Giriş
(8)

Türkiye ve Mafyalar

Türkiye’de 90’lı yıllardaki anlamıyla hala “mafya” var mı? Siyasilerin araçsallaştırdığı ya da kendileri için baskı unsuru olabilen, parasal güce ve derin siyasî ilişkilere sahip, eli silahlı adamları olup kendince infazlar yapan, adam kaçırma, tehdit, şantaj vs. gibi çeşitli eylemsel karşılıkları o
Türkiye’de 90’lı yıllardaki anlamıyla hala “mafya” var mı?

Siyasilerin araçsallaştırdığı ya da kendileri için baskı unsuru olabilen, parasal güce ve derin siyasî ilişkilere sahip, eli silahlı adamları olup kendince infazlar yapan, adam kaçırma, tehdit, şantaj vs. gibi çeşitli eylemsel karşılıkları olan bir yapılanmadan bahsediyorum.

Ya da siz var diyorsanız gücünün eylemsel karşılığı ve toplumsal iktidarı var mı bunların?
levent bilgen
(19.10.18)
Feto bir mafya değil miydi mesela? Polis ve asker de silahlı gücü değil miydi? Şu an mafya yapılanmalarına rahmet okutacak durumdayız.


Toplumun dinamiğini bozan şeyler yasaklanıyor, bu yasakları delmek de para kazandırıyor. Uyuşturucu ticareti, fuhuş, insan kaçakçılığı, piyasaya sahte para sürme... Mafya'dan kasıt bu işleri örgütlü bir şekilde yapan topluluklarsa tabi ki vardır. İllegal iş yapan adam devletin kendisini korumasını bekleyemeyeceğine göre kendini ve çıkarlarını korumak için adam besler, silahı ve askerleri olur, içinde bulunduğu süreçler rakiplerini ortadan kaldırmasını gerektirir, politikacılarla aynı masada oturur, çıkar ilişkileri kurar...


salihdt
(19.10.18)
ismini verip yeğenlerinin hışmına uğramak istemediğim şahsı tarif etmişsiniz (öyle de korkağım).
açık havada konuşma yapıp yüzlerce kişiye dinletebilen birinin toplumsal iktidarı ve bu iktidar sonucunda eylem gücü olması beklenen bir sonuçtur.


g7mor
(19.10.18)
90'lı yıllardaki gibi çok ve büyük ölçekte yok, o zamanlar (ve o zamanlara kadar) birbirinden farklı ve birbirine rakip bir çok babanın kendi örgütü vardı. Yanlış hatırlamıyorsam sadettin tantan zamanında bir çoğu çökertildi, akp iktidarı ile birlikte de neredeyse isim soyisim anlamında mafya babası kalmadı.

90'lı yıllardan beri mafya babaları bitirildi ama ciddi örgütlenen adları hepimizce bilinen bazı örgütlerin gücü bölgesel olarak hala devam ediyor.

İstanbul'da belirli bazı bölgelerde sevgi pıtırcığı olan ve siyasi partileri de bulunan bu arkadaşlara haraç vermeden ticaret yapabilmeniz çok zor.

Adına haraç demiyorlar ama, küçük esnafı gazete abonesi yapıyorlar, dergi satıyorlar. Büyük tüccarlardan da doğrudan "partiye bağış" adı altında yüklü ödeme alıyorlar.


John Bloor
(20.10.18)
Var. ORnek cete lideri Sedat Peker.


stavro
(20.10.18)
fetö mafyaysa tayyip marul heralde. fetö şamaroğlanından başka hiçbişey değildir. gerçek anlamda mafya yok, mafyalaşmış devlet var. İnfazlar yapan, adam kaçırma, tehdit, şantaj vs. hepsi iktidar tarafında icra ediliyor, bayağı da ustalaşıyorlar artık. Ak Parti sağolsun mafya ya gerek kalmadı yerli ve milli mafya olarak oraya da kendilerini atadılar. hayaldi gerçek oldu.


firemanjonny
(20.10.18)
90'lardaki anlamıyla yok. akp neredeyse hepsiyle anlaşıp gelirlerinin belirli ölçüde kaybolmayacağı garantisi karşılığında faaliyetlerini durdurmasını sağladı. anlaşamadıklarını pasifize etti, ellerini kollarını bağladı. bir kısım sonradan akp ile anlaşmak durumunda kaldı, diğerleri elini eteğini çekmek zorunda kaldı.

kısmen istanbul, doğu marmara, batı karadeniz ve eskişehir bölgeleri için konuşacak olursam; gerek büyüdüğüm çevrede gerekse akrabalık ilişkilerinde ülkenin en babalarıyla bağlantısı olan insanlar oldu hep. zaten bu adamlar çekirdekten büyüyüp yetiştiği için bilinen noktalara gelene kadar çok insanın işini görmüş, sosyal bağlantılar kurmuş ve bu sayede etki alanlarında saygı görmüş insanlar. mafyaları bitirmek de bu yüzden kolay değil, en tepesini içeri atınca faaliyetler durmuş olmuyor. haliyle akp işi kökten çözmek için halihazırda teşkilatlanmış ve çoğunluğu sağcı-muhafazakar olan bu kesimleri kendi "davasına" katmaya çalıştı. akp kendi başına güçlü bir teşkilat olunca bir kısım mafyöz teşkilatlar akp'ye yanaşmakta bir sorun görmediler. akp gerek tatlılıkla gerekse devletin gücünü kullanarak bu teşkilatları yavaş yavaş içten çözdü. tabii bu sırada ekmeğinden ve gücünden olan babalarla masa başında anlaşmalarını yaptı. açıkçası çoğu akp'nin maşası olmayı bırak, adlarının yanında anılmasını bile istemedi. tabii bahsettiğim bu tipler daha önceden de hükümetlerle birlikte çalışmış insanlar değil, bağımsız mafya diyebiliriz.

herkesin bildiği sedat peker var işte akp'ye yanlayan, onun haricinde benim gerçek hayattan bildiklerimden kimse açıkça yanında durmadı. zaten çoğu mafya usulünün eskisi kadar rahat yürümeyeceğinin farkındaydı. büyükleri hapiste ölümü bekledi, nispeten küçükleri etki alanlarını ve sosyal bağlarını kullanarak "esnaf" ya da "iş adamı" oldular. kafe işletmecisi olup çoluk çocuğa karışanı bile var.


Bruce
(20.10.18)
Eskinin mafyaları bugünün müteahhitleri, faktoring şirketi sahipleri, buralardan kazandıkları parayla futbol kulübü başkanı vs. oldular. İşlerini kılıfına uydurdular. Eski fedailerinin adı silahlı yakın koruma oldu.


yemrem
(20.10.18)
(7)

Ara Güler fotoğraflarının sırrı

Sizce Ara Güler'in fotoğraflarını diğerlerinden daha farklı yapan, insanı bakarken daha müteessir kılan ve teknik anlamda da daha ehil yapan şeyler neler?Neden yeni nesilde onun çıtasına yaklaşabilecek nitelikte fotoğrafçılar çıkmıyor?
Sizce Ara Güler'in fotoğraflarını diğerlerinden daha farklı yapan, insanı bakarken daha müteessir kılan ve teknik anlamda da daha ehil yapan şeyler neler?

Neden yeni nesilde onun çıtasına yaklaşabilecek nitelikte fotoğrafçılar çıkmıyor?
levent bilgen
(18.10.18)
Kendisi, fotoğrafını yaşamasıyla fotoğrafa bir ruh kattığına inanıyor. Bilimsel açıdan da hem fotoğrafçının hem de fotoğrafı çekilen objenin motivasyonlarınıh artmasına bağlanabilir diye düşünüyorum bu. Eline makine alıp bir köye gidip çobanı fotoğraflamak yerine o köyde konaklıyor, çobanla hasbihal ediyor, beraber hayvan otlatıyor ve en son çobanı fotoğraflıyor. Bu minvalde açıklamaları var hatta çoban örneği kendisine ait.


farabi
(18.10.18)
Fotoğrafçı olduğu kadar tarihçi ve hikaye anlatıcıydı ara güler, fotoğrafı tarihi kaydetmek için bir araç olarak kullanıyordu. Ve tabii gazeteciydi de, bu anları sadece tarihin bir kısmını kaydetmek için değil, haber vermek, anlatmak, başkalarına aktarmak için de kullanıyordu. Bunların hepsini yapması yetmiyormuş gibi üzerine bir de şairine bir anlatım katıyordu. fotoğraflarını hikayesiyle dinleyince film izlemiş gibi oluyorsun, yakalanan o anın öncesi ve sonrası zihninde canlanıyor.


Bruce
(18.10.18)
bu işi eskiden yapan yoktu. 100 sene önce fotoğraf makinası bile nadir bulunan bişeydi. adam çok yetenekli değil sadece bu işi yıllarını vermiş, bu iş için parasız kalmış, eziyete katlanmış falan.

günümüzde ara güler den kat kat iyi fotoğrafçılar var ama işte rolling stones gibi. bu işi ilk başlayanlardan. rolling stones şarkılar o yıllara göre olağanüstüydü. son dönem şarkıları çer çöp ama saygı duyuluyorlar ve hak ediyorlar.

ara güler e de bu yüzden saygı duyuyoruz. Allah rahmet eylesin.


yuyu
(18.10.18)
psikolojik. sırf güzel olduğu söylendiği için güzel olduğu düşünülüyor. ara güler ayarında ve çok daha iyi binlerce insan var. ha bu demek değil saygı duymayalım, bence bir işe böyle ömür veren herkes saygıyı hak ediyor. ama gökten inme ulvi bi varlık değil. abartılacak bir durum olduğunu düşünmüyorum.


bir başka unsur da şu: adam çok çalışmış. yüzbinlerce kare çekmiş ve arşivlemiş.

kimi fotoğrafları çekebilmek için (bkz: picasso) gidip adamların kapısında yatmış.

