geri koyduğunuzda zaten yayılır o. Tüm bu işlemler bitince oldukça kayda değer bir değişim olur. Ardından ThrottleStop uygulaması ile işlemci ve grafik kartını undervolt yapın. Internette çokça rehber mevcut bunun için. Bilgisayarınızın geldiği hale şaşıracaksınız.


iyi de sorun benim bilgisayardan anlamıyor olmam zaten. içini açarsam bir daha toparlayamam. bozar mıyım, kırar mıyım bilmiyorum. o yüzden sordum buzla falan yapsam çok mu saçma olur diye. fanları ve termal boruları demonte edecek bilgisayar bilgim olsa burada niye "bilgisayar ısınıyor, buz koysam olur mu" diye soru sorayım allah aşkına.


der meister
(12.06.19)
Saçma fikir. Yapamıyorsanız, araştırın, gidin bir bilgisayarcıya, abi patronun bu bana zimmetli deyin gerekirse, başında bekleyin. Zaten 15-20 dakikalık bir iş.


(24)

ad soyad yazarken soyadınızı büyük harfle yazıyor musunuz?

tercih konusunda serbest olduğunuz, iki şekilde de yazabileceğiniz durumlarda isminizi Davut Güloğlu şeklinde mi yazıyorsunuz Davut GÜLOĞLU şeklinde mi?bana çocukken soyadın büyük yazılmasının daha uygun olacağı öğretilmişti, daha doğrusu ailede hep böyle gördüm. okulda bu konuda bir şey öğrendik mi
tercih konusunda serbest olduğunuz, iki şekilde de yazabileceğiniz durumlarda isminizi Davut Güloğlu şeklinde mi yazıyorsunuz Davut GÜLOĞLU şeklinde mi?

bana çocukken soyadın büyük yazılmasının daha uygun olacağı öğretilmişti, daha doğrusu ailede hep böyle gördüm. okulda bu konuda bir şey öğrendik mi, hatırlamıyorum.

ben alıştığım için büyük yazıyorum ama bazen kendimi acayip narsist hissediyorum böyle yapınca, milletin suratına bağırıyormuşum ya da garsona "müdürünüzle görüşmek istiyorum" diyormuş gibi...

siz nasıl yazıyorsunuz? soyadını büyük yazana kin duyuyor musunuz? bu bizi kötü insanlar mı yapar?
der meister
(10.06.19)
Küçük harfle yazıyorum. Büyün harfle yazıldığını görünce biraz garipsiyorum ama tercihtir deyip geçiyorum.


fotrsapka
(10.06.19)
ben küçük harfle devam ediyorum. soyadını büyük harflerle yazana sanki bana vehbi koç derim içimden.


Soyadımı hiç sevmiyorum. Onun için mümkün olduğunca yazmıyorum. Yazmak zorundaysam da küçük harfle yazıyorum. Büyük harfle yazılmasını garipsiyorum ben de ama kim nasıl isterse öyle yazsın, banane .mk bile demiyorum.


pati
(10.06.19)
Büyük harfle devam ediyorum. Alışkanlık :)


burya
(10.06.19)
soyadımı sevmesem de büyük harfle yazarım


Hep büyük harfle yazıyorum. Daha estetik buluyorum artı bir miktar alışkanlık.


Davut Güloğlu şeklinde yazıyorum, öbürü itici geliyor.


whyamy
(10.06.19)
Adimi soyadimi sadece bas harfleri buyuk olacak sekilde yazarim. Tamaminin buyuk yazilmasi bana da garip geliyor ancak kin duyacak bir sey yok tabii ki :)


tahtakafa
(10.06.19)
geçenlerde seneler önce yazdığım şu entry oylanmış. o zaman okumuştum da epey sinirlenmiş gibiyim. şu an bu kadar dolu değilim ama yazmadım, yazmam da.

eksisozluk.com


Soyad büyük harf


all girls dream
(10.06.19)
Büyük HARF


2 tostos turan
(10.06.19)
Soyad büyük harfle yazılır . Yazılı bir kuralı yok bunun ancak kurumlarda kurum içi yazışmalarda bu yazıma dikkat ediliyor.


creedwar
(10.06.19)
kurumlarda büyük yazılıyor. askerde ben yazıcıydım, komutanların soyadlarını büyük yaza yaza bihal olmuştum.


Neill
(10.06.19)
Valla geçen ben de onu düşündüm, bi yerden büyük yazıldığını öğrenip hep onu uyguladım ama nereden hiç çıkaramıyorum. Yine de tüm harfler büyük yazıyorum ben.


Askeri yazışma kuralıdır soyadın büyük harflerle yazılması. Askerliğini yazıcı olarak yapanlar bilir.


Mirket
(10.06.19)
Resmi yazışma dışında Güloğlu şeklinde yazarım ama resmi yazışmalarda tüm soyadları GÜLOĞLU yazarım (bana gelen resmi yazılar da hep böyle). Özellikle çift soyadlı kadınlarda bu yazım çok önemli. Ayşe Esin GÜLOĞLU başka, Ayşe ESİN GÜLOĞLU başka mesela.


cosmicstring
(10.06.19)
Resmi yazışmalarda büyük diğer durumlarda küçük +1


Sulfoxaflor
(10.06.19)
Hayır


'
(10.06.19)
"Davut GÜLOĞLU" diye yazıyorum. Hem karışıklık olmuyor hem de göze hoş görünüyor.


norek
(10.06.19)
Ben de resmî işlerde büyük harfle yazıyorum, diğer türlü de büyük yazıyorum arada ama önemsemeden küçük harfle yazdığım da oluyor.


aquarium
(10.06.19)
küçük
sadece kartvizitimde büyük, onu da ben seçmedim


superb
(10.06.19)
büyük harf diye öğrettiler bize ilk okulda, büyük harf ile yazıyorum o yüzden.


selam
(10.06.19)
Doğrusu Davut GÜLOĞLU ama ben hep Davut Güloğlu şeklinde yazıyorum. Mesela babam soyadımızı çok sevdiği için hep büyük yazar. Ben de seviyorum ama hepsini büyük yazmak bağırıyo hissi oluşturuyo sanırım internet kültüründen dolayı.

Arada derslerde yoklama listesine bakıyorum, çoğu kişi Davut GÜLOĞLU diye yazıyo bu arada


nundu
(10.06.19)
Ben de maillerde falan küçük harfle yazıyorum ama idareye dilekçe vereceksem büyük harfle yazarım. İki soyadlı kadınlarda konu çok karıştığı için büyük harf kullanımını destekliyorum. Bir de soyadı da isim gibi olan insanların ("Mehmet Veli" mesela) soy adları büyük harfle yazılınca içimi bir ferahlık kaplıyor.


(2)

daha önce gelir testi yaptırmış olan var mı? süreç nasıl işliyor?

25 yaşını doldurmuş işsiz bir old fart olarak artık babamın sigortasından faydalanamıyorum. gss kapsamında sanırım 2019 itibariyle aylık 75 lira vererek kendi sigortamı yaptırabiliyormuşum fakat gelir testi neticesinde fakir olduğuma kanaat getirilirse ücretsiz sigortalanıyormuşum.bu işlemi daha önc
25 yaşını doldurmuş işsiz bir old fart olarak artık babamın sigortasından faydalanamıyorum. gss kapsamında sanırım 2019 itibariyle aylık 75 lira vererek kendi sigortamı yaptırabiliyormuşum fakat gelir testi neticesinde fakir olduğuma kanaat getirilirse ücretsiz sigortalanıyormuşum.

bu işlemi daha önce yaptırmış olan var mı? başvurudan sonra ne kadar süre içinde tamamlanıyor? sanırım ikamet adresime bakan sgk genel müdürlüğüne gidip gelir testi talebinde bulunacağım. önceden duyduğum kadarıyla eve gelip bakma durumu yok, sistemdeki resmi bilgilerden hareketle tespit ediliyor gelir düzeyi. bu durumda birkaç gün içinde sisteme düşmüş olur mu?

bir de gelir düzeyini belirlerken neyi hesaba katıyorlar, aynı adreste ikamet eden kişilerin toplam gelirini mi?

bu yoldan geçmiş birisi varsa, rica etsem kendi tecrübesini paylaşabilir mi?
der meister
(09.06.19)
Ben yaptırdım.

Kaymakamlığa gidip talep açıyorsun, onlar eve geliyor.
Köylü kurnazı gibi fakir edebiyati yaparız :( dedik, derslerine çalışıp gelmişler. Gelir gelmez annemin babamin kardeşlerimin evde yaşayan kim varsa resmi bir şekilde sahip olunan iğneye kadar okumuslar annemin yüzüne sonra çakmışlar kodu(ne ödeyecegini belirten kod) gitmişler :))


Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına başvuru yapıyorsunuz.
Eve gelme durumu yok diye biliyorum. (İstisnalar olabiliryormuş)
Hesaplama şu şekilde, hane halkı geliri/kişi sayısı
Bu tutar asgari ücretin 3/1'ini geçmemeli.
Hatırladığım kadarıyla banka hesabınızda 25bin üstü nakit olmamalı.
Üzerinize kayıtlı araç olabilir. Fakat araç bedeli 50bin üstü olamaz.


lemon cake
(09.06.19)
(4)

okulda kısmi zamanlı çalışma ve sigorta konusu

(okumaya üşenenler son paragrafa, yıldızların altına inebilir)bu yılın ekim ayı itibariyle kyk kredisi geri ödemem başlıyor fakat ben ikinci sınıfa yeni başlıyorum, o yüzden erteleyebildiğim kadar (en azından üç yıl) ertelemek niyetindeyim. yanılmıyorsam ödeme tarihi yaklaşınca e-devlet'ten "bir yıl
(okumaya üşenenler son paragrafa, yıldızların altına inebilir)

bu yılın ekim ayı itibariyle kyk kredisi geri ödemem başlıyor fakat ben ikinci sınıfa yeni başlıyorum, o yüzden erteleyebildiğim kadar (en azından üç yıl) ertelemek niyetindeyim. yanılmıyorsam ödeme tarihi yaklaşınca e-devlet'ten "bir yıl erteleyelim şekerler" diyebiliyoruz.

öte yandan sanırım deniz bitti: mevcut işim çok istikrarsız, düzensiz ve ben her allahın günü iş düşünmekten çok sıkıldım. o yüzden okulun bu "dersten sonra gel 3-4 saat takıl" tarzı kısmi zamanlı işlerine başvurmak niyetindeyim.

gelgelelim, yanılmıyorsam bu kapsamda sigorta yapıyorlar. resmiyette çalışıyor görünüyorum. e böyle bir durumda kyk bana "u w0t m8 gib money" demez mi, it oğlu it senin sigortan var neden kredini ödemiyosun diye peşime düşmez mi?

***

okulda kısmi zamanlı olarak çalışırken kyk kredimi erteletme, "ödemiyorum şu an bye" deme şansım var mı yasal olarak? yoksa mezun olup da tam zamanlı bi işe girene kadar yeraltında mı kalmam lazım?
der meister
(07.06.19)
faizi mukabilinde ertelediğin için çalışıyor ya da çalışıyor olmanın konuyla bir alakası yok.

yerinde olsam ertelemem, maksimum 2 yılda bir af çıkıyor zaten gecikme faizlerini siliyorlar. ödeyecek duruma gelince yapılandırıp ödersin. tabi o arada borcun vergi dairesine düşecek; takibe girme, e-haciz gibi olaylarla karşılaşma riski de mevcut.


hadsafhada
(07.06.19)
ertelemediğim halde ödemezsem günlük faiz biniyor bildiğim kadarıyla. ödemenin 2020 ekim'de başlamasıyla bir yıllık borcu ödememiş olmak arasında fark var diye biliyorum.

önümüzdeki üç yıl boyunca ödeme imkânım yok, nasılsa af çıkar diye riske giremem. devlet "ödeyeceksin, başka şansın yok" demediği sürece mezun olana kadar ertelemek zorundayım. kira ve faturalar dışında aylık 600 lirayla yaşıyorum zaten 390 lira kyk kredisi ödeme şansım yok maalesef. borcumu silsinler, 10 sene ötelesinler demiyorum ama mezun olana kadar bıraksınlar en azından.


der meister
(07.06.19)
ödemediğin için binen faiz yapılandırmada siliniyor. erteleme yaptığın zaman 1 yıllık faizi mevcut tutarın üstüne ekleniyor ve sen bunu kabul etmiş oluyorsun fakat kafan rahat oluyor tabi. ikisini değerlendirip kafana nasıl yatıyorsa öyle hareket edersin. e-devlet üzerinden 1 yıl 1 yıl istediğin kadar erteleyebilirsin borcunu onda problem yok.

anlatmaya çalıştığım şey: türkiye'de borcunu ödeme konusunda kitabına uygun şekilde hareket eden herkes uzun vadede kendini keriz yerine konmuş olarak bulur.


hadsafhada
(07.06.19)
Biraz geç bir cevap oldu kusura bakma. Şimdi şöyle bir durum var ben de seninle aynı durumdayım daha önceki bıraktığım okuldan kyk kredi borcu vardı ve ödeme tarihi gelmişti. Eğer ertelemediysen ankara'da kyk genel şubesi var oraya gideceksin ve ben tekrar bir üniversiteye girdim ödeme durumum yok ertelemek istiyorum diyeceksin onlar şu anki üniversitenin bitiş tarihinden sonraya erteliyorlar. Hatta benimkini okul bittikten 2 sene sonraya ertelediler. Ben de senin gibi şu an 24 yaşındayım ve birinci sınıfım. Eğer ertelemezsen günü geçen her tarih için kredi borcu faiz yapılandırmasına biner ve faizle uğraşırsın. Ertelediğinde ise sadece tüfe oranını artı olarak ödersin yani o yıl için kredi borcuna binen enflasyon oranı. Artı olarak iş meselesine gelecek olursan sigortalı bir işte çalışmanın erteleme ile ilgisi yok ben erteledikten sonra uzun süre sigortalı işte çalıştım ve hiçbir sıkıntı yaşamadım ama ertelemez ve çalışırsan o sıkıntı çıkarabilir çünkü sen çalışıyor gözüküyor iken devlete ait borcu ödemiyor gözüküyorsun çalıştığın para eline geçmeden kesilebilir artı mezun olduğunda faizle falan uğraşırsın aman diyim. Başarılar bu arada yazılarını okuyorum uzun süredir tam benim kafada bir adamsın artı yaşadığımız durum bile aynı ikimizde istanbul da ki Üniversiteyi bırakıp ankara'ya gelmişiz ikimizde 24 yaşında ve hala birinci sınıf olmanın sıkıntısını çekiyoruz bakalım nasıl halledicez meseleyi.


hannibal094
(08.06.19)
(4)

evrimle ilgili birkaç soru

zamanında çeşitli homo dostlarımız varmış. denisovan falan da keşfetmişlerdi galiba sonradan. gelgelelim, yanılmıyorsam bunlardan geriye sadece bir tanesi (homo sapiens) kalıyor ve biz de onun devamıyız. anlamadığım şu,1) habilis, erectus, kangratulatonis ( https://youtu.be/rverzV3LCns?t=14 ) türler
zamanında çeşitli homo dostlarımız varmış. denisovan falan da keşfetmişlerdi galiba sonradan. gelgelelim, yanılmıyorsam bunlardan geriye sadece bir tanesi (homo sapiens) kalıyor ve biz de onun devamıyız. anlamadığım şu,

1) habilis, erectus, kangratulatonis ( youtu.be ) türleri birbirinin devamı niteliğine mi sahip yoksa kedi-kaplan gibi birbirine benzeyen, akraba sayılabilecek fakat farklı iki vatandaş mı? yani kesin bir ayrım söz konusu mu yoksa "erectus daş atmayı öğrenince habilis oluyo işte, aynı şeyin evrim geçirmiş hali" mi?

2) essahtan sadece sapiens mi kaldı, diğerlerinin hepsi nasıl becerdi yok olmayı? benim sapiens değil de habilis olmadığımı nasıl ispatlıyoruz mesela tam olarak, yoksa genetik olarak %10 erectus, %20 habilis gibi ayrımlar söz konusu mu? "neden bu kadar gerizekalısın" diyen olursa "ben habilisim kardeş" diyerek sıyrılabilir miyim mesela, geçerli bir savunma olur mu?

3) homo dostlarımızın nesli devam ediyor olsaydı bugün benzer özelliklere sahip olmamıza karşın hepimiz "insan" olmayacaktık di mi? mesela boyu 1.30 - 1.50 arasında değişen, bizden çok daha kıllı veya tam aksine tüysüz, iq düzeyi bizden daha düşük ayrı bir tür mü olacaktı? atıyorum bunlarla sevişsek, çocuk yapsak onlar neye benzeyecekti? engelli mi doğarlardı yoksa ikimizin arası, biraz ondan biraz bundan mı olurlardı?

***

çok abuk olduysa kusura bakmayın ama cidden çok merak ediyorum bu meseleyi. canım sıkıldıkça okuyorum, çok keyif alıyorum ama bazı yerleri hiç anlamıyorum. özellikle de açıklamıyorlar bunları, bağlantıyı kuramıyorum kendi kendime.
der meister
(06.06.19)
Yine 5 makalelik soru sormuşsun meister. Mobilden yazamayacağım da bilgisayara geçince yazmak üzere yer imi bırakmış olayım.

Sadece son soru için şunu söyleyeyim şimdilik. Neandertal-Sapiens karışımı yavrularının iskeletleri biraz ondan biraz bundan özellikler gösteriyor. Anahtar kelime Oase-1. Ayrıntılar reklamlardan sonra :)


evrim halkasi
(06.06.19)
1-) Bu türlerin bazıları birbirlerinin devamı niteliğinde, bazıları ise akraba türler. Yeni tür diyebilmek için sadece kültürel değil biyoloji özelliklerin de değişmesi beklenir. O nedenle, "aynı şeyin evrim geçirmiş hali" demek doğru olmaz.

2-) Evet, Homo genusundan sadece sapiens kaldı. Ancak Sapiens, diğer türlerle evrimsel ayrımdan sonra karıştı. Bu nedenle Afrika dışındaki Sapiensler %4'e varan oranlarda Neandertal DNAsı taşıyor. Başka yerlerde de Denisovan taşıyanlar var mesela. Habilis karışımlarını tam bilmiyoruz, çünkü onların DNAsı yok. Ama kaynağı bilmeyen karışımlar olduğu biliniyor. Ömer Gökçümen'in MUC7 geni ile yaptığı böyle bir çalışma var mesela. İngilizcen var, okursun ayrıntıları. İstersen link bırakırım buraya.

3-) Bunu şu an için bilmek pek mümkün değil. Tür kavramı çok tartışılan bir şey zaten. Birçok özelliğine göre değerlendirmek gerekirdi o durumda. Yine de Sapiensin onlardan "o kadar da" izole kalamayacağını düşünüyorum. Çiftleşme konusunda da ne desek yalan olur. Neandertal ile çiftleşmek Sapiensin adaptasyonunda önemli rol oynadı. Öyle özellikler gelişebilirdi. Çocuklar engelli olmak zorunda değil ama tabii ki duruma bağlı. Yani bu son soru malasef pek cevaplanabilir değil.

Bilgisayara geçince yazarım dedim de yine mobilde aklıma geldi. Çok imla sorunu varsa affola.


evrim halkasi
(08.06.19)
çok teşekkür ederim. link isterim tabii ki, lütfen.


der meister
(08.06.19)
Şuna bakabilirsin genel olarak karışma mevzusu için: www.ncbi.nlm.nih.gov

Bu da direkt Gökçümen'lerin çalışması ama fazla teknik kaçabilir: academic.oup.com

Makalelerin tam metinlerine ulaşamazsan sci-hub.tw deneyebilirsin. O da olmazsa gönderebilirim.


evrim halkasi
(08.06.19)
(8)

erasmusçu ev arkadaşı

normalde üç kişi kalıyoruz fakat bir arkadaşımız tezini yazmak üzere memleketine döneceği için muhtemelen iki kişiye düşeceğiz. aslında benim isteğim iki kişi olarak devam etmemizden yana fakat uzun vadede ekonomik açıdan üzülebiliriz. idare edebilir miyiz bilmiyorum.ev hamamönü'nde, dtcf'ye yürüyer
normalde üç kişi kalıyoruz fakat bir arkadaşımız tezini yazmak üzere memleketine döneceği için muhtemelen iki kişiye düşeceğiz. aslında benim isteğim iki kişi olarak devam etmemizden yana fakat uzun vadede ekonomik açıdan üzülebiliriz. idare edebilir miyiz bilmiyorum.

ev hamamönü'nde, dtcf'ye yürüyerek 30-35 dakika. metro keza yürüyerek 10-12 dakika, evin önünden dolmuş geçiyor. gayet merkezi ve sevimli bir muhit. ev dandik ama kirası da ona göre uygun, aylık taş çatlasa €80 alırız potansiyel arkadaştan.

böyle bir yer erasmusçular açısından uygun mudur? istanbul'dayken dağ başında yaşıyordum mesela, yabancı ev arkadaşı bulmak hemen hemen imkansızdı o açıdan.

bir de tecrübesi olanlara soruyorum: erasmusçu olmasına karşın her akşam eve başka biriyle gelmeyen, evde genel olarak fazla ses çıkarmayan, "nasılsa 4 ay sonra gidiyom, yrraamı yesinler" demeyip sorumluluk alan uyumlu biriyle tanıştınız mı? yoksa "evimin ahıra dönmesini istemiyorum, akşam papatya çayı içip kitap okuyorum, gece 11'de yatıyorum" diyen birisi evine kati surette erasmusçu sokmasın mı?
der meister
(03.06.19)
erasmuscu da senin benim gibi insan. 80 avro cok az. bulursun. couch surfing'e craigsliste falan ilan koy. ilan da acik acik yaz sessiz sakin duzenli birini ariyorum diye.


hot potato
(03.06.19)
Valla istanbulda yasdigim zaman surekli erasmus yapanlara kiraliyorduk evin bir bazen de iki odasini (habire bomba patladigi donem gelen pek olmuyordu tabi, o donem disinda diyeyim). Belki bizim sansimizdir ama hic sorun yasamadik, hep kafa insanlardi gelenler. Bilakis epey avantajini gorduk erasmuslu agirlamanin. Thumbs up derim her turlu yani.