çok çalışmış, bu konudaki "zanaatini" ince ince geliştirmiş.


fever
(18.10.18)
Ara Güler'den çok daha iyi fotoğrafçılar var. Hatta ara Güler günümüz şartlarında çok iyi bir fotoğrafçı bile değil.

Zamanında kimsenin yapmadığı bir işi yapıp o işin zamanla popülerleşmesinin ekmeğini iyi yemiş biri.


ne çıtası arkadaşım? ara güler türk fotoğrafçılığının sırtındaki en büyük kamburdur.

buruşuk yaşlı, sümüklü çocuk, yük taşıyan hammal fotoğrafı çekmekle iyi fotoğrafçı olunmuyor.

senlerce fotoğraf yarışmalarında jüri oldu güler milletin hakkını yediler, nerede sümüklü çocuk, buruşuk yaşlı fotoğrafı var verdiler ödülü.

günümüzde türkiyede fotoğraf yarışması kazanmak aşırı kolay. boktan fotoğraf çeken herkes ödül alabilir, klişeleri taklit eden herkes ödül alabilir.

bu tür insanlar bırak fotoğraf değerlendirmeyi, fotoğrafı yorumlamaktan aciz insanlar.

sözlükte oku hakkında yazılanları.

ara gülerin ne kadar klişe olduğu şuradan belli.

nerede kezbanca, çomarca, arabesk yazılmış facebook postu varsa bu adamların fotoğrafları üzerine yazılmıştır.

varoşun/ popüler kültürün tuttuğu insanların hiç birinden de bi cacık olmaz.

nasıl sinema tv okuyan ya da eline dslr alan herkez küçük küçük nuri bilge ceylan taklidi yapmaya çalışıyorsa bu adamı da taklit etmeyi kendine görev edinenler yüzünden türk fotoğrafçılığı bir gram ilerleme kaydedemedi.

ayrıca dünyanın en güzel coğrafyasına ve en geniş kültürüne sahip bir ülkeyiz.

elin patagonyasında olsan neyse


killerbee
(18.10.18)
(3)

Hiç dijital detoks yaptınız mı?

1) Ortalama kaç saatiniz telefon ya da internette geçiyor?2) Dijital detoksa neden ihtiyaç duydunuz? Ne kadar sürdü?3) Ne gibi sonuçları olduğunu gördünüz? 4) Bir şeylerden geri kaldığınızı hissettiniz mi?5) Sosyal medya ve internet bağını azaltan biri bir şey kaybeder mi?
1) Ortalama kaç saatiniz telefon ya da internette geçiyor?
2) Dijital detoksa neden ihtiyaç duydunuz? Ne kadar sürdü?
3) Ne gibi sonuçları olduğunu gördünüz?
4) Bir şeylerden geri kaldığınızı hissettiniz mi?
5) Sosyal medya ve internet bağını azaltan biri bir şey kaybeder mi?
levent bilgen
(17.10.18)
Çok fazla saatim telefonda ve internette geçiyor (4 saat çalışırken internetteyim, sonra gün içinde 4 saat daha bence yine bakıyorumdur)

Detoks olarak 1 ay boyunca Instagram'da hiçbir şey postlamamıştım, story ve post olarak (sürekli paylaşım yapan biri için kişisel bir çelinç oldu) O süre içinde ne zaman fotoğraf çekip paylaşmasam kendimi garip hissettim ve Instagram'ı insanlara ne kadar eğlendiğimizi ve mutlu olduğumuzu göstermek için ne denli kullandığımızı fark ettim.

Azaltan biri bir şey kaybetmez bence,önemli olan bağımlılık aşamasına getirmemek. Ben de dahil çoğumuzda bağımlılık bence. Bknz: ifi/ data kaybedince kendini dünyadan soyutlanmış hissetmek.


EyLüL Kizi
(17.10.18)
askere gidince mecburen yaptım.

1-şu aralar internette 12 saatten fazladır.
2-ihtiyaç duymadım. zorunluluktan yaptım. fena değildi. bir süre sonra alıştım.
3-internetsiz de yapılabiliyormuş ama hayat biraz daha zorlaşıyor. özellikle uçak bileti alırken zorlandım baya. adres bulmakta sorun yaşadım. (yaşasın gps!)
4-başlarda evet. sonra düşünmedim bile.
5-arkadaşlarıyla iletişimini koparmadıkca birşey kaybetmez. birde askerde olduğum için tv izleyemedim fazla. internet de olmadığı için gündemden geri kaldım. endonezyada deprem olmuştu 1 hafta sonra haberim oldu mesela.


false pretension
(17.10.18)
tüm günüm bilgisayar başında geçiyor. sosyal medya olarak duyuru ve sözlük var kullandığım sadece. hatta sadece telefondan kullanıyorum artık sözlüğü. günlük 1 saat var yok. bazen haftasonu internette kaybediyorum kendimi, zamanımı.

yıllardır hep yapacağımı söylesem de tam anlamıyla bir diyet yapamadım hiç. ancak gereksiz ve lüzumsuz kullanımdan kendimi soyutladığım çok oldu. gereksiz internet kullanımım arttıkça bir detoksa girerek kendimi frenliyorum.

daha mutlu oldum, oluyorum interneti az kullanınca.

internet kullanımımı azalttığım için bir şeylerden geri kaldığımı hissetmedim. varsayılan düşünce biçimim zaten geride olduğuma ve geç kaldığıma dair. sosyal medya ya da internetten ayrı kalmak bu düşünceyi oluşturmadığı gibi tam tersi bir olumlu etki yaptı. (zaman daha yavaş aktığı için hayata dair daha net durum değerlendirmesi yapabildim)

hayır. bir şey kaybetmez. kısa süreli olarak böyle bir düşünce oluyor ama kolayca üstesinden geliniyor. ne kadar bağlı olsan da zaten haberdar olmadığın o kadar çok şey var ki, bunların üstüne yenisi de eklense bir şey kaybetmediğini farketmek uzun sürmüyor.


biseysorcaktim
(17.10.18)
(10)

Bir solukta izlenecek filmler

İzlerken zamanın nasıl geçtiğini düşünmediğiniz, belli bir kalite ve zeka taşıyan; zamanın keyifle, gerilimle, hüzünle ya da merakla akıp gittiği filmler var mı?
İzlerken zamanın nasıl geçtiğini düşünmediğiniz, belli bir kalite ve zeka taşıyan; zamanın keyifle, gerilimle, hüzünle ya da merakla akıp gittiği filmler var mı?
levent bilgen
(17.10.18)
blood diamond


datnet
(17.10.18)
American hustle


stavro
(17.10.18)
LOTR 1-2-3.


Predestination.


himmet dayi
(17.10.18)
(bkz: don't breathe)


Bruce
(17.10.18)
la cara oculta


lcha
(17.10.18)
L.a Confidential
Rush
Master and Commander


Burada bana k-pax filmini önermişlerdi. İzledim. Tam tarif ettiğiniz gibi zamanın nasıl geçtiğini anlamadım ayrıyeten bir çok duyguyu bir arada yaşadım. Filmin felsefesini de sevdim. Güzeldi, ben de size tavsiye edeyim.


noraliya
(17.10.18)
napoleon dynamite


eksimeksi
(17.10.18)
(12)

Big Data yok edilebilir mi?

1) Big Data bir şekilde yok edilebilir mi? 2) Rusya, Çin, Fransa, Japonya ya da bir başka dünya ülkesi bu kadar verinin Amerika’da bir merkezde toplanmasından rahatsız değil mi? Diğer ülkeler de aynı nicelikte veriye sahipler mi?3) Bilinen amaçlar(istihbarat, marketing, seçim manipülasyonları vb.) d
1) Big Data bir şekilde yok edilebilir mi?

2) Rusya, Çin, Fransa, Japonya ya da bir başka dünya ülkesi bu kadar verinin Amerika’da bir merkezde toplanmasından rahatsız değil mi? Diğer ülkeler de aynı nicelikte veriye sahipler mi?

3) Bilinen amaçlar(istihbarat, marketing, seçim manipülasyonları vb.) dışında ne gibi çalışmalar, deneyler, amaçlar için kullanılıyor olabilir?

4) Big Data’nın güvenliği ne şekilde sağlanıyor? Yedekleniyor olma ihtimali ne ölçüde gerçekle ilintili?

5) Fazla sci-fiction gelse de büyük bir savaşta bir ülkenin otonom sistemlerine, köprülerine, haberleşme araçlarına saldırılması gibi saldırılabilecek bir konumda mı?
levent bilgen
(16.10.18)
1- big data dediginiz sey nedir? dunyadaki tum verilerin toplandigi yere big data denmez :) bi kavram karistirmasi var sanirim.

vikipedi aciklamasiyla: Büyük veri; toplumsal medya paylaşımları, ağ günlükleri ,bloglar, fotoğraf, video, log dosyaları gibi değişik kaynaklardan toparlanan tüm verinin, anlamlı ve işlenebilir biçime dönüştürülmüş biçimine denir.

2- onlar da topluyor. cin'de facebook filan yasakli. her uygulamanin cin'li versiyonunu kullaniyorlar.

3- trump - secim - rusya seklinde aratabilirsiniz. xxx analytics rezaleti de vardi, zukenberg yargilandi hatta bu sebeple. sirketin adini unuttum.

4- sirketler veri tabanlarini mumkun oldugunca guvenli hale getirirler. sizma her zaman mumkun.

5- kim bu konumda mi?

edit: yuzeysel & ortalama google bilgisi :) insanlari tanimadan boyle sozler soylemek degisik. kolay gelsin, umarim aradigin cevaplari bulursun.


fakyoras
(16.10.18)
@fakyoras Hiçbir şekilde bir kavram karışıklığı yok. Big Data dijital anlamda soyut. Silikon vadisi ve türevi yerlerde ciddi anlamda üzerinde çalışılan, belli merkezlerde depolanan, bilfiil mekansal karşılığı olan ve tek bir kuruma ait olmayan verilerin bütünü. Nicelik olarak en büyük ölçekli veri Amerika’da. Diğer ülkelerin verileri onunkinin yanında işlevsel anlamda oldukça komik.

Siz çok yüzeysel ve ortalama google bilgisiyle olayı okuyorsunuz ya da bu konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip değilsiniz.

Facebook ve bağlı şirketleri(Whatsapp, Instagram) Twitter, Google ve daha birçok şirketin bu bilgileri donanımsal olarak depoladığı yerlerin tümü ya da bir kısmı için mekansal bir tanım da “Big Data”yı içine alıyor.


levent bilgen
(16.10.18)
3) google aramalarından grip salgını ve etki alanını doğru bir şekilde hesapladıklarına dair birşeyler izlemiştim, eğitimli kitlenin mesai saatlarinde dizi izlemesinden falan ekonomik durgunluk kriz gibi durumlar arasında bağlantı kurduklarını duymuştum.

4)en basitleri bile genelde 2 farklı kıta 3 farklı merkez de yedekli oluyor


@fakyoras Cambridge Analytica olayında kabaca 50 milyon Facebook hesabı kullanıldı. Big Data için 50 milyon kişi komik bir sayı bile değil. Bu kullanım Big Data’nın gerçek işlevselliği ve asıl gücünü anlatmakta da yetersiz ve sönük.


levent bilgen
(16.10.18)
Fikir vermesi açısından:

m.imdb.com


mirty
(16.10.18)
1- hayır. çok merkezde biriktiği, birikmeye de devam ettiği için yok edilemez.

2- hayır, herkes kendi datalarını biriktiriyor.

3- çok çeşitli.

4- siber güvenliğin bilinen yöntemleri ile.

5- evet. çok daha fazlası da yapılabilir.


babilbaligi
(16.10.18)
kavramların birbirine girdiğine katılıyorum,

babilbaligi+1

5'e ilaveten şu anda zaten böyle, rusya'nın virusleri ameriganın nükleer santrallerini, askeri tesislerini hedef alıyor, ameriganın firüsleri rus bürokratlar/devlet tesislerini hedef alıyor (neye göre tabii ki ip to location vs. gibi şeylere göre) hatta tek bir hedefi olan hedefe ulaşıncaya kadar yayılan ama bir eylemde bulunmayan wormlar vs. de mevcut, yani hali hazırda bizler mışıl mışıl uyurken birileri birbirlerine saldırıyor, savunuyor falan. misalen şu anda usa suudi arabistana saldırıyor.

Ek kaynaklar:
threatmap.checkpoint.com
map.norsecorp.com
www.digitalattackmap.com&color=0&country=ALL&list=0&time=17819&view=map


selam
(16.10.18)
1) "Bir şekilde" lafzı bize istemediğimiz kadar özgürlük veriyor. Madem verinin fiziksel karşılığı var, sırf Google'ın tuttuğu veriyi değil, android cihazda telefon rehberimize kadar erişebilen programların tuttuğu veriyi de yok edebilirsek... Neden olmasın?

2) Bilinen internetteki içeriği derleme konusunda Google neredeyse bir tekel ve onay mercii olduğuna göre muhtemelen aynı nicelikte veriye kimse sahip değil. (Diğer ülkelerin rahatsızlığı konusunda: Yandex'i, Vk'yı vs. bu tekeli kırmaya yönelik girişimlerden sayabiliriz.) Ek olarak Google ve benzeri şirketler yoluyla toplanan bu verinin -analytics, adsense benzeri uygulamalarla dünyanın geri kalanınının kulanımına sunulan kısmı müstesna- büyüklüğünü ve gizli kullanım alanlarını, skandallarla bir bir ifşa olmadıkça tahmin etmek de imkansız.

Ek olarak ticaret savaşı ile de anlamlanabilecek bir veri savaşı Çin ile ABD arasında uzun süredir sürüyor. Son büyük gelişme de şu: www.bloomberg.com

3) Durum böylesine açıkken gizli kalan amaçların bir önemi var mı ki? Sanki bundan sonrası bize sadece işleri komplo teorisyenliğine vardıracak bir gizemciliği getirecek. Elbette bu soru; kamuoyunun, bilgi tekelleri ve emperyalist devletler üzerinde kuracağı olası bir baskıya dönüştüğü takdirde anlam kazanacaktır.


hikmet iv
(16.10.18)
@fakyoras+1
Bence de bir kavram karışıklığı var. Big datayı somut tek bişeye indirgemek ve ona sadece belli ülkelerin sahip olduğunu düşünmek yanlış.

1) Tüm sunucuları, depolama aletlerini, cihazları vs yok edersen belki.
2) Veriler sadece Amerika'da bir merkezde toplanmıyor. Evet, amerikan şirketleri fazla ancak onlar bile sadece bir merkezde toplamıyor verilerini. Dünyanın dört bir yanında sunucu merkezleri var.
3) Görüntü, ses işleme alanlarında da çok çok büyük ilerlemeler kaydediliyor. Bu sayede birçok alanda önemli gelişmeler oluyor. Sağlık, güvenlik vs gibi.
4) Veriler farklı merkezlerde saklanıyor ve bir bütün halinde de değil. Verilerin belli bölümleri belli merkezlerde vs gibi.
5) O konumdalar.


hem kavram karmasasi var hem yok diyebilirim. bu durumu ozetle su sekilde aciklarim, dunyadaki tum kuslarin sesleri "data" dir. bu datayi mikrafon sahibi herkes toplayabilir ve bir yere saklayabilir, buna "database" denir. "big data" isleme ise bunun bir adim otesi yani bu saklanan datanin islenip, bize rasgele civilti ve gurultu gibi gelen kus seslerinin anlamini, yani ne konustuklarinin bulunmasi, kus dilinin cozulmesi, bu sonuca gore gelecek konusunda tahminde bulunulmasi dir. yani bu iste datanin bir yerde saklanmasi ve fiziksel olarak sahip olunmasi isin kucuk bir kismi, asil onemli ve zor kismi ise bu datayi isleyip anlamli bir sonuc cikaracak fiziksel teknoloji, ve algoritma sahibi olabilmektir.

ornegin twitterda datalari dunyadaki bircok noktada serverlar uzerinde saklanir, isteyen bu data yi twitterin sunmus oldugu API uzeriden alabilir. bunu evde sen de yapabilirsin, sonra bir yere saklayabilirsin. artik senin de bir "data base" in var. ama bu datayi ne yapacaksin, cok buyuk bir data ve insanlar ornegin turkiyede son zamanlarda "papaz brunson", "arda turan" ve "enflasyon" konularinda bir suru konusmuslar. bu konusulanlari bir bolumu goygoy, bir bolumu cok ciddi, bir bolumu ise konusulmus ama bir amaca hitap etmiyor. boyle yiginla data sahibi oldugunu dusun. burada asil zor kisim bu konusmalardan cesitli anlamlar cikarabilmek, degersizlerini ayristirmak, degerlilerini bir istatistik hesabina sokabilmektir. ornegi "arda turan" meselesi "papaz brunson" meselesinin halk uzerindeki etkisini istatistiksel olarak ne oranda maskelemis. ilerde boyle bir durum oldugunda bu durum ile benzerligini eslestirmek icin bir sablon (pattern) cikarilabilir mi, bu pattern cikartilir ise bunun sonuclari ne olur, tum bu olasiliklar icinde abd nin bize "fethullah guleni" iade etmesi orani ne kadar mumkun. iste eger bu datayi isleyip boyle bir olasilik hesabi yapacak teknoloji, istatistik, matamatik, algoritma kurabiliyor ise big dataya hukmediyorsundur. yoksa data ile ne yapacagini bilmedikten sonra elinde tutmanin anlami yok.

bu durumda amarikanin elini guclendiren ne peki? adamlarin datayi tutmasi bir sonuc, cunku bu data ile ne yapabileceklerini biliyorlar ve onun icin tutuyorlar. eger biz de bilseydik biz de internet uzerinde "crawler" yapip bilgiyi toplayip biz de tutabiliriz ama tutsak ne olacak ki, islemeyi bimiyoruz. bu tamamen isletme ve universite isbirligi ile olabilecek birsey.