80 euro bence de baya az yav.


twq
(03.06.19)
çok az derken olumsuz anlamda mı söylüyorsunuz? uğur dündar'dan baskın yiyecek, hijyenik olmayan koşullarda üretim yapan imalathane gibi mi duruyor? daha mı yüksek demek lazım?

valla bizim kiramız 1000 liraydı. ev sahibi YOLO derse ağustos'ta maksimum 1250 olur (ki sanmıyorum, o kadar coşmaz). gelen arkadaş uzun süreli olmadığı için normalde isteyeceğimizden biraz daha fazla istesek 400-450 değil hadi 500, bilemedin 550 olsun. her koşulda 85-90eur oluyor.

ben de kiramızı başkası ödesin istiyorum ama hepimiz öğrenciyiz, seneye ben de erasmus yapıcam, payına 450 lira düşerken çocuktan 900 lira almayı içime sindiremem. benim tek isteğim eve birilerinin daha girip çıkması, maddi yükümüzü azaltması fakat aynı zamanda kalıcı olmaması. kafamız bozulursa 3-4 ay sonra gideceğini bilecek olmak. oynar başlık gibi. var ama oynuyor. sabit değil. süper.


der meister
(03.06.19)
100 euro yap. neticede eve esya almissin, evsahibini manage ediyorsun, evi cekip ceviriyorsun, faturalarla ugrasiyorsun vs vs. normal sartlar altinda kimse bir seneden asagi ev kiraya vermez zaten. iki taraf icin de win win


hot potato
(03.06.19)
Min 150 euro yap. Emin ol 150 Euro para değil. Sen gidince senden çok daha astronomik paralar alacaklar :) çok romantik davranmaya gerek yok.


mg3929
(03.06.19)
Esn gruplarına yaz. Esn başkent, esn ankara, esn odtü, esn aybü, esn gazi, esn bilkent... illa ki okulu yurt imkanı sunmayan evde kalmak isteyen birileri çıkacaktır. 100 iyi bence.


adwokat
(03.06.19)
Bi de euro bazında düşünmek mantıksız geldi bana. Çocuk her ay kur mu hesaplayacakk. Aylık düz 650 versin işte.


adwokat
(03.06.19)
Ha bence erasmuslu ev arkadaşı bulamazsın ama onu diyeyim.
Ankara’da bi ton ESN’er var. Yedirtmezler :)


adwokat
(03.06.19)
(1)

sampiyonlar ligi finali

bein haber'deymis ya simdi bu, baktim bizim televizyonda var su an. acik. mac saatinde sifre falan girer mi yoksa izler miyiz sorunsuz? ucretli herhangi bir servis uyeligi yok, anlamiyorum pek televizyon isinden anamlarin tv'si zaten bilemedim. olmayacaksa, sifre koyuyorlarsa hdmi kablosu falan bak
bein haber'deymis ya simdi bu, baktim bizim televizyonda var su an. acik. mac saatinde sifre falan girer mi yoksa izler miyiz sorunsuz? ucretli herhangi bir servis uyeligi yok, anlamiyorum pek televizyon isinden anamlarin tv'si zaten bilemedim. olmayacaksa, sifre koyuyorlarsa hdmi kablosu falan bakcam.
der meister
(01.06.19)
şifresiz


nrmnm
(01.06.19)
(7)

uzun süreli yoklukta evin kapısını bacasını açık bırakmak

ev üçüncü katta. 10-12 gün kadar hiçbirimiz evde olmayacağız, en son ben çıkıyorum. salonun ve mutfağın penceresini açık bıraksam (ikisinde de sineklik var) sorun olur mu? aklıma gelen en kötü ihtimal çok yoğun yağışta belki bir miktar içeriye yağmur düşmesi ama o bile olmaz gibi ya, daha önce çok g
ev üçüncü katta. 10-12 gün kadar hiçbirimiz evde olmayacağız, en son ben çıkıyorum. salonun ve mutfağın penceresini açık bıraksam (ikisinde de sineklik var) sorun olur mu? aklıma gelen en kötü ihtimal çok yoğun yağışta belki bir miktar içeriye yağmur düşmesi ama o bile olmaz gibi ya, daha önce çok gördük yani girmiyor içeri, girse de cürmü kadar yer ıslatır eheh.

gönlüm rahat gidebilir miyim açık bırakıp yoksa kapalı kalsa daha mı iyi olur?

"e kapat git niye kasıyon" derseniz, ev genel olarak çok sıcak ve havasız kalıyor; bayram dönüşü gelip de öyle pis pis bok bi ortama girmek istemiyorum, mis gibi essin tertemiz havalı olsun oooh ne güzel.
der meister
(31.05.19)
öyle pis öyle bok bi ortam gerginliği < camı bacayı açık bırakıp evden gitme gerginliği.

kendime böyle bir obsesyon yaşatamam. açık bırakma.


kablelvuku
(31.05.19)
Evinizin 3. katta olması bazı hırsızlar için basit bi' parkurdan ibaret olduğu üzere, geri döndüğünüzde kokudan ziyade halının ortasına bırakılmış devrek bastonuyla görsel olarak boklayabilirler, aman diyeyim. :)


Beherit
(31.05.19)
cam kapi acip gittigimde bir keresinde salona kumru girmis, uclu koltuga yumurtlamis, geldigimde kuluckada takiliyordu. 3 hafta falan ev arkadasim oldu kendisi. (yavru cikmadi maalesef)

toz kir olur en fazla cam acik kalinca.


jimicik
(31.05.19)
Heryeri kapat, durduk yere eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme. 3. kata tırmanmak hırsız için iş değil. Geri döndüğün zaman 1-2 saat havalandırırsın olur biter.


battal gemalmaz
(31.05.19)
bu mevsimlerde yagmurlar da azalir artik, toz toprak olur en kuytu koseler dahi, aylarca kalintilarini bulursunuz, acik birakmayin. illa ki biraz hava alsin derseniz wc camini acip, kapisini kapatin.


hiçbir şey olmasa hayvan gibi toz olur evin içi. hiç gerek yok, kapat git.


Kapatıp git, gerek yok öyle açık durmasına. Geldiğinde açar havalandırırsın.


(9)

ankara'da geçen dizi-film-roman

"boş yapma" diyenler için kısaca sorum şu: ankara'da geçen güzel dizi, film, roman vs. var mı önerebileceğiniz? her saniyesinde şehirden bahsedilmesine gerek yok tabii ama neblim şehirdeki ortamdır, sokaklardır, bi' şekilde şehrin ismi cismi geçsin yani. az biraz "ankara da böyle bir yermiş" dedirte
"boş yapma" diyenler için kısaca sorum şu: ankara'da geçen güzel dizi, film, roman vs. var mı önerebileceğiniz? her saniyesinde şehirden bahsedilmesine gerek yok tabii ama neblim şehirdeki ortamdır, sokaklardır, bi' şekilde şehrin ismi cismi geçsin yani. az biraz "ankara da böyle bir yermiş" dedirtebilse iyi olur.

behzat ç. dışında tabii ki, onu bilmeyen yok.

ikinci olarak kürk mantolu madonna'yla ilgili bir sorum var. kim söylemişti, tam olarak ne demişti onu bile hatırlamıyorum ama "olm sen nasıl okumadın onu hala, hem ankara hem de almanya var içinde, bayılacağından eminim" demişti. öyle mi? yani içinde bunlar geçmese de okuyacağım zaten ama bir ucu ankara, diğer ucu almanya'da olan bir hikayeyse negzel yav çok daha eğlenceli olur benim açımdan.

***

"ne alaka?" diyecek olursanız, ben klasik tabirle başka dünyalara dalmayı çok seven biriyim. bissürü şehir, ülke hakkında okuduk; "keşke gidebilsem" dedik. birkaçını görebildik, çok mutlu olduk, "aaa ne güzel ya" dedik.

şimdi diyorum ki 2 yıldır yaşadığım ve tuhaf bir şekilde çok sevdiğim kendi şehrimle de ilgili bir şeyler bakayım. neblim romanda anlatılan, filmde görülen güzel bi' şeyin bana bir ego yolculuğu kadar uzakta olduğunu fark edip mutlu olayım. bunun gibi şeyler.

zamanı çok önemli değil, atıyorum 50'li yıllardan bir roman da olabilir. var mı böyle "canım ankaram <3 <3" dedirtecek hoş bi şeyler?
der meister
(30.05.19)
Bizim evin halleri


malheiros
(30.05.19)
Ask tesadufkeri sever


bradshaw
(30.05.19)
Zeki demirkubuz un yeraltı filmi


yuyu
(30.05.19)
Bizim büyük çaresizliğimiz


(s)AINT
(30.05.19)
deniz yıldızı


hocam
(30.05.19)
(s)AINT +1, kesinlikle Bizim büyük çaresizliğimiz

(git:www.youtube.com ) şunu da ekleyim. şarkı film uyumu.


scudman1
(30.05.19)
'yenişehir'de bir öğle vakti' var roman olarak. çok da güzeldir.


absel
(30.05.19)
uzunharmanlarda davetsiz bir misafir


Siyah beyaz'i anlatan bir film vardi onu izlemek lazim


kassiopeia
(30.05.19)
(9)

sigara ve şeker (hap değil normal şeker) bağımlılığı

1) sigarayı tam olarak ne zaman bıraktığımı hatırlamıyorum ama sanırım 4 aya yaklaştı. hâlâ canım bazen inanılmaz çekiyor, şöyle bir köşeye çekilip tüttürmek istiyorum. "OFF SİGARA İÇMEM LAZIM GAFAM ÇALIŞMIYOR" durumu yok; safi itlik ve serserilik kaynaklı, "içelim de keyiflenelim olum, içmiyon da n
1) sigarayı tam olarak ne zaman bıraktığımı hatırlamıyorum ama sanırım 4 aya yaklaştı. hâlâ canım bazen inanılmaz çekiyor, şöyle bir köşeye çekilip tüttürmek istiyorum. "OFF SİGARA İÇMEM LAZIM GAFAM ÇALIŞMIYOR" durumu yok; safi itlik ve serserilik kaynaklı, "içelim de keyiflenelim olum, içmiyon da ne oluyo?" temelli sinir bozucu bir istek. 2,5 yıl kadar içmiştim. bu his zamanla zayıflayacak mı yoksa ömür boyu bunu çekmeye alışayım mı? bir tane yaksam (ki yapmam öyle bi şey) yarısına gelemeden atacağım muhtemelen, niye hala gerizekalı gibi sigara istiyorum?

2) sigarayı bıraktım ama şekeri bırakamıyorum. çok denedim. sabah yumurta, zeytin peynir; akşam tavuk göğsü, sebze, bulgur pilavı falan yiyebiliyorum. "sağlıklı beslenme" konusunda çok şikayetim yok, onu yapabiliyorum ama her gün temiz bi' 1000 kalorilik şeker tüketmezsem (dondurma, gofret, kek vb.) ev arkadaşıma bıçak çekecek raddeye geliyorum, inanılmaz sinirleniyorum. bu ne çeşit bir aptallık? bir insan şekeri nasıl bırakamaz aq, amatem'e mi yatayım gofretten kurtulmak için?

sigara ve meşrubat (günde 2+ litre gazoz, kola, meyve suyu, powerade vb. bulşit tüketimi) bağımlılığım vardı. çok şükür ikisini de yenmeyi başardım, büyük oranda öldürdüm. ama her akşam (olmadı iki akşamda bir) 3-4 farklı pis şeker ürünü tüketmezsem deliriyorum.

***

bunun için ne yapabilirim? gerçekten çok sinirlenmeye başladım kendime. şaka değil geberip gidicem bu yüzden, 19 yaşına kadar hastaneye uğramamış adamken 24'ümde ülkedeki her doktorun tanıdığı biri olup çıktım, ayakta duramıyom.

"sigara çok zararlı, uzun vadede hayat kalitemi düşürür ve ölümüme yol açar" deyip küt diye sigarayı bıraktım ama gofret ve kek yemeyi bırakamıyorum asjfasjfajsfjask. bi' insan nasıl bu kadar dangalak olabilir?

"psikolojin bozuk, boşluğu şekerle dolduruyosun" demeyin, 6 yaşımdan beri psikolojim bozuk ama şekere 3-4 yıldır abanıyorum. 15-16 yaşımdayken çok daha arıza bir çocuktum ama dondurma yok diye annemi kemerle dövdüğümü hatırlamıyorum hiç.

yaşadığım sürece bu konuda mücadele etmeye devam edeceğim, gofret yemeyince kendini kaybeden birisi olarak var olmak istemiyorum ama çok sıkıldım artık yav böyle iş mi olur, gencecik adamız düştüğümüz hale bak, ulan ne demek şeker bağımlısıyım kokain falan kullansam daha az gerizekalı görünürdüm herhalde.

benim durumumda olan var mı? olup atlatan ya da nasıl atlatılabileceğine dair fikri, tavsiyesi olan? müsait bi yerde öleyim mi ne yapayım?
der meister
(26.05.19)
Sugar i izle. Meyve ye bol bol meyve şekeri al. Kuru meyve tüket incir üzüm. Bir günü ödül günü yap birkaç zararlı şekere o gun izin ver


kafanguzelolmus
(26.05.19)
ayni seyleri yasamadim ama tavsiye olarak yerine hurma, kuru meyve gibi sekeri bol seyleri koymayi denediniz mi? meyve gofretle ayni hazzi vermez bence, bi kere dogal ve az sekerli. o yuzden kuru meyve nispeten daha cok sekerli oldugundan seker krizine iyi gelir diye dusunuyorum. belli bi sureden sonra onu da azaltarak insani tuketime gecersiniz. dondurma icin de buzlu muzlu sut gibi kolay hazirlanan soguk seyler olabilir.


pide
(26.05.19)
@kafanguzelolmus, hocam bu kadar delirmemin sebebi zaten durumun farkında olmam. inanın şekerin zararları üzerine belki yüzlerce makale okudum, çok sayıda belgesel izledim. ben küçük kuzenine, kardeşine bile "sevinsin" diye çikolata/şeker almayan bir insanım (sağlıklı bir çocuk gofret yedi diye obez olmaz tabii ama olsun, o kimyasala ve şekere alışmamak en iyisi sanırım) ama konu kendim olunca kontrolü hiç sağlayamıyorum, beynimi bir arada tutan parça kopmuş da bu konudaki iradem tamamen ortadan kalkmış gibi. 6 yaşındaki bebeye "bugün çikolata yemeyeceksin" desen somurtur, belki 3-5 dakika ağlar, sonra susup işine bakar. ben cebimde şeker tüketecek para olmasa çıkıp adam bıçaklarım 10 lira için, o kadar deliriyorum.

@pide, bir keresinde kivi almıştım ve o süreçte canım gerçekten, sanırım biraz da "nasılsa evde tatlı bir şey var" düşüncesiyle, pek gofret neyin çekmemişti. öte yandan o kivilere de dokunmadım... ev arkadaşım yedi hepsini. "evde şeker var" diye düşündüğüm için markete gidip şekerli bir şeyler alma isteğim körelmişti fakat evdeki şekeri de yeterince kaliteli bulmadığım için tüketmek istemedim. en sonunda gidip yine kimyasal pis şeylere döndüm. söylediğiniz gibi, doğal ve az şekerli oldukları için kesmiyor; bir karpuz yesem üstüne yine dondurma falan istiyor canım.

aniden kesemediğimin farkındayım ama kontrollü olarak da pek beceremiyorum çünkü ayarlayamıyorum. şeker krizlerinin yok olması için vücudun şekersizliğe alışması lazım. o süreç de nasıl atlatılacak, her an kolaylıkla erişebileceğim bir şeyden sonsuza dek nasıl vazgeçeceğim, bilmiyorum.

bu açıdan sigarayı bırakmak çok daha kolaydı... "arada içerim" demiyorsun çünkü. bitiyor, gidiyor. artık hayatında yok. ben üç ay şeker tüketmesem, sonrasında misafirlikte tatlı ikram edilse, ertesi gün gidip aynı tatlıdan bir tepsi yerim.


der meister
(26.05.19)
Kendi tatlınızı kendiniz yapın:
Ani ataklar için yoğurt, yüksek proteinli makul karbonhidratlı fıstık ezmelerine yönelin.

Bunun harici tükettiğiniz gıdaları gözden geçirin. İnsülini zıplatan yüksek glisemik indeksli, basit karbonhidratlardan uzak durun. Mümkünse beslenme düzeninizi düşük karb, yüksek protein ve normal seviye yağ olarak yeniden düzenleyin.

Intermittent fasting’i deneyin. Özellikle if ben de bu atakları çok büyük oranda kesti. Bunu insülinimin çok dalgalanmamasına bağlıyorum. Ama mesela bir önceki gün daha basit ve yüksek karblı beslenmişsem, o gün ataklar çoğalıyor. İştah kontrolü için if gerçekten beklenilenin fazlasını veriyor.


reyals
(26.05.19)
şeker için canan karatay kitaplarını oku ve uygulamaya başla. başka lafı uzatmaya gerek görmüyorum.


hoot
(26.05.19)
Ben diyabetten bi ara ölesiye korkmuştum. O ara şekeri kestim. Uyuşturucu bağumlılığı nasıl bir şey bilmiyorum ama ilk hafta sürekli sinirliydim. Pastanelerin yanından geçerken tacizci sapıklar gibi gözümü pastalardan keklerden alamıyordum. Birkaç kere oturup hüngür hüngür ağlamışlığım var. Ağladım ağladım ve ağladım ama yemedim. Sonra bi dinginlik geldi bana. Daha sonra helvalar meyveler falan şekerli gelmeye başladı hemen kesti beni. Bi uzaklaştım.
Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama o çalkantılı dönemden sonra o şekerli şekerli şeyler midemi bi kötü hissettirmeye başladı. Canım zaten istemiyordu ama bi tiksinti bi doygunluk geldi anlatabiliyor muyum? Vücut açık açık istemedi yani.
İnanılmaz sıkıntılı bir dönem var. İşte o dönemi atlatırsanız gün içerisinde hiç ama hiç istemeyeceksiniz. Eskiden tamam abanmayalım ama şeker de lazım yaw tarzında düşünürdüm ama yok yani. Şekere ihtiyacı yokmuş vücudun. Ya da en azından ben öyle gözlemledim kendi vücudumu.
Biraz sıkın dişinizi. Gerekirse de sinirden ağlayın. Sonrasında sırtımda taş mı taşımışım ya diyeceksiniz.


pudra
(26.05.19)
@hoot, kitaplarda şekeri nasıl bırakabileceğime dair bir şey var mı? çünkü şekerin ne kadar zararlı olduğu, bizi nasıl bitirdiği gibi konular bana etki etmiyor. sıradan bir vatandaş olarak şekerin zararlarını gerçekten iyi biliyorum, bu konuda çok şey araştırdım ve okudum. gerçi gerek yoktu; 19 ve 24 yaşındaki halimi karşılaştıran ve beslenme düzenimi inceleyen birisi muhtemelen ağzına şeker koymaz bir daha. şeker gibi abuk bi' şeyin bir insanın hayatını nasıl darmadağın edeceğinin birinci elden örneğiyim zaten, kitaba gerek yok bana baksınlar eheh.

bana lazım olan şey şeker tüketmeyince kafayı yememek, şekere ihtiyaç duymamak.



@pudra, inanın o dönemi yaşadım ama geri döndüm. annemin yanındayken inat etmiştim. "hazır burada sorumluluğum daha az, ailemin yanındayım; tüm enerjimi şekerle mücadeleye verebilirim" demiştim. anacağızım dünden razı zaten, eve şekerin ş'si bile sokulmadı. aptal gibi hissediyordum, aynı sizin gibi bazen ağlıyordum, duvarları ve kapıları yumruklayasım geliyordu ama tutuyordum kendimi.

15-20 gün geçti, iyice gerizekalı gibi hissetmeye başladım. beynim çalışmıyordu. ne ara oldu bilmiyorum ama yavaş yavaş "eheh bir tanecik kurabiye yiyeyim yav çayın yanında, bi şey olmaz" derken yine sapıttım.

ben genel olarak radikal önlemlere karşıyım. bugün şekerin her türlüsünden sonsuza dek uzak durmaktansa "tüketimi kontrol altına almak ve kısıtlamak" daha makul geliyor... gelgelelim, makul durumlar makul insanlar için geçerlidir. ben manyağım. ara verdikten sonra insana gerçekten aşırı şekerli geliyor ama ben sapık olduğum için "niye bu kadar şekerli geliyo bu ya, neyse biraz daha yiyim alışırım" diyorum.

farkındayım, kulağa çok saçma geliyor ve belki dalga geçtiğimi düşünüyorsunuz ama gerçekten ben bile kendime öfkeleniyorum bu konuda. her şeyin bu kadar bilincinde olup böyle gerizekalı gibi davranmak cidden inanılmaz. hayır hayatta hiçbir başarım olmasa ultra iradesiz ve beyinsiz biri olduğumu söyleyip işin içinden çıkacağım ama "zararlı bu yav" deyip küt diye sigarayı bıraktım. 4 aydır ağzıma sigara sürmüyorum, üç gün gofret yemeyince kapı pencere yumruklayasım geliyor. sigarayı bırakırken bu kadar dram yaratmadım ben, birkaç gün "gafam ağrıyo piii" diye üzüldüm, biraz keyifsizdim; en fazla 3-4 gün sonra geçti gitti.