ozetle big data olayinda dataya fiziksel olarak sahip olmak isin proseduru, en onemlisi bu data ile ne yapabildigin.


emrahday
(17.10.18)
1) Big data sanki bilgisayar ve ağ teknolojileriyle ortaya çıkmış gibi bir algı var. Bilgi ve belge yönetimi tarihine biraz bakınca aslında insanlığın yazmaya başladığı andan itibaren data topladığı görülebilir. Sadece veriyi saklama ve yorumlama yöntemleri değişti. Çok yakın tarihe kadar var (2010'lar) olan kümülatif bilginin büyük çoğunluğu hala "hard copy" denen materyallerde saklanıyordu.
Şimdi dijital olarak tutuluyor. Haliyle bu depolama imkanları, veri aktarım olanakları hem yeni enformasyon üretme hızını artırdı, hem de datayı yorumlama hızını. Her ülke kendi verilerini saklar. Kimi analog olarak kimi dijital. Artık çoğu dijital. Yani TUIK'in verileri de "büyük veri", holdinglerin satış rakamları vb de. Big data deyince bilimkurgu gibi bir dünya canlanıyor insanların zihninde ama bildiğin veri işte. Sadece yeni teknolojilerle daha fazla veriye daha hızlı ulaşıp enformasyon üretmen mümkün. Haliyle bu veri düzgün arşivlenip yönetilmeyince ve korunmayınca kaybolabilir. Dünya tarihinde ne arşivler gitti.

2)Veri bir merkezde toplanmıyor. Farklı farklı kurumların kendi verileri var. Şirketler satış rakamlarını, sosyal uygulamalar kullanıcı bilgilerini vb saklıyor. Tabii ki devletler kendi topraklarındaki şirketlerin verilerinden yararlanabilir. Ya da farklı iki kurum iş birliği yapabilir. Mesela adidas facebook'la reklam işbirliği yapıp kendi marketing verileriyle facebook verilerini kullanıp reklam maliyetini düşürüp daha verimli reklamlar yapabilir. Bunun askeri boyutu da var. Haliyle birçok ülke başka ülkelerden data toplamaya çalışır. Bu geçmişte de vardı. Bugün de var. Sadece ABD özel sektörünü destekleyip elindeki teknoloji gücünü kullanarak daha iyi yapıyor bu veri toplama işini. Mevzu sadece sosyal medya değil, kredi kartı bilgilerinden tut hizmet sektöründeki şirketleriere kadar....
Veri toplamak mesele değil, bu verinin ürettiği enformasyonun kalitesi önemli. Veri toplama işini her zaman her devlet yapar. Biz de yapıyoruz.

3)Tarih boyunca ne için kullanıldıysa: Aklına gelebilecek her şey için. Ama tekrar söylüyorum. Data tek başına bir şey ifade etmez. İstersen tüm verileri topla. Doğru yorumlamadığın sürece anlamı yok.

Mesela sağlık. İngiltere organ bağışı sistemini daha verimli kullanmak için ülkedeki "organ havuzunu" tıpçı ve matematikçilerinin geliştirdiği bir algoritmayla yönetiyor. Böylece doğru organ doğru insana ulaşıyor. Bizde de aynı veri var. Bizdeki algoritma farklıdır. O yüzden bizim eşleşme oranlarımız da farklı olabilir. Belki daha iyiyizdir hatta.

Mesela ekonomi. Diyelim ki ülkenin demografik verileri ve sağlık verileri 59 yaşında ölüm oranının yüksekliğini gösteriyor. O zaman emeklilik yaşını 60'a çekip ciddi bir kamu tasarrufuna gidebilirsin. Biraz tatsız görünüyor ama böyle.

Mesela hava durumu. İklim yönetimi. Elinde ciddi bir iklim verisi olduğunu düşünelim. Ülkende ekilecek ürünleri yönetebilirsin. Ya da başka bir ülkede yaşayan çekirge popülasyonunun artış oranlarını biliyorsun. Bu veriyle çekirgenin patlama yapacağı senelerde o ülkeye tarım ilacı ihracatını artırabilirsin.

Mesela deprem tahminleri. Bir coğrafyadaki deprem sıklığını, şiddet aralığını biliyorsun. Bu sana bir sonraki depremin hangi yıllarda olacağını gösteriyor. Bu veriyle önlemler de alabilirsin, bölgede sigorta şirketlerini de zengin edebilirsin.

Mesela eğitim. Ülkende matematik konusunda zayıflık var diyelim. Bunu çözebilirsin. Ama bunun için beslenme verilerini, genetik verileri vb de analiz etmen gerekebilir.

Gördüğün gibi veriden ziyade verinin yorumlanması ve kullanılması fayda sağlıyor.

Marcus de sautoy'un belgesellerini izleyebilirsin verinin kullanımına güzel örnekleri var. Mesela yukardaki çekirge örneğini ondan aldım.

4) Basılı materyal arşivlerde korunuyor. Dijital veri de zaten bildiğin it güvenlik yöntemleriyle. Tabii ki yedekleniyor da. Yani her kurum kendi verisini kendi yöntemleriyle saklıyor aslında. Kimi daha güvenli kimi daha dikkatsiz.

5) Dediğim gibi bir merkezde toplanan bir veri söz konusu değil. Her kurumun kendi verisi var. Bu verilerin kümülatif kullanımı "big data" olarak adlandırılıyor. Her zaman birileri bu verilere ulaşmak isteyebilir. Ama net olarak bu konumda tüm veriler bulunuyor diye bir şey söz konusu olmadığı için nereyi hedef alabilirler ki? Kredi kartı şirketleri mi, nüfus idaresi mi... Veri her yerde. Her kurumun bir veri yığını var.


anten
(17.10.18)
@anten @emrahday @hikmet iv

Verdiğiniz bilgiler çok ufuk açıcı oldu ama:

Ben yaklaşım olarak Snowdenvarî bir bakışla “insanların özel hayatlarıyla ilgili istihbarî değer taşıyabilme potansiyeli” olan verileri kastediyorum.

Gelecekle ilgili büyük hedefleri olan, ileride siyasete girecek, ülke yönetecek insanların tüm özel hayatı, gününün 24 saati de bu verilerin içinde. Sizin verdiğiniz örnekler masumane ve yapıcı örnekler.

Sanki ABD verileri insanlığı daha iyiye, daha müreffeh bir dünyaya, anlamlı bir ülküye taşımak için kullanıyor gibi bahsediyorsunuz.

20 yıl sonraki muhtemel ABD Başkanının, Rusya, Çin, Türkiye vs. tüm dünya ülkelerinin muhtemel yöneticilerinin her türlü görüntü, ses, video ve özel hayat verileri de bunun içerisinde. Günü geldiğinde tıpkı Instagram’ın yeni doğan fotoğraf uygulamalarını satın alıp yutması gibi gelecek vaat eden ve parlamaya başlayan genç siyasileri kendileriyle bu tür yöntemlerle uzlaşmaya zorlayıp zorlayamayacaklarını, aksi halde bunun olası sonuçları olup olmayacağını kastediyorum.


levent bilgen
(17.10.18)
(5)

Sizce dünyanın ya da Türkiye’nin en iyi senaristleri kimler?

Özellikle beğendiğiniz bir senarist var mı?
Özellikle beğendiğiniz bir senarist var mı?
levent bilgen
(15.10.18)
charlie kaufman diye bir adam vardı sanki. o iyidir bak


usesoap
(15.10.18)
Lars von Trier, Anders Thomas Jensen. Aklıma ilk gelen iki isim bunlar, sanırım Kopenhag'ta bir sokak itiyim :(


farabi
(15.10.18)
Benim de aklıma bunlar geldi gerci çoğunun işi salt senaristlik değil.

Trier+1
Nolan
Ruben Östlund
Kübrick
Bergman
Tony gatlif
Ghobadi
Abbas Kiyarüstemi

Nbc
Zeki Demirkubuz
Metin Erksan


Amaranta ursula
(15.10.18)
Paul Laverty


lamaga
(15.10.18)
komedi olarak selçuk aydemir ve burak aksak.


(14)

Şu güzel sonbahara hüzünlü, güzel bir şarkı bırakın...

Sonbaharın ruhuna giden bir playlist yapıyorum. Alelade bir seçim olmasın rica ediyorum.
Sonbaharın ruhuna giden bir playlist yapıyorum. Alelade bir seçim olmasın rica ediyorum.
levent bilgen
(11.10.18)
losing my religion


datnet
(11.10.18)
@datnet hahaha

Autumm leaves


all girls dream
(11.10.18)
Dean Martin - Return to Me.


simderun
(11.10.18)
lola- arno


neverlose
(11.10.18)
Low - Words open.spotify.com


hobareyy
(11.10.18)
pink floyd - autumn '68

www.youtube.com


rahip janick
(11.10.18)
Neutral Milk Hotel-in the aeroplane
elliot smith-between the bars
Grup Yorum- İnsanların İçindeyim


biravekahve
(11.10.18)
Cibelle-Green Grass

Rody Dünyada-Türkü


noraliya
(11.10.18)
flower of carnage


ryhmer
(11.10.18)
tom waits - broken bicycles
www.youtube.com


misterturist
(11.10.18)
pilli bebek - eylül akşamı
110 - özledim seni
Teoman - Hayalperest


(5)

Christopher Nolan sevmeyen var mı?

Varsa ondan sinematografik derinlik, kurgu, akıcılık ve senaryo olarak daha iyi olduğunu iddia ettiği yönetmeni paylaşsın lütfen. Sevdiğiniz değil, daha iyi olduğunu iddia ettiğiniz! (Dunkirk’ü saymayın. Öyle bir film hiç çekilmedi farz edin.)
Varsa ondan sinematografik derinlik, kurgu, akıcılık ve senaryo olarak daha iyi olduğunu iddia ettiği yönetmeni paylaşsın lütfen. Sevdiğiniz değil, daha iyi olduğunu iddia ettiğiniz! (Dunkirk’ü saymayın. Öyle bir film hiç çekilmedi farz edin.)
levent bilgen
(10.10.18)
Dunkirk nolan filmlerine kıyasla ortalamanın altındaydı. Tarihteki yeri yine çok iyi. Nolan tüm zamanların en iyisi. Dahi.


sen böyle dersen elmayla armutu karşılaştırırım, sonunda üzülen sen olursun. ne demek "varsa daha iyi olduğunu iddia ettiğiniz", nolan olsa olsa endüstriyel blockbuster hollywood sinemasının "en iyisi" olabilir. işin içinde milyarlarca dolarlık yapım şirketlerine para aktarmak varken nasıl bir en iyilikten bahsedebilirsin ki? nolan olsa olsa hapishanede özgürlük oyunu sahneleyen hırsızlıktan hüküm giymiş bir mahkum olur. gerçek tiyatro, gerçek özgürlük için gerçek dünyaya bakman lazım.

öyle ahkam kesmekle kalmayacağım tabii. iyi niyetini ve gelişmeye açık olduğunu anlıyor ve şuradaki yönetmenleri bırakıyorum.

www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com
www.imdb.com


Bruce
(10.10.18)
@Bruce kardeşim, benim duyuru yazarken takındığım jargon biraz kışkırtmak ve daha özgün fikirleri ortaya çıkarmak için. Söylediklerine zaten kanîyim.

Tarkovsky, Bergman falan örneklemişsin :) Bu tarzı ayrı tutun diyecektim de demedim. Çok uzun bir konu ama kısaca: Mainstream, Indie, Sanat filmi, Festival filmi gibi sonsuz türde ve kendine has başlıkta toplanabilecek “niş”leri var sinemanın.

Ben onun sınıfında, onun maddi imkanlarına sahip, değilse bile ondan görece daha iyi film çeken biri var mı diye soruyorum. -Bence yok.- Scorsese, Speilberg, Fincher, Tarantino vb. ya da yetkinlik olarak başka ülkede muadili cevaplar bekliyordum.


levent bilgen
(10.10.18)
Ama ben ne bileyim onları ayrı tuttuğunu, geçen biri daha yazmıştı böyle bir şey, gayet de ciddiydi; görünce hey heylendim. Ben başta elmayla armutu karşılaştıracağımı söyledim neyse ki kehkeh.

Cronenberg, fincher gibi kendini çok filmde kanıtlamış amcalar varken nispeten "taze" nolan'a en iyi diyemem ben.Coen biraderler gerçeği var mesela(joel derdim ama ayıp olmasın öbürüne) onlar da attığını vurur şekilde çekiyorlar ve sanatsal açıdan bence daha başarılılar. Daha bunun inarritu'su var, çok sevmesem de wes anderson'ı var. İlk akla gelenler bunlar, bence nolan bunları bir çırpıda silip geçip en iyi koltuğuna oturabilecek kadar ileride değil. Severim ben de nolan filmlerini ama en iyi diyemem.


Bruce
(10.10.18)
simdi soru biraz yanlis sorulmus.

once christopher nolan sevmeyen var mi? diye sorup sevmeyenlerden nolan'dan daha cok sevdigi degil, daha iyi oldugunu iddia ettigi birini ornek vermesini istemen biraz garip.

ben sevmiyorum nolan'i. ondan daha cok sevdigim yonetmenler var. ama cogu nolan'dan daha iyi degil.

begenide yetkinlik bir etmen ama tek degil.

bir de zaman var tabi. nolan kendi zamaninin en iyilerinden hatta en iyisi evet. ama mesela mallick var.

coenler ve innarritu zaten bahsedilmis ama mesela ben bahsedilen tum kriterlerde degilse de bazilarinda fincher olsun, efendim almodovar olsun, nolan'dan daha iyi olabileceklerini yani tartismaya acik oldugunu dusunuyorum.


tanaka
(11.10.18)
(4)

Orhan Pamuk

https://youtu.be/CtmdP_VwcWIAlman medyasına verdiği mülakatın 8:10, 8:30-8:42, 14:20 ve 15. dakikalarında ısrarla muhabiri politik soru sormaya teşvik ediyor. 15:45’te muhabir özellikle o toplara girmek istemezken bu denli direterek neyi amaçlıyor?Politik meselelerden ağzı yanmış, can korkusu yaşamı
youtu.be

Alman medyasına verdiği mülakatın 8:10, 8:30-8:42, 14:20 ve 15. dakikalarında ısrarla muhabiri politik soru sormaya teşvik ediyor.

15:45’te muhabir özellikle o toplara girmek istemezken bu denli direterek neyi amaçlıyor?

Politik meselelerden ağzı yanmış, can korkusu yaşamış, bir dönem devlet korumasıyla gezmiş, hatta baskılardan kaçıp dönem dönem yurt dışında yaşamış biri genelde bu tarz sorulardan imtina eder.

Üstelik kitapları 62 dile çevrilmiş biri olarak Orhan Pamuk’un ne daha fazla popülariteye ihtiyacı var ne de kendini politize ederek varacağı bir ülkü var.

Amacı ne tam olarak?
levent bilgen
(10.10.18)
Röportajin hepsini simdi izledim. Ben aksine popüleriteye ihtiyaçtan dolayı siyasete girdiğini zannetmiyorum. Nitekim kendisi de böyle bir yola ihtiyaç duymadığını biliyordur. Bence tamamen ülkenin ve dünyanın ünlü bir yazari olarak mensubu olduğu ulkenin politikası hakkında söz sahibi olmanin bilincinde olarak görüşlerini söylüyor. Kaldı ki röportaj 2 yil onceye ait yani Türkiye siyasi gündeminin özellikle yazar ve gazeteciler için kıyıma uğradığı zamanlardan biri. Haliyle herhangi bir vatandaş kadar Orhan Pamuk' un gündem hakkındaki düşüncelerini dile getirmesi çok normal. Bir sanatçı içinse hayli hayli normal ve olması gereken bir durum. Çünkü bana göre sanatçı sadece eserlerinden mürekkep olmamalı; toplumun iktidarin çarpik yönlerini ve bunlara ilişkin çözümlerini dile getirmeli. Özetle dixi et salvavi animam meam


Amaranta ursula
(10.10.18)
Ibnelik.


stavro
(10.10.18)
@amanta ursula

Çetin Altan ve Yaşar Kemal kendisine bizzat apolitikliği ile ilgili eleştiri getirdiğinde “ben edebiyat için edebiyat yapıyorum” dediğini de söylüyor Nebil Özgentürk’e. Bahsettiğiniz değerler şimdi mi umrunda oluyor?

İzlediğiniz röportajda da “Türkiye’de her zaman durum böyleydi. Sadece son yıllara has değil.” diyor bir de. Yazarlığının 40. yılına varınca mı birden politize olası geldi?

Çok çelişkili geldi bana. Kendisiyle ilgili bir derdim de yok. Kitaplarını da okuyorum ve yakından da takip ediyorum belli olduğu üzere ama maalesef durum böyle.


levent bilgen
(10.10.18)
Bence cevap Pamuk'un geçmişinde yatıyor.

Nişantaşı'nda büyümüş, Amerikan robert college mezunu sanatçı olmayı hayal eden bir itülü gazeteci.

85-88 arası Columbia Üni. visiting scholar.

Ne demek istiyorum? Yani apaçık, daha ne olacaktı bu şekilde bir geçmişe sahipken?


binder dandet
(10.10.18)
(7)

Ahmet Ümit

Edebî kimliği, yazarlığı, romanları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Edebî kimliği, yazarlığı, romanları hakkında ne düşünüyorsunuz?
levent bilgen
(09.10.18)
Polisiye yazan herkesi sevdiğim gibi onu da seviyorum ama son dönem eserleri hep birbirinin tekrarı, o beni üzüyor. Yani bi Patasana'ya ne bileyim Kavim'e bakıyorum bir de Kırlangıç Çığlığı'na bakıyorum, muazzam farklılıklar var, kitabın 50. sayfasına gelmeden tüm kurguyu çözebiliyorsun, bir önceki kitabın kopyası neredeyse, biraz yazayım da para kazanayım kaygısıyla yapılmış gibi.


angelus
(09.10.18)
Kitapları birbirine benzemeye başladı. Ben de severek okurdum, patasana en efsane kitabıydı ama sonu mesela fiyasko. Bir de kitaplarına tarihten geçmişten bir şeyler katması güzel oluyor. Eskiye oranla beğenmesem de okumaya devam ediyorum.


eylul
(09.10.18)
kitaplarının tümünü okudum. kötü birine benzemiyor. kitapları da hoş. edebi yönü güzel(bence).


lata
(09.10.18)
Hikayelerini okudum. Üç beş sayfada anlatılan polisiye hikayenin pek bir heyecanı olmuyor fakat güzel. Dili kullanımı kötü değil. Çeviri, ne idüğü belirsiz polisiye okuyacağıma kendisini tercih ederim.