çok şükür bugün (dün) tüketmedim. nasıl becerdim bilmiyorum, gitmedim markete falan. şu an başım dönüyor, halsizim, soğuk soğuk terliyorum gecenin 2'sinde. zehri atıyorum resmen. sinirliyim.


der meister
(26.05.19)
Ben de makul insanlardan değilim :)
Midede lezyonlar, 1 ayda 10 kilo almalar..
Sen de benim gibiysen acı çeke çeke de olsa bıralacaksın ve hiçbir şekilde yemeyeceksin.
Senin ayrılık dönemin benimkinden uzun sürmüş. Bir nedene daha ihtiyaç var sanırım. Onu bulmanı tavsiye ederim.


pudra
(27.05.19)
Zaten kitaplarda neden şekere sürekli ihtiyaç duyulduğu ve bunun neyden kaynaklandığını Anlatıyor. Bir de bunu bilimsellikle anlatınca insan tatmin oluyor


hoot
(27.05.19)
(2)

dogs of berlin

imdb ve tvcountdown'dan hiçbir şey anlamadım,1) diziyi türkçe ya da ingilizce altyazıyla izlemem mümkün mü, çıktı mı bunlar?2) ikinci sezonu olacak mı, belli mi?3) dark ve dogs of berlin dışında netflix'ten izlenebilecek almanlı/avrupalı güzel dizi neyin var mı acaba, önerir misiniz? 30 gün ücretsiz
imdb ve tvcountdown'dan hiçbir şey anlamadım,

1) diziyi türkçe ya da ingilizce altyazıyla izlemem mümkün mü, çıktı mı bunlar?

2) ikinci sezonu olacak mı, belli mi?

3) dark ve dogs of berlin dışında netflix'ten izlenebilecek almanlı/avrupalı güzel dizi neyin var mı acaba, önerir misiniz? 30 gün ücretsizmiş. ayıp olmasın, bi' ay da ben alayım. 60 günde tepe tepe izleyelim. neler olabilir?
der meister
(25.05.19)
2. sezon tarihi henüz yok bildiğim kadarıyla.
alt yazı seçeneklerini diziyi açınca görebiliyorsun zaten.

rain önerebilirim avrupa dizisi olarak.


ayin yazari
(25.05.19)
Quicksand izledim İsveç dizisi fena değildi sardı. Bir de Deadwind'e başladım Finlandiya dizisi çok sarmadı ama devam ediyorum yine de. İngiliz olur dersen Bodyguard baya sağlamdı fena sardı.


klakie
(25.05.19)
(5)

erasmus not ortalaması hususu

sınav şubat-mart gibi oluyor, ben eylül 2020'de gitmek üzere (kısfmet olursa) şubat-mart 2020 olanına gireceğim. ikinci sınıftaki ilk dönemim bitmiş olacak bu tarihte.not ortalamamı hesaplarken "dönem 1 + dönem 2 + dönem 3 bölü 3" mü yapacaklar yoksa ağırlıkları farklı oluyor mu?
sınav şubat-mart gibi oluyor, ben eylül 2020'de gitmek üzere (kısfmet olursa) şubat-mart 2020 olanına gireceğim. ikinci sınıftaki ilk dönemim bitmiş olacak bu tarihte.

not ortalamamı hesaplarken "dönem 1 + dönem 2 + dönem 3 bölü 3" mü yapacaklar yoksa ağırlıkları farklı oluyor mu?
der meister
(24.05.19)
Başvuruda transkript olarak ne verirseniz o olur.


adwokat
(24.05.19)
Ağırlık farklı.

(1. Dönem ortalama x dönem kredisi + 2. Dönem ortalama x dönem kredisi +3.donem ortalama+ dönem kredisi)/ ( 3 dönem alınan krediler toplamı)


o nasıl bir ortalama hesaplama ya haha
okuldan okula ufak değişiklikler olabilir de genel not ortalaması hesaplanırken not ve kredi hesabı yapılır.
yani atıyorum sizin hesapla 1. Dönem 3 ort, 2. dönem 4 ort, 3. dönem 2 ortalam olup genel ortalama 3 olmuyor. Belki ilk dönem 25 kredi alındı, ikinci dönem yalnız 10 vs.


senolll
(24.05.19)
@senolll, ben de ondan sordum işte zaten.


der meister
(24.05.19)
okulu bilmiyorum ama bizim okul için şu site vardı
web.itu.edu.tr

en tepeye mevcutlar yazılıp altta da dönem içinde alınan dersler ve tahmini notları yazılınca dönem ve genel ortalama hesabını yapıyor. Sizin okul da bu sistemi kullanıyorsa bu 3 dönem için alacağınız dersleri ve tahmini notlarıyla bir hesap yapabilirsiniz.


senolll
(24.05.19)
(7)

dersine girmek istediğim hocayla nasıl iletişim kurayım?

normal insanlar için bu üzerinde düşünmeye değer bir şey olmayabilir ama konu yol yordam bilmek olunca ben protokolün önünden motostikletle geçen dayıdan halliceyim.önümüzdeki dönemden başlayarak derslerine düzenli olarak, kayıtlı öğrenciymişim gibi gitmek istediğim birkaç hoca (aynı bölümden) var.
normal insanlar için bu üzerinde düşünmeye değer bir şey olmayabilir ama konu yol yordam bilmek olunca ben protokolün önünden motostikletle geçen dayıdan halliceyim.

önümüzdeki dönemden başlayarak derslerine düzenli olarak, kayıtlı öğrenciymişim gibi gitmek istediğim birkaç hoca (aynı bölümden) var. hatta alırlarsa sınavlara da girerim. isteğim gidip bu konuda konuşmak, verirlerse izinlerini almak, niye katılmak istediğimi falan söyleyip kendimi tanıtmak.

dönemin ilk dersinden önce odalarına gidip konuşsam uygun olur mu? önceden mail atmak mı gerekir? okulda bazen görüyorum da durdurup ayaküstü bahsetmek falan çok ayıca olur diye düşündüm, ciddiyetsiz gibi.

sene başında odasına gidip hazır muhtemelen derdi de çok değilken konuşup "ilk derste görüşürüz ;)))" demeyi düşündüm, öyle mi yapayım?

dtcf alman dili ve edebiyatı aktif öğrencisi olan varsa (mezun da olur ama aktif daha iyi) özel mesaj atabilir mi bi' de, onlara da sormak istediğim şeyler var. çok teşekkürler. aynı kattayız aslında ama saatler uymuyor galiba, kimseyi görmüyorum almanca sınıfında.

(bana duyurudan birisi mesaj atmıştı ama kaydetmemişim saf gibi, silindi maalesef ve nicki hatırlayamıyorum. bunu görür de yazarsan çok sevinirim)
der meister
(21.05.19)
eylül gibi odasına git. verecek olduğunuz derse ilgiliyim, sizin de izniniz olursa dersi takip etmemin bi sakıncası var mı de odasından çık. otur demeden oturma. lafı çok uzatma.


lata
(21.05.19)
Dönem başında odasına git ve güzellikle "hocam x dersinizin konusu ilgimi çekiyor ve dersinize katılmak istiyorum" de gerisi gelir. Hoşuna giderse niye katılmak istediğini falan sorabilir ya da direkt gir de diyebilir. Reddeceğini sanmıyorum ancak sınav işi biraz değişik olabilir. Onu kabul etmeyebilir.


sınav konusunu ciddiyetimi göstermesi açısından söyledim, yoksa "sınava da gircem bağanek" demem ben :) kendisi kabul ederse girmek isterim ama tabii ki. yani o dersi alan öğrencilerden farkım olmasın istiyorum, derse katılımın tüm sorumluluklarını üstleniyorum. ha hocanın muhtemelen umrunda değildir zaten ama olsun biz üzerimize düşeni yapalım; bölüm öğrencileri oraya hak ederek girmiş, ben sinsi gibi dışarıdan gelicem, onlardan daha çok çalışmam lazım. pişman etmeyek insanları iyilik yaptıklarına, "bu çocuk da dışardan geldi ama iyi kafası çalışıyo, bi şeyler öğreniyo bizden" diyebilsinler.


der meister
(21.05.19)
Bilgisine güvenen her hocayı sevindirecek bir şey bu. Ödevler, projeler, ısnavlar filan da dersin önemli kısımlarıdır. Bunlara da katılmak için izin isteyebilirsiniz. Hem bunları değerlendirirken harcayacağı vakit için izin istemiş olursunuz, hem ciddiyetinizi gösterirsiniz, hem de bunlar sayesinde siz derse bağlı kalırsınız. Ödev, proje filan yapmayan misafir öğrenciler diğer derslerinin sınavları bastırınca kayboluyor. Kaybolma ihtimaliniz varsa hiç o topa girtmeyin, negatif referans olur.

İstediğiniz zaman söyleyebilirsiniz ama en güzeli dönem başında söylemek. Şimdi söylerseniz yaz sonuna kadar unutabilir. Odasına gidip konuşun.


cosmicstring
(22.05.19)
Mesaj atar mısınız? Mobildeyim.


ben girmek istediğim derslere direkt gidip giriyorum bir şey diyen olmadı


Coyote
(22.05.19)
@coyote, ah kayotim ah, sen bizim fakülteyi bilmiyorsun. benim katılmamın zorunlu dahi olmadığı bir etkinliğe katılmadığım (katılacağımı da söylemedim açıkçası) için hocamdan "ONA SELAM SÖYLEYİN ;))" diye ayar yemişliğim var. bizim bölümlerde az kişi oluyor, hoca hemen herkesi tanıyor, kimseyle tanışmadan "derse girer çıkarım" diyemiyorsun genelde. hatta bir keresinde aynı hoca ev arkadaşıma çıkışmış, "siz aynı evde kalmıyor musunuz, sormadın mı niye gelmediğini" diye sjfjsfjsjj. bizde durum böyle genel olarak, hocalarla iletişimin iyi olmak zorunda; yoksa üzülüyor, bozuluyor ve kızıyorlar.


gerçi her bölüm için konuşamam, almanca muhtemelen çok daha kalabalıktır ama her halükarda hoca soracaktır. listede ismim bile olmayacak sonuçta, er ya da geç "kimsin la sen?" der. nezaketen önceden gidip konuşmak daha iyi olur.


der meister
(22.05.19)
(2)

mantar ve onu nasıl pişirmeliyiz

300g kadar tavuk göğsü, 3-4 biber ve sarımsaktan oluşan bi' şey yapıyorum bu ara sık sık. kremanın içinde peynir eritip makarnaya falan katıyorum, güzel oluyor. ben şimdi buna mantar da eklemek istiyorum ama mantarları yakmamak veya çok diri bırakmamak için ne zaman eklemeliyim, bilmiyorum. anneme k
300g kadar tavuk göğsü, 3-4 biber ve sarımsaktan oluşan bi' şey yapıyorum bu ara sık sık. kremanın içinde peynir eritip makarnaya falan katıyorum, güzel oluyor. ben şimdi buna mantar da eklemek istiyorum ama mantarları yakmamak veya çok diri bırakmamak için ne zaman eklemeliyim, bilmiyorum. anneme kızgınım, ona sormuyorum o yüzden. bu klasik, ince ince dilimlenmiş mantardan bahsediyorum, o formda olacak. en başta söylediğim ekibe 200g civarı katacağım.

ben en başta tavukla biberi birlikte atıyordum ama tavuklar istediğim hafif kızarık kıvama gelene kadar biberler fosile dönüşüyor, muhteşem zekamı kullanarak biberleri biraz daha sonra atabileceğimi idrak edebildim ama bayağı vaktimi aldı bu. hatta zaten pişirirken değil, geçen akşam uyumadan önce "anaaa, lan birlikte atınca biber fazla pişiyo, e sonra atayım o zaman??" diyerek aydınlanmıştım. 6 ay boyunca mantar mundar etmek istemediğim için en başta bir bilene sorayım dedim bu sefer.

tavuklarla birlikte atmak uygun olur mu, daha erken ya da geç atmak gerekir mi? tavuklar 15 dakikada falan pişiyor, bazen biraz fazla açıyorum altını, nobody ain't got time for that.

keyifli akşamlar dilerim, sağolun.
der meister
(15.05.19)
sorduğun şeyin yutubda birsürü videosu var hem de görsel, bu da onlardan biri güzel anlatmış
youtu.be

çift tava kullan, ayrı tavalarda yapıp sonra birleştir

mantar zaten çok ince doğranmaz, çok ince olursa içindeki suyu çabuk salar ve pörsüyüp tavada yok olurlar

küp küp büyük parçalar halinde ya da yatay kalın doğra, pişince biraz da küçülecektir

mantar suyunu tavaya salıp çektiğinde olmuştur

hangi yağı kullanacağın sana kalmış, hepsiyle olur


freebird5406_2
(15.05.19)
mantar tavuktan biraz daha kısa sürede pişiyor ama çok su salıyor bu yüzden ben mantarı ayrı bir tavada pişirip tavuğa ekliyorum.


(4)

ankaragücü vs gençlerbirliği

ankaralılara soruyorum özellikle, bu iki takıma karşı bakış açınız nasıl? bakıyorum bazıları ankaragücü'nden nefret ediyor. öte yandan gençler de herkes tarafından iyi gözle bakılan ama tutkuyla sevilmeyen "efendi çocuk" gibi. nereye gitsem ankaragücü eşofmanı, forması, bayrağı görüyorum. hiçbir esn
ankaralılara soruyorum özellikle, bu iki takıma karşı bakış açınız nasıl? bakıyorum bazıları ankaragücü'nden nefret ediyor. öte yandan gençler de herkes tarafından iyi gözle bakılan ama tutkuyla sevilmeyen "efendi çocuk" gibi. nereye gitsem ankaragücü eşofmanı, forması, bayrağı görüyorum. hiçbir esnafın dükkanında gençler flaması görmedim mesela ama ankaragücü dolu... belki muhitle alakalıdır gerçi bilmiyorum.

siz, özellikle de spor-futbolseverler, nasıl değerlendiriyorsunuz durumu? mesela gençler-ankaragücü maçları olaylı mı geçiyor yoksa kardeş takım gibiler mi?

kombine almak ankara'ya geldiğimden beri aklımda ama çok kararsız kaldım. ankaragücü'nün şehirle çok daha fazla özdeşleştiğini, şehirde çok daha fazla sevildiğini hissediyorum ama taraftar profili hep affedersiniz itin gtüne sokuluyor.

öte yandan gençler iyi güzel ama öyle pek de bağlılık duyulmayan, kapanıp gitse birazcık homurdanılıp sonra unutulacakmış gibi duran bir takım. en azından benim gördüğüm bu. yanlış mı görüyom?
der meister
(12.05.19)
Ankaragücü de Gençlerbirliği de Ankara’nın çok güzel, büyük camiaları. İkisini de kulüp olarak severim.

Amma ve lakin Ankaragücü taraftarı genel olarak başıboş tipler olduğundan Ankaragücü’nü pek tutmam. Taraftar profili çok kötü. Passolig’den önce bedava kombine dağıtırlardı. Ne kadar lise talebesi, ipsiz sapsız çinçin bebesi varsa maçlara doluşurdu. Ben en son 2008’de Beşiktaş maçına gittim Ankaragücünün. Oradaki gözlemlerim, genel olarak sokakta yaptığım gözlemler bunlar.

Ankaragücü yönetimi taraftar sayısını arttırmak için böyle bi politikaya başvurabilir. Doğal. Ama tribünün çocuk, yarından umutsuz tiplerle dolmasına sebep oldu bu. Her Ankaragücü taraftarı da böyle değil tabii. Çok aklı başında, düzgün tipler de var ama onlar çok az.

Gençlerbirliği ise duruşunu bozmayan, karizmatik bi takım. Geçen sene kombine almıştım. Taraftar profili çok daha düzgün. Çakal sayısı çok azdır. Öyle Gençlerbirliği taraftarlarıyla tanıştım ki, adamlar kulübe inanılmaz bağlı. Hepsi de güzel işi gücü olan insanlar. Antrenmana gidiyo ya adam izlemeye. Öyle bağlı insanlar.

Passolig boykotu nedeniyle Gençlerbirliği maçlarını çok az taraftarla birlikte oynuyo. Ben geçen sene stadın dolduğunu Galatasaray maçında bile görmedim. Ankaragücü dolu oynar ama. Bu bence güzel bi şey. Taraftar olmadan futbol zevksiz. Profili düşük olsa da stadın taraftarla dolu olmasını tercih ederim. Bi yandan da Gençlerbirliği’ne daha çok saygı duyup severim. O dengeyi tutturabilmek gerek.

İki takım kardeştir. Olay çıkmaz. Birbirlerine destek olurlar. Bu sene Türk telekom kombinesi aldım. Basketboldan anladıklarını hiç sanmıyorum ama Ankaragücü taraftarı ona da destek verdi. Onlar olmasa Türk telekom deplasman takımlarına bile ezilir taraftar sesinde. Ama tipleri bi görsen...

Gençlerbirliği’nin ağırlığı ayrıdır. Ben Galatasaray’la beraber Gençlerbirliği’ni tutuyorum. Hatta geçen sene Galatasaray’ı yendikleri maçta şampiyonluğa mal olma ihtimaline rağmen sevindim.

Bugün itibariyle süper lige de geri döndü kırmızı kara. İnşallah güzel günlerini de görürüz. Hep ilk 6’ya oynaması gereken bi takım bana göre.

Eğlenmek istiyosan Ankaragücü maçlarını tavsiye ederim. 11 sene önceki Beşiktaş maçının atmosferini hala hatırlarım. Çok zevkliydi Beşiktaş tribünüyle karşılıklı atışmak. İnsan deşarj oluyo.


(s)AINT
(12.05.19)
ankaragücünü severim tuttuğum takımın kardeş takımıdır.(Ksk) ancak taraftar grubu ankaranın çakal çukal dedikleri gecekondulular grubundan oluşur.

gençlerbirliği ve altay türkiyenin küfretmeyen sayılı taraftar gruplarındandır. gençleri üniversite öğrencileriyle okumuş etmiş ankaralılar tutar.
gençlerbirliği hobidir, ankaragücü yaşam tarzıdır.

gecekonduluların çarşı grubunu döve döve mahvettiği, göztepelileri gençlik parkında dövüp kovaladığını bizzat gördüm. ben olsam ankaragücü kombinesi alırım çünkü taraftar ruhu futbol ruhu var.

gençleri anlamak için behzat ç ye bakabilirsin. cavcav erdal beşikçioğlunun dayısıdır sakin bir taraftar grubudur rahat maç izlenir. harun saldırgandır ankaragüçlüdür.ankaragücü maçında ayağa kalkıp bağırmassan ayağa kaldırırlar.


mikahakkinen
(12.05.19)
@mikahakkinen, ankaragücü'nü takip etmek çok daha cazip gelse ve heyecanlandırsa da tam olarak bu sebepten çekiniyorum işte. şöyle söyleyeyim... yaşadığım şehirdeki insanların tutkuyla sevmesi, mutlu olması, heveslenmesi çok hoşuma gidiyor ama ben aynı heyecanı duymuyorum. futbolu çok sevmeme rağmen milyonlarca dolar para kazanan adamlar için küfür-kavga-aşk-sevgi geyiği yapacak değilim. diğer insanların mutluluğunu görmekten, sporun insan üzerindeki bu etkisine şahit olmaktan ve tabii ki oyunun kendisini izleyerek keyif almaktan yanayım.

bu yönden tam bir gençler bebesiyim ama onlarda da izlemeye değer bu "ruh" yok işte. ankaragücü'nün hiç mi yok şöyle nezih, sessiz sakin, efendi taraftarlardan oluşan bölümü? benim çinçin bebeleriyle sıkıntım yok, zaten komşu sayılırız jsfjsj ama neblim işte çekirdekçi tayfanın üyesi olarak ben o tutku ve ruhla katılım gösteremem açıkçası.

ben istiyorum ki böyle kadınların ve çocukların da maçlarına gönül rahatlığıyla gidebildiği fakat aynı zamanda insanların tutkuyla sevdiği bir takım olsun... gençler'de kitle nezih ama anladığım kadarıyla bağlılık çok kuvvetli değil. ankaragücü'nde de adamlar atom bombasına kafa atacak kadar seviyor ama kızla gitsen tek başına dönersin, öyle bir ortam var. ikisinin ortası olsaydı keşke.


der meister
(12.05.19)
vardır kapalı tribünün pahalı bölümleri sakin şekilde izler. ankaragüçlü okumuş etmiş kesimde var. ancak ankaragücü maçına bayanla gitmeyi tavsiye etmem. ben uzun süredir ankaradan uzağım ancak bilet fiyatı yüksek olan bölümlerde daha sakin maç izlersin.

ankaragücü, sakaryaspor, ksk, göztepe, eskişehir, bursaspor, adana demirspor bu gruplar takımının başarısından çok amatör ruhu severler.


mikahakkinen
(12.05.19)
(7)

e-devlet'te sigorta durumuna nereden bakabilirim?

durum biraz karışık ama özetle ben sağlık hizmetlerinden hangi sigorta kapsamında yararlanıyorum, onu anlamaya çalışıyorum. "manyak mısın olm, bunu bilmiyo musun?" diyeceksiniz. şöyle açıklayayım,ben 19 yaşımdayken, sebebini hatırlamıyorum ama durduk yere hastaneye para ödemeye başladım. muayeneye g
durum biraz karışık ama özetle ben sağlık hizmetlerinden hangi sigorta kapsamında yararlanıyorum, onu anlamaya çalışıyorum. "manyak mısın olm, bunu bilmiyo musun?" diyeceksiniz. şöyle açıklayayım,

ben 19 yaşımdayken, sebebini hatırlamıyorum ama durduk yere hastaneye para ödemeye başladım. muayeneye gidiyorum 50 lira istiyorlar. neyse sonra sgk'ya gidip öğrenci belgesi vererek babamın sigortasından yararlanmaya başladığımı hatırlıyorum. nitekim takip eden süreçte (o dönemde haftada 3-4 kez falan hastaneye gidiyodum herhalde) bir kuruş vermedim.

geçen babamla konuşurken "25 de doluyo ha, senin sigortandan da yararlanamıcaz artık :((" dedim. "oğlum benim sigortam yok ki, neyden faydalanıyon" dedi. ısrarcı bu konuda.

e-devlet'e giriyorum, gss borcu falan sorguluyorum, hiçbir şey çıkmıyor. borcum yok. hastaneye para vermiyorum, eczanede de çıkmıyor borç. yani 24 yaşında işsiz bir erkek olarak ben şu an sağlık hizmetlerine para ödemediğim gibi gss kapsamına falan da alınmamışım, borcum da çıkmıyor.

e-devlet'te "siz şu kapsamda sigortalısınız" bilgisini veren bölüm hangisi allah aşkına? peder bey canı sıkılınca bizimle dalga geçti herhalde.

ergenliğimde bile bu kadar yoğun bir kimlik bunalımı yaşamamıştım. gözcüleri kim gözlüyor? :((
der meister
(11.05.19)
mustehaklik sorgulamadan kimin ustunden gecindigimi goruyorum ben. dur link vereyim.

www.turkiye.gov.tr


supergirl
(11.05.19)
üniversite mi acaba? merak ettirdin yine der meister gece gece. haber ver.


ozdek
(11.05.19)
galiba babam. isim yazmıyor ama "faydalandığı kişinin kimlik numarası" kısmı var. anneme gönderdim, "benim değil" dedi. yakınlık derecesi kısmında da "oğlu" yazıyor, tanımadığım başka birileri yoksa babam üzerinden sigortalıyım o zaman. bu işleri bilmeyen biri olsa neyse diyeceğim de kendisi sağlıkçı sayılır, 20-30 yıl bu sektörde çalışmış birisi, sigortası olup olmadğından haberi mi yok nedir anlamadım ben, çok tuhaf.