Çok iyi başladığını, Ninatta'nın Bileziği'nden sonra ise bir düşüşe geçtiğini düşünüyorum.


buf-e kür
(09.10.18)
Polisiye romanları sevdiğim için seviyorum. Ancak pek çok yabancı polisiye roman edebi olarak Ahmet Ümit romanlarından kurgusal açıdan daha güzel. Ben de işin içinde yerel motifleri kullanmasını, biraz tarih, biraz lokasyon bilgisi vermesini seviyorum. Pozitifim yani.


SiyamkedisiZorro
(09.10.18)
Son kitabı çok aceleye gelmiş belli.
Ayrıca birde "kadim" kelimesini çok fazla kullanıyor.
Birde kitapların kurguları birbirine benziyor.
Spoiler
vermek gibi olmasın ama mutlaka en yakınlardan çıkacak o katil. Kavimde de böyleydi, İstanbul hatırasında da, son kitabında da ..


etna
(09.10.18)
(5)

Google rafine bilgiye ulaşmada yeterince yetkin mi?

İnterneti rafine bilgiye ulaşmada yeterli görüyor musunuz? Sözgelimi Google'dan araştırılan herhangi bir konu başlığının verdiği sonuçların, insanı kitap, makale, akademik bilgi vb. kadar yeterli ve gerekli bilgiyle donatması mümkün mü? Sağlık konusunda tam bir panayır yeri mesela. Tıp bilimi "kişi
İnterneti rafine bilgiye ulaşmada yeterli görüyor musunuz? Sözgelimi Google'dan araştırılan herhangi bir konu başlığının verdiği sonuçların, insanı kitap, makale, akademik bilgi vb. kadar yeterli ve gerekli bilgiyle donatması mümkün mü?

Sağlık konusunda tam bir panayır yeri mesela. Tıp bilimi "kişiye özel tıp" gibi spesifik başlıklarda toplanacak kadar subjektif, genetik, beslenme ve çevresel eksenli aslında son derece kişisel süreçlerle ilerleyen bir alanken; internette herhangi bir hastalıkla ilgili bilgi aradığınızda bir sürü gerçek dışı ve son derece şahsi yorumlar ve bilgi kirliliği var.

Erhan Erkut da yakın geçmişte buna benzer bir şeyler söylemişti ama pek inandırıcı gelmemişti. Halihazırda İngilizce bilen biri için kendini donatacak yeterlilikte rafine bilgiye ulaşmak mümkün gibi.

Sizce durum nedir? Böyle bir bariyer varsa aşmanın yolu nedir?
levent bilgen
(08.10.18)
nasil arayacagini bilirsen Google ile ulasamayacaign bilgi yok. Google bilgileri filtrelemiyor. internette olan herseyi indeksliyor. bu indekslerin icinden isine yarayacak bilgiyi bulmak sana kalmis. eger akademik bilgilere ulasmak istiyorsan scholar.google.com uzerinden akademik yayinlara ve makalelere ulasabilirsin.


crucio
(08.10.18)
Merak ettiğim her şeyi İngilizce arattığım için Türkçe için bir şey diyemeyeceğim ama İngilizce için bence istediğin sağlıklı bilgiye ulaşmanı sağlıyor. Crucio'nun dediği gibi biraz arayan kişiye de kaliyor bu durum ama sonuçta doğru bilgiye ulaşmayi biliyorsan ulaşıyorsun


nundu
(08.10.18)
Gayet yeterli goruyorum. Google'i kullanmayi bilerek her seye ulasabiliyorsun.

Ayrica Google bilgileri gayet de filtreliyor olmasini gectim, halihazirda muhtemelen bu filtreme isini en iyi yapan uygulama. Ve bu konuda yillardir oncu.

Ingilizce kaynak sayisi kat kat daha fazla oldugu icin hicbir seyi Turkce aratmiyorum Google'da. Tukce icin o kadar iddaali konusamam ama Ingilizce olarak bulamayacagin sey yok gibi bir sey.


stavro
(08.10.18)
Rafine bilgiden kast ettiğiniz ne, ben tam olarak anlayamadım. Burda bence kaynakları eleştirmekten önce kaynağı arayan insan profili daha tartışılmaya açık. Sonuçta derya deniz bir bilgi deposu var ne arayacağını bilen biri ićin bilgiye ulasmak çok da sıkıntı değil bence. Bir arkadaşım aynı şeyi arayan ama farklı biçimlerde (imla hatalariyla, eksik ön ve son eklerle, yanlış anahtar kelimelerle) Google'da arama motoruna yazmalari sonucunda google un tahmin sonuçlari arasindaki uçurumu bir caps haline getirmişti. Buraya da eklemek için demin telefonuma baktim ama bulamadim, silmişim galiba. Haliyle bilgiyi arayan insan profili esasında incelemeye daha değer diye düşünüyorum.


Amaranta ursula
(08.10.18)
Google'ın indeksleme ve sıralama sistemi yoğun olarak suistimal ediliyor. SEO dediğimiz uzmanlık alanı tamamen Google'ı kafalamak üzerine çalışıyor zaten. Aradığınız bilgiye ulaşmak için konuyla ilgili ticari ürünleri ve birbirinden çalıntı blog yazılarını geçmek gerekiyor. Nasıl arayacağını bilmek yetisi çöp bilgiyi filtreleyecek doğru anahtar kelimeleri kullanabilmek anlamına da geliyor.


zombi
(09.10.18)
(9)

Kadın ve erkek giyimi üzerine...

1) Çevrenizdeki erkeklerin yüzde kaçının giyimini gerçekten orijinal, zevkli ve kendine has buluyorsunuz?2) Çevrenizdeki kadınların yüzde kaçının giyimini gerçekten orijinal, zevkli ve kendine has buluyorsunuz?3) Son yıllarda insanların dış görünüş, giyim-kuşam gibi konularda çok fazla aynîleşmesini
1) Çevrenizdeki erkeklerin yüzde kaçının giyimini gerçekten orijinal, zevkli ve kendine has buluyorsunuz?

2) Çevrenizdeki kadınların yüzde kaçının giyimini gerçekten orijinal, zevkli ve kendine has buluyorsunuz?

3) Son yıllarda insanların dış görünüş, giyim-kuşam gibi konularda çok fazla aynîleşmesini neye yoruyorsunuz?

4) Giyim kuşamla ilgili tercihlerinizi en çok ne etkiliyor? (Kendi gözlemleriniz, sosyal medya, reklamlar, bloglar vs.)

5) Sizce en şık giyinen ünlü ya da ünlüler kimler?

6) Kendi giyiminize objektif bir puan verseniz 10 üzerinden kaç verirsiniz?

7) Sizce şık giyinmenin tanımı ve tarifi nasıldır?
levent bilgen
(08.10.18)
1) 5%
2) 15% hadi 20 diyelim
3) bnm hoşuma gitmiyor. her cinsin bi çizgisi olmalı.
4) kendi zevkim
5) ünlü tanıdığım yok:))
6) 6.5 tan 7
7) sade ve orjinal giyinmek.


lata
(08.10.18)
1) %10
2) %60
3) aynılaştığını çok düşünmüyorum çeşit çok ama moda akımlarına uyma oranı fazla tabii
4) bilinç altına işlenmiş reklamlar olduğunu düşünüyorum, sosyal medyanın da etkisi vardır mutlaka
5) isim aklıma gelmedi
6) 10 üzerinden 7 veririm
7) şık giyinmek bence giydiğimi kendime yakıştırdığım olarak tanımlarım. spor şık, abiye şık vs vs olabilir.


karjalainen
(08.10.18)
1- İnsanların kıyafetlerine çok dikkat etmiyorum. Eğer ortada bir davet, ne bileyim toplantı, düğün falan yoksa, herkesin aynı giyindiğini düşünüyorum.
2- Yukarıdaki cevabım burası için de geçerli.
3- Globalleşme, kapitalizm, beğeni algısı, cinsiyetçilik, toplumsal cinsiyet rolleri ve çevresel alt kültür bağlantıları bu duruma direkt olarak etken.
4- Fiyat, rahatlık, çok yönlü kullanılabilirlik ve paça genişliği. Evet paça genişliği! Neden? Çünkü son yıllarda nedense el bileğimden geçmeyen paçaları, ayak bileğimden geçirmem isteniyor benden!
5- Bunu pas geçiyorum yeterli bilgim yok.
6- Ortalama bir puan alırım sanırım. Objektif olamayacağım için buna da cevap veremedim.
7- Şık giyinmek, modaya uygun giyinmek demek. Yok öyle değil diyenler olacaktır. Ama öyle. Kağıt üzerindeki tanım da bu. Kocaman bir sektör tarafından yön verilen beğeni algısına uygunsa, şıktır. Bunu kendi tecrübelerim de doğruluyor.


1- %5
2- %20
3- markalar hep aynı ürünleri çıkarıyor. pazardan, lüks markaya bakıyorsun, tutturmuşlar bi çizgi gidiyorlar. bu yüzden doğru düzgün kıyafet almıyorum artık.
4- kendi gözlemlerim
5- aklıma gelmedi. gelirse editliim.
6- 7
7- zamana, ortama, konsepte ve tabii ki kendine yakışanı giymek.


lcha
(08.10.18)
1- Hic farketmedim oyle orjinal adam
2- %40 civari. Arkadaslarim genelde orjinaller:)
3- Son yillarda boyle bir sey ldugunu dusunmuyorum, hep boyleydi herhangbi bir degisiklik yok.
4- Disaridan nasil gorunurum, bana yakisir mi yakismaz mi.
5- Hic takip etmiyorum inan. Unlulerin kendine has giyim tarzi var mi onu da bilmiyorum.
6- Yuzde veremem, duruma gore iyi giyinip duruma gore gayet siradan giyiniyorum. Dissal ve icsel bircok degiskene bagli.
7- Genel olarak ortalama estetik algisina uygun estetigi yakalayabilmis kesimler, renkler ve kombinasyonlar. Bir yere kadar goreceli olsa da ortada bir genel estetik normu var. Pacavra ile sik olamazsin mesela, bazi renk kombinasyonlari birbirini acar, bu gibi seyler.


stavro
(08.10.18)
1 umursamıyorum.
2 umursamıyorum.
3 sosyal medya.
4 rahatlık,sadelik ve iyi hissetmek.
5 barış manço, cem karaca.
6 5
7 tarifim yok.


Apocalypse
(08.10.18)
1- Yüzde 5
2- Yüzde 30
3- İnsanlar artık bir modayı, akımı takip ediyor. Ona bağlıyorum.
4- Gözlem.
5- Asap Rocky
6- 1
7- Tarz olmak, modaya uymak ve orijinal giyinmek.


eazy
(08.10.18)
1- 0 erkekler önemsemiyor bence bu işleri

2- çok fazla değil. çevremdeki kadınlar kıyafetlerinde işlevsellik (daha çok kombin yapabilme+rahatlığa önem veriyor.

3- sosyal medyaya bağlıyorum.

4- kalite çok önemli. marka maalesef önemli. (olmasın isterdim ama giyemiyorum.) renkler de önemli benim için.

5- aklıma gelmedi gelirse editlerim.

6- 8

7- kişinin kendine yakışanı giymesidir. :)


naksidil
(08.10.18)
1-0
2-yüzde kaç yok. sadece bir arkadaşım özenli giyiniyor, özel dikim giyinir, kendi tasarlar büyük çoğunlukla.
3-sosyal medya
4-rahatlık ve kendime yakışanı giymem.
5-aklıma kimse gelmiyor.
6-5
7-insanın vücudunu tanıyarak giyinmesi derdim.


(12)

Kendimizi çok mu abartıyoruz? Mckinsey, ekonomi, sanat ve bilim üzerine...

1)80 milyona varan nüfusun olduğu ülkemizde mevcut ekonomik durumla ilgili danışılabilecek, söz söyleyebilecek, durumun nasıl iyileştirilebileceğine dair esaslı kanaatlere sahip, eğitimli, yetkin, dünya ve ülke ekonomisine hakim 20 insan yok mudur?2)Var da siyaseten başka mahalleden diye mi konuya d
1)80 milyona varan nüfusun olduğu ülkemizde mevcut ekonomik durumla ilgili danışılabilecek, söz söyleyebilecek, durumun nasıl iyileştirilebileceğine dair esaslı kanaatlere sahip, eğitimli, yetkin, dünya ve ülke ekonomisine hakim 20 insan yok mudur?

2)Var da siyaseten başka mahalleden diye mi konuya dahil edilmediler?

3)Bu konu dışında biz hakikaten kendimizi dev aynasında mı görüyoruz? Edebiyatta, sanatta, bilimde sadece son 15-20 yılda değil, hiçbir zaman dünyada ses getirecek ve varlığını sürdürücek bir kültür oluşturamadık.

Her konuda dış kaynaklı şikayeti de yersiz buluyorum. Devlet bireye her imkanı sağlamalıdır ideali dünyada çok az ülkede var olan bir olgu. Bence gerçekten isteyen ve kabiliyeti olan biri için bunlar birer detaydan ibaret şeyler.

Siz ne düşünüyorsunuz?
levent bilgen
(02.10.18)
Yetkin insanların önce partisine cenahına bakıldığından bence. Yöneticiler kendi sözlerinden çıkacak kimseye tahammül edemiyor, ekonomi de öyle ben dedim olduya gelmiyor sonuçta. Eğitimli insanlar uzun ve tayfasıyla çalışmak istemiyor çünkü kellen alınıyor herhangi bir şeye karşı çıkarsan.


whoosie
(02.10.18)
McKinsey Türkiye ofisi de var, bir sürü çalışanları da var. Onlar da çalışıyordur elbette bu projede. Fakat uluslararası bilgi birikimi ve tecrübe başka bir şey.

Ayrıca ABD şirketi dendiğine bakmayın, dünyanın her yerinden adam alıp dünyanın her yerine iş yapıyorlar.


captainobvious
(02.10.18)
1- Vardır tabii hatta ne yirmisi çok daha fazladır. Bu kadar küçümsememek gerek insanları.
2- Çeşitli sebepleri vardır ancak doğru söyleyeni 9 köyden kovdukları için pek dinleyemiyorsun.
3- Valla edebiyat, sanat, bilim falan pek teşvik edilmediğinden, desteklenmediğinden doğal olarak pek ilerlemedi ancak kişisel olarak geliştirenler de yok değil.


Evet.


sopiro
(02.10.18)
Mckinsey'i aracı gibi düşün. Vericekler 20-30 milyon dolar danışmanlık ücreti TR iyidir hoştur diye rapor yazıcak +kredi +yatırım imkanı şansın olucak.

senin para birimin yarıya düşmüş. faiz olmuş %27. Mckinsey rapor yazmasa kim yatırım yapar sana?

''ülke ekonomisine hakim 20 insan yok mudur?''
elbette var ama bu insanlara görev verse tüm hatalar ortaya çıkacak. verir mi adam görevi? üç gün önce kriz falan yok demedi mi bu adam?
Mckinsey ile bir NDA yaparsın verirsin parasını sır gibi tutar senin açıklarını senin ülken için. kendi kullanır tabi.


1- var.
2- evet.
3- oluşturmak bir yana sahip olduğumuzu da kaybettik.

iktidarı elinde bulunduranların sorunu kibir ve bilgi - iyi niyet eksikliği. genel anlamda gerçekliğe karşı bir mücadele yürütülüyor. dış politikadan ekonomiye kadar çeşitli alanlarda deneme yanılma yöntemiyle hareket ediliyor. genel geçer doğruları yaşayarak ve bize de sonuçlarını yaşatarak öğreniyorlar.


zgrydn
(02.10.18)
o değil de şu mckinsey ne para kaldıracak. 20-30 milyon ne demek? 3 yıl sanırım. 3 ayda bir denetim. yılda 10 milyon proje başına ortalama 2.5 milyon dolar. partner falan ne para kazanıyor.


nick bulamadim
(02.10.18)
1- mckinsey bir marka olduğu için tercih ediliyor sanırım.

2- olabilir ama akp içinde de kalifiye insanlar var zaten.

3-katılıyorum. hiçbir zaman dünya'da ses getirecek bir şey yapamadık tek tük istisnalar dışında bunun akp ile de alakası yok. ama bu kötü olduğumuz anlamına gelmez. ürettiğin kültürü dünya'ya satabilmek başka bir şey. bunun için de güçlü bir ülke olmalısın ki insanlar seni takip etsin.


nick bulamadim
(02.10.18)
mckinsey bir nevi üst düzey kalite standardı. bir proje veya incelemenin altında imzaları varsa uluslararası camiada o iş itibar görür. yoksa değil 20 tane nice 20ler çıkar.

3. ne doğulu olabildik ne batılı, ne doğulular bizi doğulu olarak gördü ne de batılılar batılı gördü. biz de hem kültürel hem sosyoljik olarak arada kaldık, verdiğimiz sanatsal ürünler de bu nedenle piç kaldı.

ve son paragrafınız hakkında ise: devlet herkese asgari düzeyde eşit şartlar sunmalı. mesela eğitime bakacak olursak, evime 200 metre uzaktaki okulda 1. sınıfların mevcudu 55 kişiyken 4 km uzaktaki okulda sınıf mevcudu 31 kişi. devlet okullarında ek kaynak kullanımı yasak iken (bizim meb yayınları yeterli diyorlar ama keşke yeterli olsaydı) özel kolejlerde sınırsız ek kaynak kullanabiliyorlar.


yemrem
(02.10.18)
1- vardır.
2- şu anki siyasilere akıl vermeye kalkarlarsa ilk zıtlaşmada ne olacağını herkes adı gibi biliyor. kimse o sulara girmez.
3- bence biz kendimizi fazla küçümsüyoruz. birçok konuda güçlü olmamıza rağmen güçlü yanlarımızla ilerlemek varken macera arıyoruz.

eğitimin içine sıçarsan, geri kalan her şeyin içine sıçmış olursun. bunu düşünüyorum.


babilbaligi
(02.10.18)
1) 20 degil cok daha fazla vardir.