"e kimlik numarasını niye ona sormuyon, sorsana onun muymuş" derseniz aramadığım için küstü bu ara, barışınca soracağım sjfjsfsj


der meister
(12.05.19)
son mesajın için; aile durum belgesi var. oradan tüm aileyi talep et, anne babanın tcsini görebilirsin bu şekilde.


1213
(12.05.19)
aile durum belgesi nerede acaba? hizmetlerde arattığımda çıkmadı bir şey.


der meister
(12.05.19)
nüfus kayıt örneğinde de görebilmen lazım. soy ağacında bile görebilirsin.


ozdek
(12.05.19)
nufus kayit ornegi cok acaip belge ha ona bakma moralin bozulur, benim babam meger onceden biriyle evliymis, bizimkiler de 2 kez haberim olmadan bosanip evlenmisler geri, yeni ogreniyorum


hjarteblod
(14.05.19)
(5)

bacaktaki şişlik için hangi branş uygundur?

sol bacağımın alt ve dış kısmında yürüyünce daha da belirgin hale gelen renksiz, ağrı yapmayan, bastırınca oynamayan ilginç bir şey var. dışarı doğru böyle birazcık çıkıyor. müzmin çürük olduğum için çevrem bu konuları genelde bana danışır ama bunun için ne yapılır, hiç bilemedim. aklıma hiçbir bran
sol bacağımın alt ve dış kısmında yürüyünce daha da belirgin hale gelen renksiz, ağrı yapmayan, bastırınca oynamayan ilginç bir şey var. dışarı doğru böyle birazcık çıkıyor. müzmin çürük olduğum için çevrem bu konuları genelde bana danışır ama bunun için ne yapılır, hiç bilemedim. aklıma hiçbir branş gelmiyor. hangisine göstermek lazım? iç hastalıkları falan olur mu?

(tikleri sonra vereceğim, üzülmek yok, görüşürüz)
der meister
(10.05.19)
Bir fotoğraf çekinenler miyiz ? Foto foto foto mümkünse.

Diz kapağı etrafında anladığım kadarıyla. Kist olabilir(kötü bir şey değil), lipom olabilir(yağ bezesi).
Gideceğiniz yer ortopedi. Hareketle değişen bir yapısı var çünkü. Dahiliye, cildiyeye gitseniz de olur ama onlar sizi ortopediye yönlendireceklerdir kuvvetle ihtimal.
Usg ile ne olduğu anlaşılır.


aylakadam
(10.05.19)
Son olarak,
Geçmiş olsun.


aylakadam
(10.05.19)
cok tesekkurler. aslinda ayak bilegiyle dizin tam ortasinda, biraz disa dogru diyebilirim. diz kapagi etrafinda degil. fark edeli bayagi oluyor aslinda ama bu ara buyudu gibi, disaridan bakinca bile cok net goruluyor, gideyim dedim durduk yere olmeyelim simdi.


der meister
(10.05.19)
Orası ayak oluyor @der meister, bacak yukarısı.
Kemik etrafında, kemiğe yapışık değilse lipom ve varis olma ihtimali var.
Ne iş yapıyorsun ?


aylakadam
(10.05.19)
öğrenciyim, harçlık için yaptığım işi de evden yapıyorum. ağır iş, çok fazla yürüme vb. bir durum yok. ama benim bileklerim zaten sıkıntılı, bi' kere MR çektirmiştim fıtık da çıkmıştı. his kendi keyfine göre gidip geliyor bacağın/ayağın çeşitli yerlerinde. bazen yürümekte zorlanıyorum, bazen 4 saat yürüsem bana mısın demiyor. ondan korktum.


der meister
(10.05.19)
(3)

mhrs randevu

mhrs'de boş randevu yoksa (belirli bir hastaneden almak istiyorum) gece 00:00'da mı bakmak gerekir, o zaman mı güncellenir? güncellendiğinde bulabilir miyiz? eve yakın olduğu için (ankara) numune'den göz randevusu almak niyetindeyim fakat tek boş yer yok. bu sorunu çözemezsem sıla hasretini de bahan
mhrs'de boş randevu yoksa (belirli bir hastaneden almak istiyorum) gece 00:00'da mı bakmak gerekir, o zaman mı güncellenir? güncellendiğinde bulabilir miyiz?

eve yakın olduğu için (ankara) numune'den göz randevusu almak niyetindeyim fakat tek boş yer yok. bu sorunu çözemezsem sıla hasretini de bahane ederek gölbaşı halk cumhuriyeti'ne gideceğim ama 10 dakikalık muayene için 2 saat yol gitmek de ne bileyim canım çok çekmiyor. cebeci-sıhhiye arasındaki herhangi bir konumdan tek vasıtayla gidebileceğim yakışıklı, haşin ve dinamik bir devlet hastanesi de önerebilirsiniz. aklıma numune'den başka gelmedi. devlet olmak zorunda.

teşekkürler.
der meister
(08.05.19)
00:00 da bakmanız gerek evet.


kitik
(08.05.19)
bir de mhrs uygulamasında istediğin hasteneden boş randevu olunca bildirimle haber geliyor. hastaneyi ve istediğin bölümü seciyorsun bildirim geliyor.


Neill
(08.05.19)
en yakın yer dediğin numunenin bir kısmı bilkent şehir hastanesine taşındı. Eski duyurularından dikimevi tarafında olduğunu bildiğimden dolayı hatırlatayım dedim. Randevu almadan önce bi araştır istersen, bu arada mhrs den telwfonla daha kolay randevu.


primetime
(08.05.19)
(1)

game of thrones'un kitaplari

yazin bolca vaktim olacak, dizi de iyice sacmalamisken kitaplari okuyayim diyorum. sorularim soyle,1) dombili reyiz kac tane kitap yayinladi? olmez de sag kalirsa kac tane daha yazmayi dusunuyor, belli bir sayi var mi? 2) cikan kitaplarin kacinin turkce cevirisi mevcut? guzel mi? ben simdi turkce ol
yazin bolca vaktim olacak, dizi de iyice sacmalamisken kitaplari okuyayim diyorum. sorularim soyle,

1) dombili reyiz kac tane kitap yayinladi? olmez de sag kalirsa kac tane daha yazmayi dusunuyor, belli bir sayi var mi?

2) cikan kitaplarin kacinin turkce cevirisi mevcut? guzel mi? ben simdi turkce olarak okumak istersem kac tanesini okuyabilecegim?

3) bir onceki soruyla iliskili olarak, ingilizcesi cikip da turkceye cevrilmemis olan var mi henuz? varsa eger tahminen ne kadar zamanda cevrilir? yani "ilk bes kitap cevrildi, gerisi yok!" durumu olur mu?

4) diziyi izledigim halde dizide oldugu iddia edilen seyleri dahi sik sik kacirdigimi fark ediyorum. malum evren cok karisik, 50000 tane hikaye ve bin yillara dagilmis bir hikaye soz konusu. ortalama alti iq yeter mi seriyi okuyup keyif almak icin? gerci harry potter'da da olayi derinlemesine idrak edemiyor ama cok buyuk keyif aliyordum o dunyaya girince. anlamak sart degil.

5) kronolojik sirasi nasildir, en bastan sona dogru hangi romanlarla gidilmelidir?

6) romanlari daha uygun fiyatli, seri olarak alabilecegimiz alternatif bir tiriviri mevcut mudur yoksa "ne mevcut olacak gardas gir kitapyurdu'na ver iste siparisi" mi dersiniz?

bunun disinda genel olarak kitaplari okumak isteyen birine soylemek isteyebileceginiz herhangi bir seyi de keyif ve minnetle dinler, yanaklarinizdan operim. tesekkurler simdiden.
der meister
(07.05.19)
Toplam 5 kitap çıktı ve hepsi Türkçe'ye çevrildi. Birinci kitap hariç olanlar ikişer cilt. Şişko iki kitap daha yazacakmış.

Bi de Buz ve Ateşin Dünyası diye bi kitap var dünyayı anlatan. Ben seriyi okumadım ama özellikle bunu merak ediyorum çünkü serinin evreni çok güzel. YouTube'dan zırt pırt özellikle Essos'un uzak diyarlarına dair yerlerin tarihi, coğrafyasıyla ilgili videolar izliyorum çok ilgi çekici şeyler var Westeros'a uzak yerlerde.


nundu
(07.05.19)
(3)

hamamönü'nde iftar çadırı falan oluyor mu ücretsiz?

merhaba ankaralılar,yaklaşık 2 yıldır ankara'dayım ama hamamönü'ndeki ilk ramazanımız olacak. bizim derdimiz beleş yemek :// hamamönü'nde oturuyoruz, stratejik lokasyonlara çok yakınız. buralarda oluyor mu öyle çadır falan gidip yesek?
merhaba ankaralılar,

yaklaşık 2 yıldır ankara'dayım ama hamamönü'ndeki ilk ramazanımız olacak. bizim derdimiz beleş yemek :// hamamönü'nde oturuyoruz, stratejik lokasyonlara çok yakınız. buralarda oluyor mu öyle çadır falan gidip yesek?
der meister
(04.05.19)
Hamamönünü bilmiyorum ama Cebeci camiinin orada oluyordu benim bildiğim.


Senin icin en ideal yerler cebeci caminin ora , kurtuluş parkının bera otel karşısı tarafı.


primetime
(04.05.19)
Cebeci camii bera otel tarafonda değil, dikimevi tarafımda


mariposa
(04.05.19)
(12)

seçim tekrarlanırsa ülke batar geyiği

bu saçmalığın meşrulaştırılmasını dahi istemediğim için bu ihtimalden bahsetmek istemiyorum ancak sorum dolayısıyla bunu yapmak zorundayım: diyelim ki gerçekten seçimlerin yenilenmesine karar verildi istanbul'da. dolar cidden 8-9'u bulur mu, bugün "her şeye zam geldi, zor geçiniyoz" diyen çoğu kişi
bu saçmalığın meşrulaştırılmasını dahi istemediğim için bu ihtimalden bahsetmek istemiyorum ancak sorum dolayısıyla bunu yapmak zorundayım: diyelim ki gerçekten seçimlerin yenilenmesine karar verildi istanbul'da. dolar cidden 8-9'u bulur mu, bugün "her şeye zam geldi, zor geçiniyoz" diyen çoğu kişi tepetaklak gider mi?

millet her yerde "ülke batar, cesaret edemezler!111!" diyor da türkiye'yi çok gözümüzde büyütmüyor muyuz bu açıdan? tarihten gelen, biraz atatürk sayesinde işleyebildiğimiz bir saygı-güven var ama onu da zaten büyük oranda çözdüler, yok olmanın eşiğine getirdiler.

bugün seçimler yenilense hangi yatırımcı "aaa türkiye'de demokrasi yokmuş tüh" deyip parasını geri çekecek? zaten her şeyin farkında değil mi paraya ve politikaya yön veren insanlar?

siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
der meister
(04.05.19)
Bir ırmak düşün bu ırmak akan sıcak para olsun, bir kolu faizde bir kolu dövizde bir kolu bistte. Ama bunu şöyle dusun, bu ırmak oyle bir örümcek ağı gibi ki bir kolu brezilya bir kolu hindistan.

Irmağın sahibi de abd ve avrupa.

adamların risk analizi o seviyede ki bu ırmağın kollarından istediklerini seçiyorlar.

Çok afedersin ama ırmağın suyunun içini pisleten (anladınız siz) yere kimse yatırım yapmaz.

Bunlar hep risk analizi.


Techsavvy
(04.05.19)
Hayvan gibi borçluyuz, borcumuzu ötelemek için kredi lazım. Kimse kafayı kırmış bir diktatöre borç vermek istemez.


prizmatik
(04.05.19)
bence ekonomik krizin ana sebebi mevcut baskanlik sistemidir. bu sebeple dolarin yavas yavas daha da artmaya devam etmesini bekliyorum. istanbul'daki secimler tekrarlanirsa dolari pek etkilemez bence, secim olsa da olmasa da o dolar artacak.

zor gecinen insanlar icin gecim daha da zorlasacak. sebep istanbul secimi degil, mevcut ekonomik kriz.

turkiye'de parasini yatirmis yatirimcilar uzun vadeli yatirimcilar. erdogan'i da hesaba katarak yatirim yapmis olduklarini dusunuyorum. kisa vadeli yatirimcilar yatirim yapmazlar turkiye'ye.
kaldi ki bazi yatirimcilarin demokrasiye o kadar da taktiklarini dusunmuyorum. ornek, suudi arabistan. blackrock denen varlik bankasi arabistan'a bir suru para yatiriyor. neden? cunku adamlarin uzun vadede cikarlari var. daha fazla kazanacaklarini biliyorlar.
kaynak: twitter.com
kaynak 2: eksiup.com

ozetlersem, secim tekrarlanirsa hayir ulke batmaz. ortam gerginlesir ama.

not: yazdiklarim eksik veya hatali da olabilir.


1 mayısta tüsiadla toplantı yapan, her lafı sermayeyi koruyup kollamaktan ibaret olan birinin diktatörleşmesi veya demokrasi pıtırcığı olması sermayenin çok sikindedir eminim.
ülke batarcı ekip seçim tekrarı olursa ne yapacağını bilmeyen ekip. adamların böyle bir ihtimal karşısında yapacakları bir şey yok. aynı iç savaş goygoyu gibi işte.


Wasking
(04.05.19)
24 saat daha direnirsek hükümet düşecekten buralara gelmeleri bile sevindirici. ülkenin batması öyle bir şey değil, ihtimal dahilinde bile değil.


Efoody
(04.05.19)
O is soyle oluyor. Devlet butcesi diye bir sey var. Devlet her sene hepimizin ve tum sirketlerin harcamalarini topla, bulacagin sayinin yaklasik yarisi kadar harcama yapiyor. Devasa bir buyukluk. Dolayisiyla devletin harcama kararlari enflasyondan faize, senin paranin degerinden oturdugun evin kirasina her seyi etkiliyor.

Ekonomiyi etkileyen sey secimin kendisi degil secim olacagi icin hukumetin yeniden secilmek icin devlet butcesinden yaptigi secim harcamalari. Devlet butcesini incelersen goreceksin secim oncesi harcamalar tavan yapiyor ki para donsun, ekonomi iyi gorunsun. Neler oluyor mesela secim oncesi? Plansiz sosyal yardimlar, devlette ise alimlar, belediyede ise alimlar, vergi aflari, faiz baskilamalari, kredi garantileri vs vs. Say say bitmez. Bunun da secim sonrasi aci aci sonucu oluyor tabii. Bu "geyik", Turkiye yeni secim olursa hukumetin devlet kasasini kendisi icin kullanmasini bir daha kaldiramaz diyemeyen agzi buzuk ekonomist tayfasinin bunu ustu kapali ifade edis sekli. Peki niye bu sefer kaldiramaz? Cunku 2019 butcesi icin ayrilan paranin cogunlugunu ilk 3 ay secimden once kullandi devlet. Daha senenin yarisi bitmedi...


dunal
(04.05.19)
Hadi gerisini de anlatayim. Velev ki birkac ay somra buyuk capli bir secim karari alindi ve kotu ekonomiyle secime girme riskini almayacak hukumet harcama gazina tekrar basti. Oncelikle harcamalarin boyutunu hatirlayalim. Ekonomi isinacak ve enflasyon artacak. Butce zaten asilmisti yeni kararla hemen bitti, ne olacak? Devlet parasiz kalacak degil ya, harcamaya devam edecek. Ya borc alacak ki riskler arttigi icin borcu cok yuksek faizle bulacak ve yillar yili o faizi odemeye devam edecegiz. Ya da isin sonunda merkez bankasindan karsiliksiz borc almis olacak. Her iki durumda da senin elindeki para cinsinin ulkedeki toplam miktari ziyadesiyle artmis olacak ve bil bakalim bu ne demek... Ama butun bunlar velev ki.


dunal
(04.05.19)
seçim tekrarlanırsa bbc'de şöyle haber geçer
'erdoğan'ın emri ile istanbul seçimi iptal edildi'
bunu gören eu yatırımcısı hemen tr'deki müdürü arar firmadaki tüm parayı deutsche bank'a at der. en az 500-600milyon dolar.
böyle 10 adam telefon etse tr'ye 5-6milyar dolar
türkiye'den dolar almanya'ya giderse ne olur?


@kime dedim,

benim sorduğum bu işte, o kadar parası olan adam erdoğan'ın bunu yapabileceğini öngörmüyor mu zaten? öyle bir risk olsa bugünden demez mi parayı at diye?


der meister
(04.05.19)
@meister
Adam tr'ye 500milyon dolar gommus zaten. Or HONDA. her gun turkiye haberlerini takip ettigini dusun. Tr'deki her sacma haberde bir yatirimci basip gidiyor. Bu aslinda ne kadar para gomdugun ile ilgili cok para gomen zor gider tabi.
Devlet baskaninin tek bir sozune hakli bir secim iptal ediliyorsa yarin bu adam HONDA fabrikasi, parasi benim de der. Yabanci bu kafa ile bakar.


bu ülkede darbe girişimi oldu ve piyasa buna ciddi bir tepki bile vermedi. seçim tekrarında ne olacak. demokrasi için ölüp bittiği yok sermayenin nasıl bir hayal dünyanız var anlamıyorum.
memlekete para getiren adam tombaladan ülke çekip de gelmiyor. bilmiyor mu burasının nasıl bir yer olduğunu sanıyorsunuz?
milyon milyar dolar bağlamışım ama sayko gibi /r/turkey falan takip edip ne oldu bizim para acaba diye dertleniyorum böyle bir dünya yok.


Whily
(04.05.19)
babuş senin düşündüğün gibi r/turkey'İ takip etmiyor adam benim gibi insanları danışman olarak alıyor.
neden buralarda dolanıyor o zaman manyak mı bunlar derseniz. italya'da 10euro'ta ürütilen mal bulgaristan'da 4euro tr'de 2euro'ya mal ediyor. adam zaten italya'da imal ettiği ürünü 18 euro satıyor. tr'de ürettirse dehşet bir kar var. lojistik sorunda yok çin gibi uğraşlarda yok işçilik kısmen iyi. özellikle doların artmasından sonra dış yatırımcı için cennet oldu buralar.
işte bu fiyat farkına bu siyasi riski alır mısın soru o. alan var almayan var.


(1)

daad'ın sitesi harç konusunda ne kadar güvenilir?

baden-württemberg eyaletinde harçların geri getirildiğini biliyorum. her akşam resmini öpüp de yattığım bir yüksek lisans programı var freiburg'da. ne zaman değişmiş bilmiyorum ama şu an tuition fee kısmında "none" yazıyor. eskiden dönemlik 1500€ gösteriyordu.benim gözden kaçırdığım bir şey mi var y
baden-württemberg eyaletinde harçların geri getirildiğini biliyorum. her akşam resmini öpüp de yattığım bir yüksek lisans programı var freiburg'da. ne zaman değişmiş bilmiyorum ama şu an tuition fee kısmında "none" yazıyor. eskiden dönemlik 1500€ gösteriyordu.

benim gözden kaçırdığım bir şey mi var yoksa baden-württemberg'de harçlar geri mi kaldırıldı ya da okullar kendileri "biz almıyoruz" diyebiliyor mu? saksonya'da öyleydi mesela.

masrafların yer aldığı link şurası,

www.daad.de

"EU vatandaşı olmayanlar için ücretli" olsaydı not düşerlerdi sanki di mi, hiçbir şey yazmıyor. şu an için yine beleş mi olmuş o zaman? bu konuda daad'a güvenebilir miyim? güvenemezsem kesin bilgi için bakabileceğim daha güvenilir bir yer var mı?
der meister
(03.05.19)
inatla su fee'lere harc demeyi birakin. harc ile ayni kapiya falan cikmiyor. harc degil.

okulun sitesinde bu yaziyor (google translate):
(2) Non-EU citizens
no tuition fees for international students!
No administration fee!
78, - € contribution to the Studierendenwerk
7, - € contribution for the written student body
Each semester, € 85 are to be paid to the university.

Bundan daha gecerli bir kaynak olamaz. Okulun sitesinde ne yaziyorsa o. Sen gene de mail at bence.


hot potato
(03.05.19)
(2)

emeklilik cahiline bilgi verir misiniz

az önceki kyk sorusu nedeniyle yine aklıma takıldı. genel olarak dünyadan ve haklarından haberi olmayan birisi değilim ama bu emeklilik mevzuunda gerçekten zayıfım.94 doğumluyum ve tam bir dızo olduğum için sigorta girişim muhtemelen 2023 yılına kadar başlamayacak. sigortamın 2024'te başladığını, ta
az önceki kyk sorusu nedeniyle yine aklıma takıldı. genel olarak dünyadan ve haklarından haberi olmayan birisi değilim ama bu emeklilik mevzuunda gerçekten zayıfım.

94 doğumluyum ve tam bir dızo olduğum için sigorta girişim muhtemelen 2023 yılına kadar başlamayacak. sigortamın 2024'te başladığını, tam zamanlı bir işte çalıştığımı varsayalım. mevcut kanunlar yürürlükte olsun.

1) bu durumda ben 7200 iş gününü doldurduğumda emekli olabiliyor muyum? yoksa yaş koşulunu da sağlamam gerekiyor mu? gerekiyorsa, onu ne zaman sağladığımı nasıl hesaplayabilirim?

2) "şu kadar prim yatarsa, 30 sene sonra bugünün parasıyla şuna denk düşecek miktarda aylık alırsın" tarzı hesaplamalar yapan bir araç-gereç var mı?

hepsinden önemlisi, 30 yaşında sigorta girişi yapılan bir erkeğin 62-63 yaşında şort ve terlik giyerek çiçek sulaması ve bunu yaparken "akşam ne yicem ben aq param yok" diye düşünmemesi için çooook mu yüksek maaş alması lazım? sonuçta devlete 20 yaşından beri para veren adamla 30'unda vermeye başlayan aynı parayı almayacak... öte yandan maaş ve prim miktarı da önemli. ne kadar etkiler bu? girişim 30 yaşında yapıldı diye 75'ime kadar çalışacak mıyım, devletin "dayı bas git aq hasta mısın" deyip beni zorla emekli ettiği bir yaş var mı?

bunun dışında genel olarak salağa anlatır gibi sistemi de anlatabilirsiniz veya açıklayan bir sayfaya yönlendirebilirsiniz. asıl merak ettiğim, benim gibi "geç başlayan"ların toparlama şansı olup olmadığı. yoksa temelde emeklilik nedir, niye vardır, sistem nasıl yürür vs. onu biliyorum. benim sorum daha ziyade "30 yaşıma kadar bir kuruş yatırmadım, 60-65'te emekli olup normal bir yaşam sürmem mümkün olur mu?" ile ilgili.

teşekkürler.
der meister
(02.05.19)
sigorta girişin olmadığına göre 65 yaşında emekli olursun.

7200 de var, 9000 de var.

onlardan herhangi birine daha önceden gelirsen de emekli olabilirsin ancak maaş bağlanmaz, 65'i beklersin.


emekli maaşını her halükarda 65 yaşında almaya başlayacaksın.

bunun için de 65’ine kadar 7.200 gün prim ödenmiş olmadı gerekiyor ki bu da 20 yıla denk geliyor.

20 yaş ile 30 yaş arasında başlama anlamında ve sonuçta emekli maaşı arasında çok fark olmaz.

önemli olan sgk’nın aldığın ücret üzerinden yatması.


otopsicocugu
(02.05.19)
(1)

kyk geri ödemesi

daha önce de sormuştum ama net bir cevap alamadığım için yine sormak istiyorum. durum biraz karışık, olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım.eylül 2012'de üniversiteye başladım, kyk bursu alıyordum. ilk senenin ardından bölümden kaydımı sildirdiğim için bursum kesildi, eylül 2013 itibar
daha önce de sormuştum ama net bir cevap alamadığım için yine sormak istiyorum. durum biraz karışık, olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

eylül 2012'de üniversiteye başladım, kyk bursu alıyordum. ilk senenin ardından bölümden kaydımı sildirdiğim için bursum kesildi, eylül 2013 itibariyle yeni bölümüme kaydolup dilekçeyle bursun geri kalanını kredi olarak almak istediğimi belirttim.

üç yıl bu şekilde kredi aldım fakat eylül 2017'de yine bölüm değiştirdim. şu an öğrenciliğim aktif olarak devam etmekte ancak e-devlet'e göre borcumun geri ödemesi ekim 2019'da başlıyor ve aylık 373 lira olarak görünüyor. bense ekim 2019'da lisans ikinci sınıfa başlamış olacağım (hazırlık vardı bu bölümde; haziran 2018'de hazırlık bitti, haziran 2019'da birinci sınıf bitecek)

***

bu durumda "okuyom ben ya" diyerek borç ödemesini icralık olmadan, faiz binmeden mezuniyet sonrasına ya da en azından 2-3 yıl sonraya öteleme şansım var mı? kyk'ya durumu bildiren bir dilekçe ve öğrenci belgesi göndersem falan onlar halleder mi, yasal olarak başvurabileceğim bir yol var mı?

***

asla borcun üstüne yatmak gibi bir amacım yok, 4 sene para yiyip sonra "borcumu silsinler" de demiyorum; sonuçta dört sene para alıp üstüne üç yıl daha geçirmişim, devlet "e yeter sen de aq" dese haklı.

gelgelelim yıllar sonra da olsa sevdiğim bölümde okuyorum, her şey güzel gidiyor, efendi efendi derslerimi veriyorum ve ülke ekonomisinin de can çekiştiği bu süreçte ayda 373 lirayı ödemem büyük oranda imkânsız. zaten çalışarak okuyorum, kazandığım para arpama suyuma ancak yetiyor, üstüne kredi ödeyemem.

***

bu nedenle hâlâ lisans öğrencisi olduğumu bildirerek borcumu erteletebilir miyim yoksa bol su içerek böbreklerimin fiyatını yüksek tutmaya mı çalışayım? kyk, "bize her dönem öğrenci belgesi vereceksin, okula gittiğinden ve tek bir ders dahi bırakmadığından; başarıyla tüm derslerini verdiğinden emin olacağız" dese mesela... demez mi?

benzer bir tecrübe yaşamış olan var mı, neblim liseyi 2006'da bitirip, bursla başladığı lisansı 2019'da bitiren? :(((
der meister
(02.05.19)
erteleme talebi için belirli bir sebep olması gerekmiyor mu? birkaç ay önce baktığımda yüksek lisans, askerlik, işsizlik vb. sebepler vardı listede. şu an öyle bir seçenek görmüyorum. kaldı ki bunların hiçbiri bana uymuyor. yani "lisans öğrencisiyim ben, erteleyelim" diye bir seçenek yok. sizin bahsettiğiniz farklı bir seçenektir umarım, eylül-ekim gibi çıkar.

borcun enflasyona göre artması benim açımdan sorun değil ama işte "ödemiyorsun" deyip günlük faiz falan bindirmeye başladıkları anda hayatım kayar. "alırken bunu bilmiyor muydun?" diyecekler için: eh tabii ki lisansı 10 yılda bitireceğimi, bu süreçte ailemin beş parasız kalacağını öngörmüyordum. dediğim gibi, zaten "ödemeyeyim, silinsin" itirazım yok, sadece en azından son sınıfı görene kadar falan çok darlamazlarsa mutlu olacağım.


der meister
(02.05.19)
(2)

efes varım bizim büfede 5 lira. niye böyle oldu?

ekşi başlığında da birisi adana'da 4.75 lira olduğunu yazmış. migros'un kendi indirimleri oluyordu ama bizim sokaktaki büfede bile 5 lira olduğuna göre çok daha genel bir uygulama söz konusu olsa gerek. normalde 7 ya da 7.5 lirayken neden düştü? ne kadar sürer bi' de tahminen, stok eritmeye falan mı
ekşi başlığında da birisi adana'da 4.75 lira olduğunu yazmış. migros'un kendi indirimleri oluyordu ama bizim sokaktaki büfede bile 5 lira olduğuna göre çok daha genel bir uygulama söz konusu olsa gerek. normalde 7 ya da 7.5 lirayken neden düştü? ne kadar sürer bi' de tahminen, stok eritmeye falan mı çalışıyor efes?

geçen gittiğimde az buz da değil bissürü vardı. yani kampanyalı bir ürünmüş gibi değildi, hatta büfede hiç görmediğim kadar varım görmüştüm.

neblim 1-2 hafta falan daha sürecekse kredi çekip depolayacağım. 20 liraya arizona kertenkelesine dönüşücem resmen mükemmel bi şey, normalde 40-45 liradan aşağı sarhoş olunmuyo.
der meister
(01.05.19)
fabrikanın satış noktasına kampanya yaptığı, satış noktasının da kampanyayı müşteriye indirim olarak yansıtığı zamanlarda olur bu. Örneğin distribütör büfeye 20 kasada 5 kasa bedava verir. büfe maliyeti eşit olarak tamamına yansıtır. fiyat düşer.


aerolaconic
(01.05.19)
galiba yeni çıkardığı ürün tutulsun diye ucuz fiyattan basıyor piyasaya. bence de hiç fena değil.


babilbaligi
(02.05.19)
(3)

game of thrones spinoff'ları hakkında bilgisi olan var mı?

her kafadan farklı bir ses çıkıyor, farklı projeler var ve bazıları iptal edilmiş galiba, bissürü şeyler. kesin olarak yayınlanacak yeni proje var mı? hepsi sadece planlama aşamasında mı?mesela benim 1. sezondan beri en çok merak ettiğim şey 8000 yıl öncesi, night king emmi ve kahveden arkadaşlarını
her kafadan farklı bir ses çıkıyor, farklı projeler var ve bazıları iptal edilmiş galiba, bissürü şeyler. kesin olarak yayınlanacak yeni proje var mı? hepsi sadece planlama aşamasında mı?

mesela benim 1. sezondan beri en çok merak ettiğim şey 8000 yıl öncesi, night king emmi ve kahveden arkadaşlarının doğuşu, gelişimi vs... bunun için var mı bi proje? başka varsa, onların neyi anlatması bekleniyor?

benim için got 8x3 ile bitti, gerisini de izlerim ama çok hoşuma gideceğini sanmıyorum, artık spinoff bekleme vakti. dombili martin'in kitaplarından daha 15 tane dizi çıkar herhalde zorlasalar. o açıdan hakkı verildiği, sulandırılmadığı takdirde çıkacak her yeni serinin arkasındayım. güzel olur bence.

siz ne diyorsunuz? yani hem "ne çekilecek, biliyor musunuz" hem de "heyecanlı mısınız, çeksinler mi, bu konudaki görüşleriniz nelerdir" sorusu olsun bu. buyrunuz.
der meister
(01.05.19)
The long night çekilecek diyorlar da en azından dizide düzgün bir cevap verilseydi ak gezenler için.


cemallamec
(01.05.19)
long night çekilicek hatta o yüzden böyle havada kaldı diyorlar


condom kurşunu
(01.05.19)
Long Night yerine şu targaryenlerin tahta olduğu zaman, deli kral zamanları falan yapılsa daha iyi olmaz mı ya? Delikanlı karakterler, hakiki şövalyeler, bir eliyle işerken diğer eliyle kılıç tutup 4 kişiyi alanlar falan :D Ölülerin intikamı yerine delikanlı karakterleri izlemek istiyorum ben.


eazy
(01.05.19)
(6)

gözün her gün farklı ölçüde bozuk olması mümkün mü?

gözlerim kesinlikle sağlam değil, onu biliyorum ama bazı günler genelde iyiyken bazılarında hepten tozutuyor, mesafe ayırt etmeksizin her şeyi bulanık görmeye başlıyorum ve gözlerim ağrıyor. bu durum çoğunlukla uykumu alamadığım ya da 3-4 saat uyuyup maymun gibi uyandığım zaman gerçekleşiyor.göz boz
gözlerim kesinlikle sağlam değil, onu biliyorum ama bazı günler genelde iyiyken bazılarında hepten tozutuyor, mesafe ayırt etmeksizin her şeyi bulanık görmeye başlıyorum ve gözlerim ağrıyor. bu durum çoğunlukla uykumu alamadığım ya da 3-4 saat uyuyup maymun gibi uyandığım zaman gerçekleşiyor.

göz bozuk olur, onu anlarım da böyle kafasına göre netleşip bulanıklaşması normal mi? efendi gibi tedavimi olup gözlüğümü alırsam toparlar mı acaba, böyle bir şey yaşayan var mı?

durumum şu: ben 3 sene önce yurtdışında bir okula kaydolmak için sağlık raporu almıştım. o süreçte göz doktoru, "rapora sağlam yazıyorum ama en kısa zamanda gelmen lazım, mal mısın nesin" minvalinde bir şey söylemişti. ben yine gitmedim çünkü iyiydi yani o zaman, rahatsız eden bir şey yoktu.

"şimdi niye gitmiyorsun?" derseniz yazı bekliyorum, memlekette giderim. gözlük kullanmam şart gibi zaten, şu an doktora gitsem de gözlük alamam.

şunu yazarken bile yoruldum yav resmen her yer flaş patlıyor gibi bembeyaz oluyor, valla takma diş gibi keşke gece çıkarıp suya koyabilsem biraz dinlenseler.
der meister
(27.04.19)
yorgunken ben de daha bulanık görüyorum ama çok rahatsızlık veren bir durum değil benim için


qerest
(27.04.19)
ahahaha haklısın ama 1 haziran'da 25'i dolduruyorum. sağlık sigortası olayları karışık. galiba gelir testi yaptırmam gerekecek. yani 3 mayıs'ta doktora ücretsiz gidip, 3 haziran'da gittiğimde 150 lira fatura görmek istemiyorum - biraz da o yüzden memlekete bıraktım bu işi. 25+ bir old fart olarak, yeni düzende halledeyim dedim. onun dışında, gözlük kullanmam gerektiğini biliyorum (lensten korkuyorum çok sorumsuz olduğum için), onu da şu an almam zaten imkânsız, o açıdan bugün doktora gitsem bile sürece haziran ortasında-sonunda baştan başlamam gerekecek farklı bir şehirde. o yüzden bekliyorum.


der meister
(27.04.19)
evet bu dediğin gayet olabilen bir durum bazı günler daha net görürken akşamına netlik azalıyor ertesi gün farklı netlikte görebiliyorsun ama bu her gün olmuyor yorgunlukla ve kafamın görme merkezi olan bir bölümünü fazlaca bir yere yasladıysam oluyor bende.


basond
(27.04.19)
vakit kaybetmeden gidip görün, kırma kusuru dışında başka bir problem olabilr, bundan dolayı dalgalanma oluyor olabilir.


efx
(27.04.19)
goz (ve genelde tum saglik) konulari beklemek ile kendiliginden gecmiyor!!!

en kisa zamanda bir goz hastanesine veya goz doktoruna gorunun... daha sonra pisman olmamak icin tabii.


parcxerox
(28.04.19)
ben geçmesini beklemiyorum ki zaten, bozuk olduğunun ve öyle kalacağının farkındayım. ileride param olursa lazerle çiziktiririm belki. niye öyle "hemen git" diyorsunuz yahu, görme yetimi kaybetmek en büyük korkularımın başında geliyor zaten, ürktüm.

gözlük sonuçta daha net görmeye yarıyor sadece, gözdeki bozukluğu düzeltmiyor. yanlış mı biliyorum? ha iki ay sonra takmışım ha şimdi, çok fark ediyor mu ki? taksam bile zamanla bozulmaya, kötüleşmeye devam etmez mi?


der meister
(29.04.19)
(9)

yurtdışında yaşayanlara sorum - ermeni konusu

"sözde" diyecek kadar iddialı olmadığım gibi "olmuştur" diyecek kadar da iddialı değilim - soykırım konusunda kendi adıma net bir fikrim yok; insanların acılarını küçümsemeyeceğim gibi bir ulusu soykırım gibi iğrenç bir şeyle itham etmek de istemiyorum. o yüzden bu duyuru kapsamında "ermeni sorunu"
"sözde" diyecek kadar iddialı olmadığım gibi "olmuştur" diyecek kadar da iddialı değilim - soykırım konusunda kendi adıma net bir fikrim yok; insanların acılarını küçümsemeyeceğim gibi bir ulusu soykırım gibi iğrenç bir şeyle itham etmek de istemiyorum. o yüzden bu duyuru kapsamında "ermeni sorunu" diyeceğim.

sorum özetle şu: bu konuda canınızı sıkan, sıkıştıran, suçlu hissettirmeye çalışan bir şahıs veya kurumla muhatap olmak zorunda kaldınız mı hiç? halihazırda türklüğe dair her şeyden nefret eden terörist sevicilere değil de sıradan vatandaşlara soruyorum.

***

ben 6 yaşımdan beri çeşitli sebeplerle yurtdışında yaşamayı çok isteyen biriyim. tamamen merak, kültür, arayış meselesi. türkiye'yi sevmemek, orada her şeyin çok daha güzel olacağı şeklinde bir düşünce değil; kendi adıma daha uygun ve güzel buluyorum, hoşuma giden ve denemek istediğim bir fikir.

gelgelelim bu konudan inanılmaz korkuyorum çünkü bu konuda çok fevri biriyim ve durduk yere yargılarcasına "siz soykırım yapmışsınız??" diyen birine karşı sakin kalabileceğimi asla düşünmüyorum.

asla milliyetçi birisi değilim, öyle olsam dışarıda işim ne. başka memleketin her türlü imkânından faydalanıp vatanım da vatanım diye ağlayacak birisi de değilim. yalnız siz de takdir edersiniz ki vatandaşı olduğum ülke, koskoca bir ulus böyle bir şeyle itham edildiğinde ve bunun için şahsen özür dilemem beklendiğinde kafayı yiyorum. yerim daha doğrusu, şükür böyle bir şeyle karşılaşmadım; tanıştığım hiçbir yabancı bu konuyu açmadı. türk olmak benim için hiçbir anlam ifade etmiyor ama sonuç olarak türküm. bu her zaman böyle kalacak. bu yüzden "soykırımcı" damgası yemeyi kendi adıma kabullenemiyorum. türklükle gurur duymuyorum ama kimliğimden, ulusumdan utanıyor da değilim. umarım bu konudaki düşüncemi açıklayabilmişimdir. kısacası türklük önem ve değer atfettiğim bir kavram değil ama ben türküm ve beni bununla yargılayacaklarını biliyorum; bu konuda geri adım atacak, yaranmak için itlik yapacak değilim. kişisel olarak bana her türlü pisliği yapabilirler ama türklüğümü karıştırmasınlar, bunu sevmiyorum.

***

sizin başınıza geldi mi böyle bir şey? kişisel düzeyde çok sorun etmem açıkçası, yani densizin teki sorsa kalkıp dövüşecek halim yok ama neblim üniversitede hoca sorsa, sistematik bir şekilde "bu soykırımı kabul etmiyo, aq türkü" şeklinde baskı altında kalsam kafayı yerim muhtemelen.

bu konu beni çok üzüyor yau. mevcut durum dolayısıyla bu ülkede yaşamayı kesinlikle istemiyorum ama avrupa'da yahut gidebileceğim başka bir yerde de kendimi çok yalnız hissetmekten falan korkuyorum.

sizin bu konudaki tecrübelerinizi, yaşadıklarınızı merak ettim. bir yandan, böyle bir sebeple şu an berbat olduğunu düşündüğüm türkiye'de yaşamak tam bir akıl tutulması ve akp'li adamın yapacağı işmiş gibi geliyor; öte yandan böyle bir tartışma/ortam dolayısıyla çok kötü şeyler yaşayabileceğimi düşünüp ürküyorum hehe.

siz ne diyorsunuz? "olm deli misin kim niye sorsun durduk yere sana bunu, dert edilecek son şey bu" mu dersiniz yoksa "o kadar hassassan, osmanlı'nın 1915'te yaptığı iddia edilen şey yüzünden özür dileyip ezik ezik ikinci sınıf suçlu insan muamelesi görmeyi kabul etmeyeceksen başka ülkede ne işin var" mı diyorsunuz?
der meister
(24.04.19)
ABD'de Ermeni arkadaslarim oldu. Turkleri seviyorlar. Hatta bir kiz bir ara sevgilim olmak istedi. En azindan Amerika'da yasayanlar icin soyleyeyim. Bugun Turkiye'de cogunlugun gecmisteki sorunlari cikarmayacagini biliyorlar. Ancak Turkiye'yi de az cok taniyorlar - beyaz Amerikalilarla kiyaslandiginda. O nedenle tanistigim kisiler daha cok baristan yanaydi. Ancak Turkiye'de herkesin Ermenileri tumuyle kabul etmeyecegini de dusunuyorlar. Birine dedesinin ABD'ye nasil geldigini sordum ornegin. Savasta gul tarlasina saklanmis. Sonrasinda bir Turk kadin onu evine gizlemis ornegin.


Traveler
(24.04.19)
Hangi ülkeye gitmeyi düşünüyorsun bilmiyorum ama normal vatandaş düzeyinde pek kimsenin ne ermenileri ne de türkleri umursadigini, bu olaylar hakkinda konuşacak kadar bilgi sahibi olduğunu sanmiyorum.


havada bulut
(24.04.19)
bu konuda kafan çok karışıksa önce yunanistan'a git. siyasiler arasındaki saçma sapan gerginliklerin insanlar arasında olmadığını göreceksin.

üç beş manyak çıkar, onlara da "yav hee hee" der geçersin. bizde yok mu sanki? yurtdışında da o kadar var...


babilbaligi
(24.04.19)
Kanada. Insanlar akilli. Bak Ermeni biri ne yazmis:

"As an Armenian myself you cant necessarily blame modern Turks for believing that the genocide didn't happen. Their entire history has been written so it never happened. They were taught from birth to never believe it."


5 yildir avrupada yasayan birisi olarak hic kimse simdiye kadar gelip, "siz soykirim yapmissiniz pislik turkler" demedi. soykirimi savunan yada su anda kurtlere karsi soykirim yaptigimizi iddia edenlerle cok konustum. cogu normal olarak medyadan duyduklari, gorduklerine gore yorum yapiyorlar. karsi taraftan argumanlar, belgeler gorunce bakis acilari degisiyor. pkk ve kurt meselesi konusunda da baya bir kisinin gorusunu, bakis acisini degistirmisimdir. bir de kati goruslu degiller, genel olarak butun ulkelerin ayni bok oldugunu biliyorlar. fransa'nin ingiltere'nin gecmiste yaptiklarina, amerika'nin su anda yaptiklarina da ayni tepkiyi gosteriyorlar. bu tur konularin hukumetler devletler duzeyinde siyasi amacli olarak suistimal edildiginin farkindalar.

havada bulut'un dediginin tam tersi olarak, ozellikle avrupalilar dunya siyasetini yakindan takip ederler, hem turkiye'de neler oldugunu bilirler hem de guney amerika/afrikadaki olaylari takip ederler.


crucio
(24.04.19)
Benim sınırlı gözlemime göre konuyla ilgili insanları rahatsız eden şey Türkiye'nin devlet politikası olarak inkar söylemine devam etmesi. Bunu da oldukça agresif ve kibirli bir şekilde yapması.

Yoksa oranın çomarına denk gelip, bir de laf dalaşına girip "ömö öncö önlör bözö köstö" diye köpürmedikçe kimsenin sade bir vatandaşı devletin politikaları veya tarihi nedeniyle yargılayacağına ihtimal vermiyorum. Kimse kolay kolay nereli olduğunuz, işiniz, nerede oturduğunuz gibi kişisel bilgileri sormuyor bile.

Kişisel olarak böyle bir korkum hiç olmadı zira yüzyıllarca birden fazla etnisiteye, dine, dile ve kültüre ev sahipliği yapmış bir coğrafyanın demografisinin çok kısa bir süre içerisinde değiştirilmesinin adı benim sözlüğümde tehcir, mübadele, sorun, olay veya tatsızlık değil.


bruce mclaren
(24.04.19)
Japonya'dan bildiriyorum, burada çoğu insan Türkiye'yi tarihsel açıdan detaylı tanımıyor. En fazla gündemi biliyorlar. Örneğin iki yıl önce işid meselesi ve şehirlerdeki terör olayları konuydu.

Ben de sizin gibi olmuş ya da olmamış diyemiyorum ama bir Japon bu konuyu sorsa bilmediğimi söylerim. Suçlamaya başlasa ben de ona Japonların Koreli kadınlara yaptıklarını filan sorarım sanırım, zira Japonya da bunu inkar ediyor politik olarak.

Dediğim gibi olmuştur ya da olmamıştır diyemiyorum ama hiçbir toplumun masum olduğuna da inanmıyorum. Almanya'nın Hitleri, ABD'nin Hiroshima & Nagasaki meselesi, Japonların Koreli kadınlar meselesi ve detayını tam bilemediğim Filipinler mevzusu vs vs çok şey var.

Bi de üniversite hocası tutup böyle bir konuda atar yapsa saygımı kaybederdi.


Hemen her ulke vatandasinin ermeni meselesine benzer bir yumusak karni var. Yani devlet tarafindan yok sayilan, karanlik bir propaganda surecinden herkes geciyor. "ermeni soykirimi asla olmamistir" gibi seyler soylemedigin takdirde, "bilmiyorum cok arastirmadim" diyip gecistirdigin muddetce kimse ustune gitmez. Ama illaki soran olur fikrini.


slhmlr
(24.04.19)
Kimse sizden bu meseleyi çözmenizi beklemiyor.

Türkler'i sevmeye Ermeni'ye denk gelmeniz olası, ancak diğer milletlerden de insanlar sevmeyebilir. Bizim ülkedeki kadar ırkçı insan, başka ülkede yok merak etmeyin.

Çok fazla bir fikriniz olmayabilir, ki pek çok kişinin yok. Bu arada bence de yaklaşımınız doğru. Kesin olmuştur/olmamıştır demiyorsunuz, bilmiyorum diyorsunuz.

Dilerseniz farklı kaynaklardan bir şeyler okuyun fikriniz olsun ama kimse kimseyi sınava sokmuyor.
Bana sorduklarında, "bir şeyler olmuş, ancak her taraf farklı anlatıyor" diyordum. Gerçekten de öyle.


burfak
(25.04.19)
(5)

tavuk muhafaza etme konusunda bir soru daha

şu süpermarketlerdeki tavuk bonfile diye satılan, iki parça, paketli ürün var ya... şimdi ben az önce bundan aldım. normalde aldığımda pişirirdim hemen. şimdiyse bir yarısını gece, diğer yarısını da yarın akşam falan pişirmek istiyorum. bu durumda nasıl muhafaza edeceğim bunu? buzdolabında çok dayan
şu süpermarketlerdeki tavuk bonfile diye satılan, iki parça, paketli ürün var ya... şimdi ben az önce bundan aldım. normalde aldığımda pişirirdim hemen. şimdiyse bir yarısını gece, diğer yarısını da yarın akşam falan pişirmek istiyorum.

bu durumda nasıl muhafaza edeceğim bunu? buzdolabında çok dayanmıyor diye biliyorum. buzluğa atsam, çözülünce tekrar dondurmak olmaz.

bakmayın böyle salak sorular sorduğuma, aslında gayet de yaşayabilen ve kendi kendine yetebilen yetişkin bir insanım ama oluyo bazen böyle :((
der meister
(23.04.19)
Birini pişir. Diğerini hava almayacak şekilde torbaya koy, ertesi gün pişir.

İki günde bir şey olmaz.

Zaten donduracaksan da ayrı ayrı paketle dondur ki ikisini de boş yere çözmüş olma.


10-11 saat sonra pişireceğim ilkini. o buzdolabında dursa olur mu mesela yoksa onu da buzluğa atmam gerekir mi?

ya bi' de bu buzluğa atma mevzuunu da sevmiyorum aslında. 15 saat önceden "yemek yapacağım, tavuğu buzluktan alayım da çözülsün" diye düşünebilecek kadar vizyon sahibi birisi olsam ben şu an cumhurbaşkanı falandım zaten pf


der meister
(23.04.19)
dolapta dursun. buzluğa atmana gerek yok.


sutlu nescafe
(23.04.19)
Ben, tavuk aldığımda öğünlük parçalara ayırıp, ayrı ayrı buzdolabı poşetine koyup dondurucuya atıyorum. Yiyeceğim günün öncesi akşamı dondurucudan alıp buzdolabına koyuyorum.
Ertesi günü yiyeceğim tavuğu direkt buzdolabına koyarım.
Yıllardır böyle yaparım. Henüz ölmedim.


Mirket
(23.04.19)
Hocam tavuk sadece market buzdolabında taze kalabilen bir şey değil. Marketten alıp eve getirince birkaç gün içinde yiyeceksen buzluğa atmana gerek yok. Sonuçta markette de son kullanma tarihine kadar normal soğutma kısmında saklanıyor bu şey.

Ben nadiren buzluğa atarım tavukları. Üzerinde yazan son kullanma tarihine kadar tükettiğin sürece genelde sorun olmuyor. SKT'ye çok yaklaştıysa şöyle bi kokla, zaten hemen belli ediyor kendini kokusundan.


synesthesia
(23.04.19)
(3)

kira için maksimum zam oranı hakkında

ağustos 2018'de üç arkadaş çıktık bu eve. kira bedeli 1000 lira diyelim. biz çıktıktan sanırım bir ya da iki ay sonra bu üfe/tüfe şeysi açıklandı, bayağı da yüksekti sanki. şimdi ağustos 2019'da ev sahibimiz zam yapmak isterse en fazla kaç lira yapabilir? yasal olarak üst sınır nedir? atıyorum üfe/t
ağustos 2018'de üç arkadaş çıktık bu eve. kira bedeli 1000 lira diyelim. biz çıktıktan sanırım bir ya da iki ay sonra bu üfe/tüfe şeysi açıklandı, bayağı da yüksekti sanki. şimdi ağustos 2019'da ev sahibimiz zam yapmak isterse en fazla kaç lira yapabilir? yasal olarak üst sınır nedir? atıyorum üfe/tüfe dolayısıyla %20 yapma şansı var mı yoksa enflasyon, üfe/tüfe vb. şeylerden bağımsız olarak kirada %10-15 gibi bir üst sınır var mıdır?

kendisi oldukça pinti bir şahıs, kiralarken de pazarlıkla düşürtmüştük, o yüzden bir yıl dolduğunda yağmur gibi zam yağdıracağını hissediyoruz. haklarımızı bilelim, ona göre savaşalım. bilmiyoruz. :(
der meister
(20.04.19)
yazılı sözleşmeniz varsa tefe tüfe oranını geçemez aksi olmadıkça.
yazılı sözleşme yoksa %200 bile isteyebilir.

www.haberturk.com


basond
(20.04.19)
kirada yüzde 16'ydı sanırım


Tihulu
(20.04.19)
yuh. o zaman %21 yapabilir di mi yasal olarak, hakkı var? yazılı sözleşme var bu arada tabii ki, yazılı sözleşme olmasa niye soruyu sorayım.


der meister
(20.04.19)
(10)

bilhassa 30 yaş altındakilere - uzun vadede "gereksiz" olma korkunuz var mı

şu an hayatta kalacak kadar para kazanabiliyorum, lisansı bitirdiğimde biraz daha üzerini görebileceğimi düşünüyorum. hallolur gibi.gelgelelim uzun vadede, mesela 25 sene sonra, "işe yaramama" korkum var. az önce boston dynamics'in robot videosunu görünce yine ürktüm. bir yanım "olm güya aklı başınd
şu an hayatta kalacak kadar para kazanabiliyorum, lisansı bitirdiğimde biraz daha üzerini görebileceğimi düşünüyorum. hallolur gibi.

gelgelelim uzun vadede, mesela 25 sene sonra, "işe yaramama" korkum var. az önce boston dynamics'in robot videosunu görünce yine ürktüm. bir yanım "olm güya aklı başında adamsın, resmen teknoloji ve bilim gelişmesin istiyosun, çomar mısın sen" derken diğer yanım "bunlar gelişince sana ihtiyaç kalmayacak, aç karnını doyuramayacaksın, geberip gideceksin" diyor jsfjsj. mesela yabancı dil okuyorum ben, iyi ya da kötü tercümanlık yapabilirim en azından. 10 sene sonra bu alandaki bilgime ve tecrübeme ihtiyaç kalmazsa, yazılım falan da bilmiyorsam itlik köpeklik dışında ne yapabileceğim ki? kimse, hiçbir şey için ihtiyaç duymayacak. sunabileceğim hiçbir şey yok. ee öldük basbayağı?

bence böyle düşünmek güzel. bu sayede bi' nevi gözüm hep açık kalıyor, dünya nereye gidiyorsa o tarafa gidip "dur lan şunu öğreneyim, çağın gerisinde kalmayayım" diyebiliyorum. sorun şu ki sadece demekle yetiniyorum sjfsjs.

siz korkmuyo musunuz 15-20 sene sonra el oğlunun deyişiyle "totally irrelevant" olmaktan, bilgisi ve tecrübesi gerçek hayatta hiçbir işe yaramayan boş beleş birine dönüşmekten?

***

yahu düşündükçe inanamıyorum, analarımız babalarımız nasıl cesaret edip de çocuk sahibi olmaya karar vermiş... muazzam. ben 24 yaşındayım, "inşallah 3 sene sonra açlıktan ölmem" diyorum, babam benden 3-4 yaş büyükken "çocuk yapam, kredi çekem, ev alam" demiş. korkunç.

çoğunuz beni yıllardır tanıyosunuz. çok rica ediyorum neblim aranızda para toplayıp beni doktora götürün, barınakta köpek falan sevelim, ben her geçen gün radikalize olduğumu hissediyorum çünkü, bu gidişle 30-35'te sağı solu patlatmaya başlayacağım, bana sahip çıkalım sigortalı iş falan bulalım lütfen teşekkürler.
der meister
(16.04.19)
Valla şimdilik yok öyle bişey, bakalım gelecek ne getirecek.


ben zaten gereksizim.

ayrıca
"analarımız babalarımız nasıl cesaret edip de çocuk sahibi olmaya karar vermiş"

cevap: düşünmemişler de ondan. akışına bırakmışlar.


dont eat me
(16.04.19)
Halihazırda felsefe mezunu ve işsizliğin dibini görmüş biri olarak her allahın günü bu kaygıyı taşıyorum. Baya sanki yapabileceğim bi bok yokmuş, beni diğerlerinden ayırabilecek hiçbi özelliğim yokmuş gibi geliyor ve daha da kötüsü gerçek de bu.

Senin bölüm aşırı kötü değil de (benimkine kıyasla en azından :D) yine de her dil edebiyat gibi işsiz kalma ihtimalinin yüksek olduğu da bir gerçek. Gerçi işsizlik ihtimalinin yüksek olmadığı alan da kalmıyor git gide. Bi doktorlar falan kalacak sanırım sonunda.

Bu meseleye olabilecek en mümkünlü çözümünü ben zanaat öğrenmekte buldum. Yani baya bildiğin altın bilezik hesabı. El becerisi gerektiren işler her zaman olacak ve robotik sistemlerle de yeri doldurulabilecek bir şey değil. Bi de gözün o kadar yüksekte değilse geliri ve beklentisi daha az olduğu için iyi kötü iş bulma ihtimalin daha yüksek. Ben şimdi hayvan kuaförülüğünü öğrenmeye başladım mesela, az biraz içime su serpiliyor. Ya da tamamen kendimi kandırıyorum.

Pesimizmden çıkamadım yine aq. Sana cevap da olmadı sanki yazdıklarım. Neyse yazdım artık, gönderiyorum.


buff
(16.04.19)
popüler tartışma konularından bu "robotlar işimizi elimizden alırsa" mevzusu, basit işleri devralacaklar ama insanlar daima yeni iş kolları yaratacak. doğanın dengesi bu bir nevi, insanoğlu teknolojiyi hep geliştirmiştir. en az robotlar kadar eski iş kollarını yok eden bir sürü teknoloji geliştirdik ve hiçbir zaman teknoloji makro ölçüde işsizliğe sebep olmadı.

seninki biraz anksiyetik bir durum sanırım çünkü ne yaparsan yap bir işe yarıyor olacaksın. çöpçü de garson da bir işe yarıyor neticede, herkes muhteşem verimli ve dahice işler yapmak zorunda değil. 10 senelik periyotta değişecek bir düzen olmadığı için, bu tip atılımların sosyolojik sonuçlarının görülmesi daha uzun yıllar aldığı için korkma, 1-2 sene içinde başladığın işi yapabiliyor olacaksın ileride.

illa korkacaksan elini ayağını dilini kaybetmekten kork bence, onun olma ihtimali daha fazla ve asıl bir işe yarayamama durumunu o zaman hissediyorsun.


Jux
(16.04.19)
teknoloji olayi seni etkilemez, cocugunu belki. eskiden insanlar daha cesaretliydi ama seninde bu oldum bittim psikolojisinden siyrilman lazim artik. senin sigortali ise degil seni cekip cevirecek akli basinda bir hatuna ihtiyacin var :)


cooperr
(16.04.19)
Cocuk sahibi olmanin 'ise yaramak' oldugunu kim soyledi ki? Sadece turkiye'de urememesi gereken, hic kafa yormadan, ne istedigini dusunmeyi birak cocuga ne verebilirim diye dusunmeden cocuk yapan milyonlar var. Ne istedigini bulup mutlu olmalisin. Bu ev sahibi olmak ya da bebe dogurmak degil.


kassiopeia
(16.04.19)
Ay der meister oldugunu gormeden yazmisim :) eklemek isterim ki anne babalarimizin donemi ile simdiyi kiyaslamak buyuk buyuk hata. Senin cok ise yarar bir adam olacagina inancimiz tam :)


kassiopeia
(16.04.19)
cocuk yapmak lazim diye demedim ki. demek istedigim, o zaman insanlar bunu yapip altindan kalkabiliyormus. oyle ya da boyle babam emekli olmak uzere ve uc evlat yetistirdi. bizim neslimiz ise "ozel" degilse eger daima fakir kalmaya mahkummus gibi geliyor bana. babam asla cok egitimli ya da ozel bir adam degildi ama kendi hatalari olmasa su an muhtemelen bayagi zengindi. simdi etrafima bakiyorum ve akranlarimdan hic "iyi kazaniyorum, halim vaktim yerinde, durumlar iyi" diyen birini goremiyorum. bana tuhaf gelen bu. yoksa ise yaramak da goreceli zaten... benim asil derdim iyi yasayabilmek acikcasi, gelir uretebilmek. yoksa kimsenin isine yaramasam da olur bana ne.

beklentilerim yuksek sayilmaz, aksine "vaktim benim olsun, az kazansam da olur" insaniyim. mesela bu avrupa'daki bazi firmalarin haftada 4 gun, gunde 6 saat calisma tarzi uygulamalari inanilmaz hosuma gidiyor. gelgelelim bunlari yapanlar hep hipster vegan crossfitter yazilimci firmalari. benim kafam basmiyor yazilima. farkindayim bu zamanda teknoloji bilgisi sart ama kod yazma fikrinden bile nefret eder oldum, cok denedim, benim yapacagim is degil.

elbette ki garson ve copcu de ise yariyor ama cok calisip az kazaniyor. isterseniz tembellik deyin ama ben gunde 10-11 saat calisip tek gun izin yaparak yasamayi normal bulmuyorum, normallestirilmesini anlamiyorum. bu sistemde elimde koz olabilmesi icin de "ozel" olmam lazim, derdim o. yoksa cok sukur elimiz ayagimiz tuttugu surece elbet var oluruz ama unlu filozof ibrahim tatlises'in de dedigi gibi: yasamak bu degil.

ben bu aralar bu tarz cok duyuru aciyorum, farkindayim ama gecici bir surec oldugunu dusunuyorum ayni zamanda kendi adima. yani hayatimin su ana kadarki en tuhaf donemindeyim - "donanimli" olmaya hic olmadigim kadar yakinim ama ayni zamanda maddi acidan en bitik zamandayim. tam anlamiyla her seyin belirsiz oldugu sacmasapan bir donem. yoksa her gun "ne yapcam?" diye dusunsem yasayamam ki. mezun olabilirsem ya da ucuncu sinifta falan alanimla ilgili calismaya baslayabilirsem biraz sakinlesirim galiba hehe.


der meister
(17.04.19)
Bir yerde okumuştum, 40 yıllık kariyer hayatında insan en az 3-4 sektör değiştiriyormuş ortalama olarak. Benim de işimin tek dayanak noktası İngilizce ve dediğin gibi gelecekte yazılım bilenlerin ortasında kalıp '' hehehe bebe kendini geliştirmemiş kalmış böyle ortada'' gibi senaryolarla kendimi rahatsız ediyorum. Udemy den yazılım kursuna bile başladım ama yok olmuyor. O dünya, kod yazma filan çok çok uzak geliyor. Yapabilsem bile yapmaktan keyif alamayacağımı anladım. Bu durumda elimde ne kalıyor, neyi öğreneceğim gelecek için? Mutlu ama bir şey bilmeyen bir herif olarak ortada kalır mıyım ki? Elişi filan da anlamam, sadece kantaron çiçeği ürünlerinin olacağı mekan mı açsam?


tesla01
(17.04.19)
hayır korkmuyorum. çünkü böyle olmamak için elimden geleni yaptım, yapmaya da devam ediyorum. sırf yeni şeyler öğrenmek ve gelişime açık olabilmek adına daha rahat çalıştığım daha yüksek maaşlı bir işi bıraktım.

her zaman arkadaşlarımla bu iş konusunda konuşurken ısrarcı olduğum tek nokta var "30 yaşıma kadar alabileceğim her şeyi, her bilgiyi almak, öğrenebileceğim her şeyi öğrenmek. daha sonra da kendi başıma ortaya bi iş koyabilmek" bu nedenle bir hedefim var ve onun için elimden geleni yapmaktayım.

gel gelelim diğer "hayat" konusuna. işe girdikten bir sene sonra araba kredisine girdim o zamanki maaşımın büyük bir çoğunluğu oraya gitti. 25 yaşımda evleniyorum ve piyasa biraz daha düzgün olsa bir ev almayı bile zorlayabilirim. gözükara olmak ile mantıklı davranmak arasında bir çizgi var. o çizgiyi aşmadığın sürece attığın hiçbir adım seni korkutmasın.

öğrenciyken benim de böyle tasalarım olmuştu gerçi. berbat bi okul, standart bir bölüm, iş bulur muyum bulursam ne kadar çalıştırırlar e askerlik de var vsvs. ama hepsi kendimi iş hayatında gördükçe geçti.

yani özünde zaten boş, gelişmeye kapalı, isteksiz, zorluklar karşısında çabalamayan biriysen evet kesinlikle kork. ama bunların birinde bile tam tersiyse hala umut var karşim senin için.


kablelvuku
(17.04.19)
(5)

erasmus sınavında puan hesaplaması nasıl yapılıyor?

not ortalaması ve ingilizce sınavı puanı yarı yarıya etkiliyor deniyor da... benim not ortalamam 3.1 ve ingilizce puanım 97 diyelim. başka birinin de not ortalaması 3.8 ama ingilizce puanı 64. sıralama puanımız ne oluyor bu durumda? bu iki değeri nasıl sayıya dönüştürüyorlar, 4'lük sistemdeki puanım
not ortalaması ve ingilizce sınavı puanı yarı yarıya etkiliyor deniyor da...

benim not ortalamam 3.1 ve ingilizce puanım 97 diyelim. başka birinin de not ortalaması 3.8 ama ingilizce puanı 64. sıralama puanımız ne oluyor bu durumda? bu iki değeri nasıl sayıya dönüştürüyorlar, 4'lük sistemdeki puanımızı 100'e çevirip öyle mi hesaplıyorlar? yani iki farklı format söz konusu, nasıl şeyoluyor bu?

ankara üniversitesi için soruyorum, hesaplaması bir yerde yazılmışsa göremedim ben.

yani bir puanım 80, diğeri 90 olsa ortalamasının 85 olduğunu akıl ederim çok şükür kafa zehir ama 3.17 - 80 ve 3.84 - 67 olan puanlar sıralamada neyi veriyor bize, onu hiç anlamıyorum.
der meister
(13.04.19)
her okulun farklı olabilir ama yarı yarıya dediklerine göre sistem aynıdır. 4'lük not 25 ile çarpılıp 100 üzerinden hesaplanıyor.


hadi ya la
(13.04.19)
bizde de %50ydi ortalamam düşük olduğu için ingilizce sınavından 15 puan fazla aldığım o 3.8lerle aynı sıralardaydım

ikisi de sayısal olarak düşünülüyor (not ortalaması 100lük sisteme çevriliyor)


Coyote
(13.04.19)
Obs'de transkript'in en altında not ortalamasının 100'lük karşılığı yazıyor. O puanla ingilizce puanının ortalaması alınıyor. Bu arada Nisan'ın 2. Haftası açıklanacaktı hala açıklanmadı mı sonuçlar? Göremedim ben sitede.


signore
(14.04.19)
@signore,

bizim bölüm koordinatörümüz açıklandığını ve puanların kendisine ulaştığını ancak siteye henüz yüklenmediğini söylemişti geçen gün. ben "üçüncü sınıfta giderim" diye başvurmadım, o yüzden uzaktan öyle melül melül izledim kazanan arkadaşların sevincini haha. bu olay olurken sınıfın %60'ı erasmus imkânından haberdar oldu, "seneye biz de başvuralım" dedi... normalde başvuran kişi sayısının azlığından dolayı iki dönemi hibeli yapabilecekken şimdi bir dönem bile gidememe ihtimalim olabilir jsfjs. gerçi yok ya, bizde 8 kişi hibeli gidebiliyor, benim istediğim yer zaten talebin düşük olduğu bir ülke (letonya), o açıdan sorun olmaz sanki. ama iki dönem olsa güzel olurdu.

ben de soruyu bu yüzden sordum. ingilizcede şov yaparım ama not ortalamam şimdilik çok iyi değil, seneye de daha iyi olmasını beklemiyorum, 3 civarı. öte yandan geçen sene 2.5 ortalama, 50 ing puanıyla gidenler olmuş. bilemiyorum.


der meister
(14.04.19)
@der meister

Yarın açıklanır o zaman bir sıkıntı olmazsa. Bu arada okulun yaptığı sınav nasıl bilmiyorum ama ingilizcen iyiyse yökdil'e girmeni tavsiye ederim. Ben 98.75 aldım, kabul ediyor okul. Not ortalaması yüksek lisansta herkesin çok yüksek, o yüzden belirleyici oluyor ingilizce. Lisansta da işine yarar muhtemelen.


signore
(14.04.19)
(2)

e-okuyucu piyasası ne durumda şu an?

yakın zamanda böyle bir imkânım zaten yok da uzun vadede bir tane almak istiyorum. okumayı sevmem bir yana, dil-edebiyat öğrencisiyim ve tercihimden bağımsız olarak bir sürü kitapla uğraşmak durumundayım. paralı olsa bile yabancı dildeki bir kitabı fiziksel olarak bulmaya çalışmaktansa 25-30 lira ve
yakın zamanda böyle bir imkânım zaten yok da uzun vadede bir tane almak istiyorum. okumayı sevmem bir yana, dil-edebiyat öğrencisiyim ve tercihimden bağımsız olarak bir sürü kitapla uğraşmak durumundayım. paralı olsa bile yabancı dildeki bir kitabı fiziksel olarak bulmaya çalışmaktansa 25-30 lira verip e-kitap şeklinde satın almam en iyisi olur herhalde. uzun vadede mantıklı bir yatırım olacağından neredeyse eminim.

gelgelelim "ŞÖYLE KALİTELİ E-OKUYUCU" diye arattığımda 1000 liradan aşağı ürün göremiyorum. benim bunu biriktirmem 6 sene falan sürer. teknoloji eskidikçe ucuzlar diyorduk da türk lirası göçünce bizim için yine yüksek kaldı herhalde. bundan hareketle,

1) yakışıklı, dinamik ve uygun fiyatlı e-okuyucu öneriniz var mı?

2) siz hangisini kullanıyorsunuz, ne zaman ve ne kadara almıştınız?

3) genel olarak memnun musunuz? fiziksel kitaba kıyasla ne değişti sizin için, "oh be iyi ki almışım" diyor musunuz?

4) artılarını ve eksilerini paylaşır mısınız kendinizce?

teşekkürler şimdiden.
der meister
(07.04.19)
Sıfır fiyatları Türkiye içinde 800-1000TL, yurtdışından alırsanız da (amazon için konuşuyorum) Kindle dönem dönem 80$/£/Euro'a düşüyor. Eğer siz gider, yahut bir yakınınız vasıtasıyla edinebiliyorsanız bu şekilde Kindle almanız en güzeli.

Bunun haricinde, ikinci el de alabilirsiniz.

Ben Kindle kullanıyorum. 4 sene kadar kindle basic/touch kullandım. Şimdi paperwhite hediye geldi. Ona geçtim. Memnunum ve tavsiye ediyorum. Yabancı dilde kitap okurken tek dokunuşla anında o kelimenin anlamını öğrenebiliyorum. Önemli yerleri kayıt altına alabiliyorum. Şarjı uzun gidiyor ve içinde sürüyle kitap/döküman var.

1 - Kindle touch 2. el (300-350 tl), yahut paperwhite modelinin yurtdışından sıfır alabilirsiniz. (600-700 arası)

2- Kindle kullanıyorum. Zamanında 300e almıştım.

3 - Genel olarak memnunum. Çok hafif ve sözlük sayesinde büyük rahatlık sağlıyor.

4 - Bir eksisini göremedim.


aylakadam
(07.04.19)
öncelikle 2. el almaktan çekinme. genelde okumayla alakası olmayan teknoloji meraklıları bir heves alıp sonra satıyorlar. temiz olur.

6-7 senedir kindle touch kullanıyorum. bence en kritik özellik dokunmatik olması. klavyeli olanlarda da altını çizip, bilmediğin kelimelere sözlüğünden bakabiliyorsun. ama dokunmatik olunca kelimenin üzerine dokunduğun anda sözlük açılıyor. yine kalemle çizer gibi dokunarak altını çizebiliyorsun metinin.

paperwhite'larla gelen ışık özelliği elzem değil. bütçeyi bu bakımdan da kısabilirsin.

bir de bu cihazlar tablet, pc, konsol falan gibi değil. çok temel bir özelliği var, o da bildiğin notepad gibi bir metin dosyasını açmak. yeni çıkanların yok işlemcisi şöyle arttı, yok çözünürlüğü şöyle arttı; hikaye yani.

kindle bu olayın iphone'u gibi. ben çok memnunum. ama şu an sıfırdan alsam kindle almazdım, ki "e-kitap satın alacağım" dediğin için bence sen de kindle alma. çünkü kindle'lar yalnızca "mobi" denen e-book formatını açıyor. avrupada -ve türkiye'de de- geçerli olan format "e-pub". yani sen kitapyurdu'ndan parayla bir e-book satın aldın mı, onu kindle'ında açamıyorsun. elbette e-pub'lar mobi'ye dönüştürülüyor, ama satın aldığın e-pub formatlı e-book kilitli olarak geliyor. o kilidi açmak için ayrı , mobi'ye çevirmek için ayrı, cihaza atmak için ayrı uğraşacaksın. bu sebeple kobo, nook vs direkt e-pub açabilen cihazlar alman çok daha pratik olur.

1-) dokunmatik, tasarruf için ışıksız, orj e-book'lar içinde kindle olmayan marka

2-) kindle touch 1. nesil, 6-7 sene önce 2. el 200-250 lira

3-) fazlasıyla. okuma alışkanlığım değişti ve arttı. şarjı hala 1-1,5 ay gidiyor, şaka gibi.

4-) artıları saymakla bitmez; netteki kıyamet gibi e-book arşivleri, yabancı dil kitap okurken kelimenin üstüne dokunduğun anda sözlük-çeviri, istediğin gibi not alıp altını çizme ve bunları anında pc'ye aktarabilme

eksileri, bir müddet sonra çok alışıyorsun ve fiziksel kitaba yabancılaşıyorsun. e-book'u olmayan kitapları okurken can sıkıcı oluyor.

pdf olayı olayı tamamen yalan. pdf açabiliyor ama, pdf'lerin neredeyse tümü a4 formatı baz alınarak hazırlandığı için sayfayı ikiye bölerek belki okuyabiliyorsun -ki bazılarında gene yazılar küçücük kalıyor- ama biçimsiz yani. bu tamamen aletin boyutuyla ilgili. klavyeli kindle'da da, en son çıkan 2 bin liralık kindle oasis 2'de de durum böyle.

(kindle dx gibi 9.7" ekran alırsan -ipad gibi- okursun, ama büyük boyutlular pahalı. sony'nin a4 boyutunda olanları 6000-7000 bandında:()


makbur
(07.04.19)
(2)

erol mütercimler'in düzenli katıldığı bir program/yayın var mı?

varsa hangi kanalda, saat kaçta? internetten izlenebiliyor mu? youtube'da 95939 tane videosu var adamın ama hep farklı farklı yerlerde. şu sıralar nerede çıkıyor, var mı öyle her salı akşamı 22'de şu kanalda denebilecek şekilde?ayrıca bu adam nasıl 65 yaşında ya, VS ATSAK yer beni.
varsa hangi kanalda, saat kaçta? internetten izlenebiliyor mu?

youtube'da 95939 tane videosu var adamın ama hep farklı farklı yerlerde. şu sıralar nerede çıkıyor, var mı öyle her salı akşamı 22'de şu kanalda denebilecek şekilde?

ayrıca bu adam nasıl 65 yaşında ya, VS ATSAK yer beni.
der meister
(05.04.19)
reyizi ara ara ben de youtube’da aratıp izlerim programlarını. dün baktığımda bulamamıştım, bugün ekleme yapmışlar dünkü yayını.

m.youtube.com


del piero10
(05.04.19)
(6)

ankara ne zaman isiniyor?

ya gecen kis boyle degildi burasi ama ikinci kisim bu, o yuzden belki gecen seneki normalden sicak gecmistir bilmiyorum. nisan oldu hala tisort ya da sort giyilmiyor. ev buz gibi. yorganla uyuyorum. banyodan cikiyoruz 10 dakika sonra titremeye basliyoruz kazak giymediysek. hayir bakiyorsun ogleden s
ya gecen kis boyle degildi burasi ama ikinci kisim bu, o yuzden belki gecen seneki normalden sicak gecmistir bilmiyorum. nisan oldu hala tisort ya da sort giyilmiyor. ev buz gibi. yorganla uyuyorum. banyodan cikiyoruz 10 dakika sonra titremeye basliyoruz kazak giymediysek. hayir bakiyorsun ogleden sonra 16-17 derece ama ev isinamadan yine 7-8'e dusuyor zaten.

gece sicakliginin da 10+ olmasi icin daha ne kadar bekleyecegiz asagi yukari, sevgili ankaralilar? kari buzu cok severim ama onlar gecip gittikten sonra boyle sacmasapan soguk olmasini da hic sevmiyorum, ya sicak ol ya buz kes, bu ne allah askina her yer gunes ama hala it gibi usuyoruz.
der meister
(04.04.19)
mayıs ortasına kadar kendini çok umutlandırma derim ben


re noreno
(04.04.19)
Valla ben bahar dönemi finaline (mayıs sonu) kazakla gittiğimi de hatırlıyorum, nisanda kar yağdığını da, yine nisanda kısa kolla gezdiğimi de.
Kısmetse mayıs gibi ısınır ama çok da şeyyapmamak lazım.
Önemli olan dışarı çıkarken güneş gözlüğü, kar montu, kolluk, şemsiye alıp güneş kremini sürmeyi unutmamak. Hayatımıza hoş geldiniz efem.


mor bembombom
(04.04.19)
mays ile gece sıcaklığı 10 dereceyi bulur.


babilbaligi
(04.04.19)
istanbul'da da durum aynı. gece kaloriferleri yakıyoruz biz hala.


kitik
(04.04.19)
dur abi nereye tişört şort falan? daha istanbul'da götümüz donuyor. ankara çok daha soğuktur.


Gecen yil cok net haziran sonu parkta ziftlenirken uzerimizde hirka falan oldugu halde usuyup eve kacmistik, oradan pay bic.


hailtothethief
(04.04.19)
(4)

çeviri ve sanırım aynı zamanda hukuk sorusu

orijinali rusça, rusçasını sizlerle paylaşmak üzere ingilizceye çevirmeyi becerdim ama türkçede "52.1" olarak bırakamayacağım için tam olarak türkçeleştiremiyorum. ingilizcesi şu oluyor,"in accordance with Article 52.1 of the code of administrative offenses""idari suçlar kanunu'nun 52'nci maddesinin
orijinali rusça, rusçasını sizlerle paylaşmak üzere ingilizceye çevirmeyi becerdim ama türkçede "52.1" olarak bırakamayacağım için tam olarak türkçeleştiremiyorum. ingilizcesi şu oluyor,

"in accordance with Article 52.1 of the code of administrative offenses"

"idari suçlar kanunu'nun 52'nci maddesinin X'i uyarınca" diyesim var ama,

1) 52.1 tam olarak ne, 52'nci maddenin birinci fıkrası/bendi falan mı? onu bilemiyorum.

2) idari suçlar kanunu veya ona benzer bir şey gerçekte var mı? ben kendim bulamadım. türkiye'de olmasına gerek yok. gerçeklikten uzak, abuk bir kavram olmadığı sürece sorun değil. yani türkiye'de farklı bir isimde mevcuttur ama dünyada idari suçlar için kanunların bulunduğu ülkeler vardır mesela, bu benim için yeterli.

"rusçasını ver direkt oradan çevireyim" diyen varsa, belki bunu da yanlış çevirmişimdir jsfjs: в соответствии со статьей 52.1 Кодекса об административных правонарушениях
der meister
(03.04.19)
Bence bizdeki iyuk’a denk geliyor. İdari yargılama usulü kanunu.


Boksör06
(03.04.19)
peki 52.1 için ne diyebiliriz? kanun şeysini buldum. bir "section" var, altında 1.1, 1.2, 1.3, 1.4, 1.5 diye gidiyor. sonra ikinci "section" var; o da 2.1, 2.2, 2.3 diye ilerliyor.

52'yi 52'nci madde sayabiliriz sanırım ama 1 ne? mesela 52.1 de kendi içerisinde 1-2-3-4 diye ayrılıyor. aynı şey bizim kanunlarda da söz konusu ama hangisi bent, hangisi fıkra bilmiyorum jasfjjf.

ama fıkra di mi ya. 52'nci maddenin birinci fıkrası?


der meister
(03.04.19)
52.1 52. madde birinci fıkra, 52.1.1 52. madde birinci fıkra birinci bendi


mabesa
(03.04.19)
article paragraph vs. ama çevirirken onu türkçeye direkt xyz kanunu madde 52.1 diye çeviriyoruz (yani öyle çeviriyorlar)
olur da metinde paragraph a iv vs. diye atıf yaparsa o zaman fıkra bend filan diye çeviriliyor.


niye ama
(03.04.19)
(8)

aöf konusunda fikrinizi almak istiyorum, durumlar karışık

(30 kez anlatmış olduğum hikayemi zaten bilenler doğrudan yıldızlı kısmın alt tarafına gidebilir)şu an rus dili ve edebiyatı bölümü birinci sınıf öğrencisiyim. ingilizcem iyidir, aktif olarak kullanıyorum. almanca da öğreniyorum. geleceğe dair somut bir "şunu yapayım, şu olayım" isteğim var ancak pl
(30 kez anlatmış olduğum hikayemi zaten bilenler doğrudan yıldızlı kısmın alt tarafına gidebilir)

şu an rus dili ve edebiyatı bölümü birinci sınıf öğrencisiyim. ingilizcem iyidir, aktif olarak kullanıyorum. almanca da öğreniyorum. geleceğe dair somut bir "şunu yapayım, şu olayım" isteğim var ancak planım yok. çocukluk hayalimi (rusça ve almanca öğrenmek) gerçekleştiriyor olmak içimdeki agresif politikacıyı da açığa çıkardı. hiçbir konuda uzmanlık veya derin bilgi iddia edecek konumda olmamakla birlikte özellikle soğuk savaş, rusya-evropa ilişkileri, doğu almanya, soğuk savaş döneminde avrupa gibi alanlar inanılmaz ilgimi çekiyor. okumaktan, araştırmaktan, kendi çapımda yazmaktan (genelde reddit'te "KARDEŞİM BUNUN PUTİN'NE NE ALAGHASI VAR" düzeyinde tartışmalar şeklinde) büyük keyif alıyorum.

bu alanda somut olarak hiçbir şey yapamamaktan büyük rahatsızlık duyuyorum aynı zamanda. "hedefin ne?" diye sorarsanız, benim istediğim şey belli: yüksek lisans ve doktora için almanya'ya (tercihen jena, leipzig, berlin, magdeburg gibi "doğu almanya" şehri) gitmek ve bu alanda çalışmak.

öte yandan alan o kadar geniş ki "doğu almanya çalışıcam" demek neresinden tutsanız elinizde kalıyor. ayrıca yurtdışında yüksek lisans yapacak maddi birikimim yok, olmayacağından eminim. kendi bölümüm sayesinde burs alarak almanya'da okumam da imkânsız sayılır, kimsenin iplediği yok bizi. yaşım da 65 falan, o yüzden yüksek lisans ve doktorada mümkünse para kazanıp en azından kendi aç karnımı doyurabilmem gerekecek.

bu yüzden en azından lisans sürecinde bi' şeyler yapmak istiyorum ve bu yüzden uluslararası ilişkiler bölümünün iyi bir seçenek olabileceğini düşündüm. sene başında kaydolmak istedim ama harç parasını denkleştiremedim, bu sefer onu ayarlamak için vaktim olacak. kafamdaki sorular şunlar,

***

1) aöf türkiye ya da yurtdışında teoride veya pratikte bana herhangi bir fayda sağlar mı? "onu yapacağına al iki tane kitap oku" mu dersiniz yoksa fasulyeden de olsa elimde uluslararası ilişkiler diploması olması bu hedef doğrultusunda bana yardımcı olur mu?

2) uluslararası ilişkiler yanılmıyorsam aöf'te hem türkçe hem de ingilizce olarak mevcut. dil dışında bu bölümlerin bir farkı var mı, ne bileyim fors açısından? ingilizce okumak bir adım daha öne çıkaracaksa öyle yapayım.

3) önümüzdeki sene değil de bir sonrakinde (üçüncü sınıftayken) erasmus yapmayı planlıyorum. bölümdeki mevcut şartlar, çoğu öğrencinin gittiğinde iki dönem hibeli olarak yapmasına müsait görünüyor - yani planım tutarsa bütün seneyi dışarıda geçireceğim. bu durumda sınavlara giremeyeceğim için bir yıl yanacak mı? yurtdışında falan giremiyor muyuz sınava hiç?

4) "öyle istiyosan şöyle yapman daha iyi olur" dediğiniz alternatif bir bölüm ya da hamle var mı?

bana genel olarak "dil ticarette çok işine yarar, sen dış ticaret falan oku" diyorlar ve haksız sayılmazlar ama benim aklım fikrim hep bu işlerde. bundan beş sene sonra ne olacağımı tabii ki bilemiyorum ama "ne olmak istiyorsun" derseniz cevabım "dış ticaret müdürü" değil "SOVYETLER VE DOĞU ALMANYA UZMANI HERR MEISTER" olur.

uluslararası ilişkiler iyi mi, okuyayım mı? :/


(tikler gecikebilir ama vereceğim. "ne çok yazıyosun" diyen terbiyesizleri şimdiden kınıyorum, iyi akşamlar)
der meister
(02.04.19)
cift ana dal dusunmez miydiniz?


pide
(02.04.19)
@pide, yanlis seye bakmadiysam eger benim bolumum icin oyle bir imkan yok ne yazik ki. yani rus dili okurken uluslararasi iliskiler ya da siyaset bilimi gibi bir bolum icin kabul alamiyorum, yanilmiyorsam sadece lehce icin basvurabiliyorum. ayrica ayni zamanda calistigim icin iki bolumde okumak asiri zorlayabilir. o yuzden biraz daha esnek olmama imkan taniyacak bir sey istiyorum, hele ki (umarim) bir sureyi yurtdisinda gecirip derslere katilamayacagim dusunulurse. ha boyle bir imkan varsa tabii ki degerlendirmek isterim, "kolay olsun yea ugrastirmasin" gibi bir dusuncem yok ama mumkun ve surdurulebilir olmali.


der meister
(02.04.19)
istanbul/ankarada iseniz aöf mümkünse ingilizce kaydolun. dillerinizi geliştirirken temel teorik kitapları (archive-media-1.nyafuu.org iyi bir liste uyun. hepsinin ebook var neredeyse) da ilgilendiğiniz alandan güncel eserleri, makaleleri, haberleri de okuyun. konferanslara, seminerlere mutlaka gidin, polsci, IR, vb bölümlerinin-kulüplerinin ve düşünce kuruluşlarının... konunuzla alakalı olmasa da insanlarla tanışırsınız. sonra bir düşünce kuruluşuna staj için başvurun. öyle kuru kuruya değil tabi ki. katıldığım konferanslar şunlar, kendimi şöyle şöyle geliştirmeye çalışıyorum, hedefim şu gibi. af örgütü gibi yerlerde de staj deneyebilirsiniz. zamanla kendinize iş bulursunuz. arada makaleler çevirip blogunuzda yayınlayabilirsiniz.

aöf bir şey katmaktan çok insanlara kendinizi geliştirmek istediğinizi gösterir. aöf olmadan da olur bu iş.

istanbul/ankara dışındaysanız ilinizde bu tür etkinlikler zor olabilir. kitabınızı makalenizi okuyup blogunuzda daha derin yazılar yazmayı deneyebilirsiniz inceleme/sentez/yorum tarzı. ama staj iş olayları nasıl çözülür bilmiyorum ki onlarsız YL falan zor.


inekadam
(02.04.19)
Ben odtü uluslararası ilişkiler mezunuyum, işsizim. Bu bölümü okuma derim. Boş bir bölüm. Severek okudum ama iş hayatında işletme veya finans her türlü daha geçerli.


ovungec zeus
(02.04.19)
dış ticaret okuyun.


balik kraker
(02.04.19)
@balik kraker, ://


der meister
(02.04.19)
Öncelikle duyuruyu görmüştüm ancak vaktim olmadığı içi favoriye alıp sonra cevap yazarım demiştim. Şimdi vakit bulabildim.

*Uluslararası İlişkiler lisans okumanın artısı olur ama bu daha çok ne yapmak istediğinle alakalı. Yani sivil toplum kuruluşlarında çalışmak istiyorsan artısı olur, KPSS ile uluslararası ilişkiler mezunlarının girebildiği pozisyonlar (AB Birliği Uzman Yardımcısı gibi) içinse artısı olur. Ama onun dışında iş anlamında bir artısı olacağını düşünmüyorum. İnsanı donatan bir bölüm ancak iş sahası az, bölüm mezunları iktisadi ve idari bilimlerin alanlarına kayıyorlar çoğunlukla.

*İstemiyorsun anladığım kadarıyla ama Dış Ticaret okumak sana daha fazla artı sağlar, daha kolay iş bulur, daha kolay seyahat edersin bu alanda ve istediğin ülkelerde. Bir de önlisans dış ticaret okuyup dgs ile ister açık öğretimden ister örgün öğretimden uluslararası ilişkilere lisans tamamlama yapabilirsin. İkisi aradan çıkar. Daha önce yazdıklarından da anladığıma göre kaygıların var gelecek konusunda, bir bakıma işe yarayacak bir bölüm de eklenmiş olur.

*Yurtdışında 6 aydan fazla kalacaksan Anadolu Üniversitesi AÖF nin yurtdışı programı da var, orda da girebilirsin sınavlara. www.anadolu.edu.tr harç ücretleri belki farklı olabilir, bir aöf bürosuna danışmak da fayda var.

*Bir de Rusçadan mezun olup, Uluslararası İlişkiler, Avrasya Çalışmaları, Latin Amerika Çalışmaları, Doğu Avrupa Çalışmaları, Rusya Çalışmaları ve Uzak Doğu Çalışmaları vs. diye yüksek lisans programları var. Bunları bir araştır derim, bir ara MEB yurt dışı yüksek lisansa bu alanlardan öğrenci gönderiyordu.

Gidip sorabilirsin, tam senlik gibi. recerees.ankara.edu.tr
www.piees.org
lna.metu.edu.tr
latinamerika.ankara.edu.tr
* Rus Dili ve Edebiyatından mezun olup İstanbul Üniversitesi Avrasya Çalışmaları üzerinde yüksek lisans yapan bir arkadaşım var, sanırım orda lisans ön şartı yok.


Rh Negatif
(16.04.19)
(4)

donmuş tavuk ve çözülmesi

buzluktan çıkarılmış ve çözülmesi için mutfak tezgahına kendi kabı içerisinde koyulmuş bir parça tavuk söz konusu. çiğ. bu arkadaş 17:30 civarında tamamen erimiş olacak gibi duruyor ancak ben kendisini 19:30 - 20:00 arasında pişirmeye başlayacağım. oda sıcaklığında, güneş almayan yerde. 1-2 saat dur
buzluktan çıkarılmış ve çözülmesi için mutfak tezgahına kendi kabı içerisinde koyulmuş bir parça tavuk söz konusu. çiğ. bu arkadaş 17:30 civarında tamamen erimiş olacak gibi duruyor ancak ben kendisini 19:30 - 20:00 arasında pişirmeye başlayacağım. oda sıcaklığında, güneş almayan yerde.

1-2 saat durdu diye bozulur mu yoksa kesilip tavaya atılacak hale gelince direkt girişip pişirmek lazım mıdır?
der meister
(02.04.19)
dolabın alt tarafına koy, bir şey olmaz.


dolabın altına koy +1
komşuda mikrodalga varsa ondan rica et


superb
(02.04.19)
Bu havada hiç bir şey olmaz, yazın güneş alnında duruyor olsa başka...


SiyamkedisiZorro
(02.04.19)
Dışarda çözdürmek baştan faul.
Geceden dolabın altına alarak çözdürülmeli.

Eğer zaman yoksa adam akıllı su almayacak şekilde streçe sarıp akan soğuk su altında bir kap içerisinde çözdürmek doğru olanı.

Çözülmüş çiğ et iki saat oda sıcaklığında saklanmaz.

Bu yöntemler ile mikroorganizma faaliyetini kontrol altında tutulmaya çalışılır.


(18)

alman filmi öneriniz

beni tanıyanlarınız zaten biliyor, bilhassa doğu avrupa ve (doğu) almanya sapıklığım mevcut. bunu beslemek için dönemi yansıtan, şöyle oturup hayallere dalmalık filmler arıyorum. açıkçası türü çok önemli değil - dönemin insanını, yaşayışını yansıttığı sürece "ben izledim ve sevdim" dediğiniz her şey
beni tanıyanlarınız zaten biliyor, bilhassa doğu avrupa ve (doğu) almanya sapıklığım mevcut. bunu beslemek için dönemi yansıtan, şöyle oturup hayallere dalmalık filmler arıyorum. açıkçası türü çok önemli değil - dönemin insanını, yaşayışını yansıttığı sürece "ben izledim ve sevdim" dediğiniz her şey olur. nispeten meşhur filmlerin tamamını izledim sanırım ama eksik kalabiliyor her zaman, o yüzden "bunu izlemişsindir" diye düşünüp önermemezlik etmeyin lütfen.

yine de aklıma geldiği kadarıyla izlediklerimin bir kısmını yazayım, bunlara benzer bi' şeyler varsa elinizde nefis olur,

* der untergang
* das boot
* das leben der anderen
* goodbye lenin
* der baader meinhof complex
* das experiment
* kein system ist sicher
* unsere mutter, unsere väter

başlıca kriterim dilin almanca olması ve filmin almanya'da (tamamı değilse de büyük bölümü) geçmesi. türkçe-ingilizce altyazısı bulunabiliyorsa ne ala, olmasa da olur.

öncelik almanya olsa da baltık-çek-leh filmlerine de hayır demem. ultra sanat yüklü antin kuntin filmler istemiyorum; konusu ağır olabilir ama çok felsefeye girmesin, en azından düz adamın da yakalayabileceği bir kısmı olsun. o yüzden tarkovski markovski şeyapmayın hiç, ben anlamıyom onları.
der meister
(01.04.19)
der tunnel
www.imdb.com

die welle
www.imdb.com

soul kitchen
www.imdb.com


king lizard
(01.04.19)
(bkz: unsere mütter unsere vater) film değil ama seversin.


Die welle


stavro
(01.04.19)
nertflix'in perfume, dogs of berlin, dark kısa dizileri. alman üçü de.


deartheodosia
(01.04.19)
Absürd filmlerden son zamanlarda en sevdigim: Toni Erdmann

Die Welle, iyi bir oneri olmus. Film Almanya´ya ve Almanca´ya kitaptan uyarlama. "donem yansitan" film olarak degil de, surukleyici bir film olarak listene ekleyebilirsin.

Die fette Jahren sind vorbei: Izlemissindir muhtemelen, izlemediysen de kriterlerine uygun.

Das weiße Gerauchen: "Yalnizlik" filmi. Yalnizlik bir "kulturgut", yaninda da ruhsal bozukluklar var hikayede.

Das weiße Band: Hiyerarsi, düzen, huzur. Kilit degerler uzerinden rahatsiz edici bir film.

Ek: Dogu Berlin - Bati Berlin hakkindaki en hos filmlerden: Sonnenallee


buf-e kür
(01.04.19)
çok teşekkürler, "analarımız babalarımız" dışındakileri izlememiştim, güzel oldu bunlar. onu da ekleyeyim listeye.


der meister
(01.04.19)
Er ist wieder da.


Aerdem
(01.04.19)
Deutschland 83 de fena dizi değil. Özellikle ikinci sezon.


Aerdem
(01.04.19)
Dark ve unsere muttere ek olarak babylon berlin. Baya sevmiştim ben.


Die Blechtrommel


superb
(01.04.19)
Elser-13 minutes. Almanca ve Almanya’da geçiyor.

Zwartboek.Tamamı olmasa da bir kısmı Almanya’da geçiyor ve dil almanca.

Bankier Verzet. Bu Hollanda’da geçiyor ama tam bir ww2 dönemi filmi. Ayrıca holandaca yarı almanca olduğu için kulağa çok eğreti gelmez.


der baader meinhof complex paralelinde raf'la alakalı filmler söyleyebilirim bikaç tane.

Die bleierne Zeit
www.imdb.com

Die Stille nach dem Schuß
www.imdb.com

Die innere Sicherheit
www.imdb.com

Wer wenn nicht wir
www.imdb.com

bi de raf'tan alakasız geçenlerde şunu izledim, fena değildi.

Die Unsichtbare
www.imdb.com


Der Himmel Über Berlin

Run Lola Run

Stroszek


efreet sultan
(01.04.19)
Berlin is in Germany.


ovungec zeus
(01.04.19)
@tepedeki psychedelic adam, özellikle RAF için sormayı düşünüyordum ama "yoktur ya o kadar spesifik girme, 3-5 güzel öneri gelirse şükret" demiştim. çok teşekkür ederim, buna özellikle sevindim.

hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, cidden sanırım en dolu ve kaliteli "öneri" duyurusu oldu benim açımdan. el oğlunun "immersion" dediği şey için kendimi bol bol almancaya maruz bırakmak istiyorum. güzel oldu bunlar. döner döner izlerim artık.


der meister
(01.04.19)
im juli. cok severim


aydonno
(01.04.19)
www.imdb.com


halken
(01.04.19)
Film değil ama Babylon Berlin'i kesinlikle tavsiye ederim.


blue serenity
(03.04.19)
(3)

seçimi takip etmelik İNTERNET sitesi

hangisini kullanmayı düşünüyorsunuz, önerebileceğiniz var mı? umut sarıkaya'nın karikatüründeki gibi, harita olması çok önemli. böyle şehir şehir, ilçe ilçe baksak, renk değişimlerini görsek mmm nefis. öyle bi' şey istiyorum. hızlı güncellenen, güvenilir veri sunan, haşin, dinamik, yakışıklı bir sit
hangisini kullanmayı düşünüyorsunuz, önerebileceğiniz var mı? umut sarıkaya'nın karikatüründeki gibi, harita olması çok önemli. böyle şehir şehir, ilçe ilçe baksak, renk değişimlerini görsek mmm nefis. öyle bi' şey istiyorum. hızlı güncellenen, güvenilir veri sunan, haşin, dinamik, yakışıklı bir site var mı?
der meister
(31.03.19)
Youtube'dan cüneyt özdemir olabilir. İsmail saymaz'da olcakmış.


archmage mahmut
(31.03.19)
hobi olarak eski seçim sonuçlarını ilçe ilçe takip etmeyi sevdiğim için önceki seçimlere göre düşünürsek sabah ve ntv'nin tasarımları, haritaları falan güzel oluyor. Habertürk de fena değildi.

secim.haberler.com var bi de ona da bakabilirsin.


nundu
(31.03.19)
Google'a yazip ne çıkarsa ordan bakarim ben.
Gunun sonunda hepsi aynı sonucu veriyor.


stavro
(31.03.19)
(13)

en iyi kemal sunal filmi sizce hangisi?

şu yüzden soruyorum, yabancı bir arkadaşım tutturdu kemal sunal filmi izleyeceğim, türklerin en sevdiği/bildiği filmi hangisi, onu söyle diyor. ben aynı zamanda yabancı birinin ülkeye dair bir şeyler öğrenebileceği, dönemin türkiyesinin kültürünü tanıyabileceği bir şey istiyorum. o açıdan, ben en ço
şu yüzden soruyorum, yabancı bir arkadaşım tutturdu kemal sunal filmi izleyeceğim, türklerin en sevdiği/bildiği filmi hangisi, onu söyle diyor. ben aynı zamanda yabancı birinin ülkeye dair bir şeyler öğrenebileceği, dönemin türkiyesinin kültürünü tanıyabileceği bir şey istiyorum. o açıdan, ben en çok hababam sınıfı'nı sevmeme rağmen onu önermek istemiyorum mesela. bir yabancı için böyle nasıl desem daha geniş kapsamlı, daha kolay anlayabileceği hangi filmini önerirsiniz?

daha da önemlisi, bu filmin ingilizce altyazılısını bulmak mümkün olur mu?
der meister
(19.03.19)
Yüz Numaralı Adam


eazy
(19.03.19)
Tokatçı


basond
(19.03.19)
abilerim ablalarım kardeşlerim. yahu siz soruyu okumuyor musunuz acaba, bakın başlık var, bi de altında soru var soru. "en iyi kemal sunal filmi hangisi" diye soruyor başlıkta, AMA altında aradığı kriteri de yazıyor ki ona göre önerin. adam demiş ki dönemin türkiyesinin kültürü, gelen cevap tosun paşa. abi tosun paşa ne kemal sunal'ın döneminde geçiyor, ne de türkiye'de geçiyor yahu. 82 tane kemal sunal filmi içinde belki en olmayacak film.

kapıcılar kralı veya çöpçüler kralı olabilir.


kibritsuyu
(19.03.19)
Dutturu dunya.

Yabanci biri cekse odul alirdi.


acemi
(19.03.19)
Çöpçüler kralı. Alt yazili var mi bilmem ama.


hepinize teşekkür ederim ama kibritsuyu'na ayrıca teşekkür ederim, biz böyle deyince "soruyosun üstüne cevap verene saldırıyosun, nankör" diyorlar :/ ben de kendi adıma çöpçüler kralı uygun olur diye düşündüm, hatta vodkalı falan sahneleri vardı, arkadaş rus olduğu için hoşuna gidebilir diye düşündüm jfjsfj sever öyle antin kuntin minik detayları.


der meister
(19.03.19)
vodkalı sahneler kapıcılar kralı filminde var. Elin gavuruna vodka var diye yanlış filmi izletmeyin.


eazy
(19.03.19)
@eazy, sjfsjjs pardon karıştırıyorum bu ikisini hep, "kral" var ya ondan ://

izletmeyeceğim zaten galiba herhalde ya, altyazısı yok hiçbirinin. biz zamanında bissürü rus filmini altyazısız izledik ama dil öğreniyoruz diye döve döve izletmişlerdi, bu adam türkçe falan da öğrenmiyo yani anlamadıktan sonra izleyip ne yapacak. ben bulamadıysam allah benim belamı versin ama ne vizontele ne kemal sunal filmleri, hiçbirinin de şöyle indirmesiz internetten açıp izlenebilecek altyazılı versiyonunu görmüyorum. dün çekilmiş filmler de değil bunlar yani kimsenin mi aklına gelmemiş çevirmek :/


der meister
(19.03.19)
-Yüz Numaralı Adam
-Düttürü Dünya


heidi'nin dedesi
(19.03.19)
düttürü dünya mükemmel bir film. istenen şartları da sağlıyor.

lakin, bir yabancı için anlaşılması zor bir film. hitap etmeyebilir. bir de kemal sunal'ı duymuş ve filmini izlemek isteyen bir yabancı muhtemelen komedi izlemek istiyordur. düttürü dünya ağır dram.


kibritsuyu
(19.03.19)
Zübük yazmak için giriş yaptım.


kozzy
(19.03.19)
Korkusuz Korkak

Evet konu kilit.


grobet
(19.03.19)
kibar feyzo


sizofren06
(20.03.19)
(4)

çevirmenlere ya da yazıyla işi olanlara bir sorum var

editör, makale yazarı vs. fark etmez; iş yazıyla ilgiliyse o da kabulümdür ancak özellikle çevirmenlerin cevapları ekstra faydalı olur. teşekkür ederim şimdiden.1) serbest çalışıyorsanız, planlamayı nasıl yapıyorsunuz? örneğin neyi ne kadar zamanda yapabileceğinizi zaman içinde kestirir hale mi geli
editör, makale yazarı vs. fark etmez; iş yazıyla ilgiliyse o da kabulümdür ancak özellikle çevirmenlerin cevapları ekstra faydalı olur. teşekkür ederim şimdiden.

1) serbest çalışıyorsanız, planlamayı nasıl yapıyorsunuz? örneğin neyi ne kadar zamanda yapabileceğinizi zaman içinde kestirir hale mi geliyorsunuz? "bu iş 50 saatte hallolur" ya da "buna 80 saat gerekir" gibi belirli düşünceleriniz oluyor mu?

2) çeviri yaparken, bir yazı yazarken vs. belirli bir çalışma formatınız var mı? 40 dakika çalışma, 10 dakika ara verme gibi... genel rutininiz, çalışma düzeniniz nasıl?

***

ben size 35 sayfalık bir metin versem (edebi ya da bilimsel olmadığını, zihni pek yormayıp kolay anlaşılabilen bir şey olduğunu varsayalım) siz ne diyorsunuz? önce fiyat verip tarih mi belirliyorsunuz? belirlerseniz, bu aralıkta nasıl çalışıyorsunuz?

mesela bana 20 mart'ta lazım bu. "5 gün var. ikisinde yatarım. 3 günde 6 saat mesai yaparım. 40 dakika çalışıp 15 dakika ara veririm" şeklinde planlıyor musunuz yoksa ilk fırsatta girişip, "yetişsin de nasıl olursa olsun" diye plansızca, bazen aralıksız 5 saat, bazı günler sadece yarım saat mi çeviriyorsunuz?

***

kusura bakmayın çok dağınık oldu ama genel olarak anlamışsınızdır ne demek istediğimi. özetle, varsa çalışma düzeninizi merak ediyorum.
der meister
(15.03.19)
çok şanslı bir insanım ki, iş yaptığım kişi şu kadar sürede yap ya da şu tarihe kadar hazır olması lazım gibi isteklerde bulunmuyor, tamamen serbestim yani. böyle serbest olunca belli bir günüm saatim de olmuyor haliyle. 1000-2000 kelimelik bir yazıyı 1 ayda yazdığım oluyor. tamamen canımın istediği bir günde oturup yazıyorum, 1 günde yarısını yazmış oluyorum. ertesi gün de kalanını yazıyorum. 3. günde de düzenleme falan yapıp tamamlıyorum. çok ağır yazsam dahi kendime "bir daha kolay kolay bilgisayarın başına oturmazsın, şimdi devam et ve tamamla" diyorum. özetle bir sayı söylemek gerekirse de günde 3-4 saat ve 3 günden toplamda 9-12 saatte hazırlıyorum. yazılar da 1500-3000 kelime arası oluyor.


tabirimekruh
(15.03.19)
Çevirmenliği ek iş olarak yapan biri olarak:

Çeviriyi günde yaklaşık 2 sayfa yapsam şeklinde kabul edip deadlineı ona göre hesaplıyorum.

Çalışma rutini olarak o gün (genelde o akşam) ne kadar boş vaktim varsa, duruma göre, kafama göre 1-3 saat olacak şekilde çalışıyorum.

Bana gelen metinler deadline ile birlikte geliyor, zaman çok kısaysa 1-2 gün ileri atmaya çalışıyorum.

Bu kadar.


slymene
(15.03.19)
yazı, çalışma alanımın içinde var. uzun bir süre de bu alanda çalışmıştım.
asla planlama yapmam. işin içinde eğer yaratıcılık varsa, yani birebir çeviri gibi bir şey değilse zaten planlama bu işin doğasına aykırı.
40 dakika çalışma-10 dakika ara dersem, ara zamanı gelmiş mi diye sürekli bakarım saate. bazen günlerce yazmıyorum, bazen bir oturuşta bir haftalık işin kabasını alıyorum. yazı ile alakalı işlerde planlama fazla mekanik geliyor bana.
en son 20 mart üzerinde anlattığın örnekte ise, kendi yazım tarzını ve yeteneğini ne kadar tanıdığın önemli. eğer ki işi 4 saatte halledeceğimi anladıysam (zamanla metne bakar bakmaz anlıyorsun süreyi) 6 saat kala otururum başına.

kişiye göre değişeceğini düşünüyorum ama. tamamen karakter. bir yazar arkadaşım var, benim hiç kafama takmadığım bir ayrıntı için günlerce çalışabilir, düşünebilir. aşırı düzenli yazan arkadaşlarım oluyor. ben metnin sonu daha hoşuma gittiyse sondan başlardım mesela yazmaya. sonu yazarken ortadan bir şey aklıma gelse onu yazıp tekrar son kısma dönerdim. ama arkadaşım ilk cümleden başlayıp tık tık sona kadar yazıyor.

hasılı, bu yazı planlamaları tamamen karaktere bağlı kanımca..


lovemyself
(15.03.19)
Iş imkanım olmayan bir dönem çevirmenlik yaptım. Genelde metinin uzunluğuna göre zaman belirliyordum. İşsiz olduğum için vakit geçirmek benim için önemliydi ve günde 4 5 saat tam verimle çalışarak ne kadar sürede bitireceğime bakıyordum. Tıbbi çeviri yaptığım için gelen işlerin zorluk derecesi hemen hemen benzer oluyordu.


curukturpkokusu
(16.03.19)
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler compumaster, dambil, deckard, fader, groove salad, hollowlife, kahvegibi, kibritsuyu, kobuzchu kiz, robin
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.