2) AKP'li olmayan sen ben memur bile olamiyoruz. Böyle adamlar hak ettikleri yerlere gelebilseydi zaten mevcut durumda ekonomi, sanat, bilim bu durumda olmazdi.

3) Diger alanlari bilmem ama bilimde ses getirebilecek calismalari yapanlar bizden de cikabilir eger yeteneklerini köreltmeyip onlari iclerindeki cevheri cikartmaya tesvik edebilirsek. Benim okudugum üniversiteden yurtdisina giden ögrenciler hep el üstünde tutuluyor gittikleri arastirma grubunda. Doktorasini Avrupa'da alaninda en iyilerden olan bir arastirma labinda yapip Amerika'ya giden Post Doc. arkadaslarim var.
Biz elimizdekini degerlendirmeyi bilmiyoruz ve hak eden insanlar o pozisyona gelmiyorlar genelde. Bir arkadasim anlatmisti Ankara Üniversitesi Biyoloji departmaninda Evrim'i reddeden bir profesör hocalari varmis :O


chitosan
(02.10.18)
1. Vardır da onlar da biatçı değilir. Kaldı ki ekonomiden anlayan iktisatçımız çok ama mesele bu değil.
2. Şu an ekonomimizi yönetenlerin bilgisi olsa dahi ekonomiyi de Erdoğan yönetiyor. O nedenle bu haldeyiz, sistem bozuk.
3. Türkiye büyük bir ülke nüfusuyla, askeri gücüyle, ekonomisiyle. Dünya siyasetine etki eden de bir ülke. Ama bilim, kültür, sanat vb konularda evet kendimizi dev aynasında görüyoruz. 20 sene önce de çok iyi değildik ama iyi olmak için çırpınıyorduk. Niyetimiz iyiydi. Şimdi hem niyetimiz bozuk, hem zaten kötü durumdayız.

Kendi haline bırak Türkiye'yi, hani bir Macaristan gibi, Yunanistan gibi, İspanya gibi takılsın yani kendi kendine zaten Avrupa'da bu nüfusa sahip üç büyüğün arkasından İtalya ile beraber geliriz seviye olarak. Globalleşmeye karşı biz içimize kapanıyoruz.

Rahat bırakacaksın insanları, teşvik etmesen de olur. Çıkar bikaç birileri yine içimizden. Ama şu an o potansiyelin kırıntısına sahip olan herkes basıp gidiyor. İran olduk.


(11)

Duyuru kullanıcılarının profilleri

1) Ekşi Duyuru deyince zihninizde nasıl insan profilleri beliriyor?2) Sizce insanlar ne için burada? 3) Duyurulardaki geri dönüşler ve cevaplar yeterince tatmin edici mi?4) Kullanıcı kalitesini yüzdeye vursanız sizce yüzde kaçı kişisel parametrelerinize göre “kaliteli” addedilir?5) Burası da sözlük
1) Ekşi Duyuru deyince zihninizde nasıl insan profilleri beliriyor?

2) Sizce insanlar ne için burada?

3) Duyurulardaki geri dönüşler ve cevaplar yeterince tatmin edici mi?

4) Kullanıcı kalitesini yüzdeye vursanız sizce yüzde kaçı kişisel parametrelerinize göre “kaliteli” addedilir?

5) Burası da sözlük gibi 5-10 yıl önce görece daha kaliteli bir yer miydi?

Şahsen cevabı çok net, köşeli sorulara bile zaaflarını ve aşağılık komplekslerini ortaya döken bir üslupla cevap veren, cevaplarında zerre kadar zeka pırıltısı olmadığı halde kendini “troll” zanneden, kendi yaşının ve tecrübesinin çok ötesinde ve büyük büyük, peşin hükümlerle kendince insanlara akıl veren kullanıcıların sayıca daha da arttığını görüyorum.

Bu sadece tespit, duyuru istediği yere gidebilir. Ülkede her şey ortalama altı bir ekosistemin yoğunlukta olduğu bir yere evriliyor zaten.

Sizce durum ne?
levent bilgen
(01.10.18)
1) bence ekşiduyurunun tanınmış simaları mesai saatlerinde boşluğu çok olan insanlar. gündelik hayatta da sosyal hayatı eh işte olanlar.

2) zaman öldürmek. ortam yapmak.

3) her zaman değil.

4) yüzde 25 falan

5) bu geyikten bıktım.


kablelvuku
(01.10.18)
1) asosyal insanlar zihnimde canlaniyor.

2) farkli bir havasi var buranin, ondan buradalar. bir de yardimlasma, fikir danisma yeri burasi. guzel ortam aslinda.

3) yeterince degil. bakis acilari birbirine yakin.

4) cogu lisans mezunu veya okuyor, bilincli insanlar. ama kaliteli diyemem. benim kalite standartlarimda egitim seviyesi cok fazla onem arzetmiyor.

5) bu sorunun cevabini bilmiyorum.

ek olarak, bence insanlar kendileri olmali. yani eksi duyuru tranine binip kendi dusuncelerine zincir vurmamalilar.


Genelde boş yapan insanlar canlanıyor gözümde. Yüzeysel, derinliği olmayan gerçek üstü sorular, cevaplar. Ben dahil.


[GODDARD]
(01.10.18)
Benim en çarpıcı bulduğum özellik “şöyle bir şey alayım mı” diye sorduğumda sürekli “o para ona verilmez git şunu al” diyen insanlar. Böyle bir yer canlanıyor.


1. Belli bir insan tipi belirmiyor. Çok çeşitli insanlar var burada. Zekisi, komiği, asosyali, eziği, cool'u, aptalı çok farklı insan var.

2. Yine değişik sebeplerden burada herkes. Kimisi yalnız, kimisi asosyal, kimisi sorusuna cevap arıyor, kimisi trollemek istiyor.

3. Cevapların % 60'ı tatmin edici.

4. % 30'u kaliteli.

5. 5-10 yıl öncesini bilmiyorum ama iki sene öncesinde bile daha kaliteli bir yerdi.


fragile lady
(01.10.18)
1- eksici dediğimiz insan profili.
2- vakit oldurmek icin. Face gibi.
3- degisken
4- %20-30
5- bir nebze


stavro
(01.10.18)
1- Özel bi profili yok. Sokakta gördüğün kişiler işte buradakiler de

2- Vakit geçirmek için.

3- Pek değil.

4- Yüzde 15.

5- Öyleymiş diyorlar. Ben 4 yıldır buradayım ama eskiden spesifik sorulara cevap oranı daha fazlaydı. 5-10 yıl önce çok daha kaliteli kullanıcılar varmış.


1)Her türden insan var. bir profil belirmiyor.
2)bazı insanların orjinal fikirleri var kimsenin göremediğini görüyorlar.
3)tatmin edici değil. genelde popi kullanıcılara, trollere ve kadın yazarlara daha çok geri dönüş oluyor.
4)her zaman aynıydı.

Duyuru kullanıcıları genelde trollere ve aşağılık kompleksli insanlara daha çok cevap veriyorlar benim gördüğüm.


1. Cok degisik bir insan panoramasi var safariye cikan da var metrobuse binen de :D

2. Temelde sorunlarini yahut teknik problemlerini cozmek icin burada bulunan yalniz insanlar var.

3. Ozellikle gonul iliskileri konusunda asiri sabit fikirli fikrini insanlara alttan alta dikte etmeye calisan tipler de gordum fakat nokta atisi tespitleri ve cok ciddi analizleri olanlar da var.

4. 3% Buraya bir parantez acmak isterim. 'Kaliteli' seklinde siniflandirma yapmak benim haddime degil ancak benim kafamdaki profile uyan ancak yuzde 3 luk bir kesim vardir.

5. Hayir.


perfectum
(01.10.18)
1-2) Normal insanlar da var, çok garip insanlar da. Ama bir kısmının evde otururken falan, hayatta mutsuz oldukları için, buradan gelecek ilgiyle tatmin olmak amacıyla "ya dur gireyim de bir karım bakire olsun istiyorum, ama solcu kadınların hepsi gerizekalı, bu durumda çocuğumu dövmem normal mi?" falan diye, muhtemelen "random insult generator" kullanılarak yarattıkları fikirleri yazdıklarını düşünüyorum. Aksi halde, yani normal fikri bu olan insanların varlığını rahatsız edici buluyorum. Tabii bir yandan da banane. "İyiki bu insanları sadece online olarak biliyorum, günlük hayatta sohbetim olan kişiler falan değiller" diye mutlu oluyorum, o açıdan güzel. Çok hoş, kibar insanlar da var tabii.

3) İçeriğe göre değişiyor, tutarlı değil.

4) Kaliteli insan söylemini çok doğru bulmuyorum ben. Yukarıda dediğim gibi rahatsız edici olan kişiler şüphesiz var da, ben kimim ki kaliteli kalitesiz diyeyim başkasına.

5) Ben 8-9 yıldır burdayım herhalde, bir değişim olduğuna dikkat etmedim.


sopiro
(02.10.18)
1- Az sayıda yardımsever, bilgili, bol miktarda da trollerin bulunduğu bir platform aklıma geliyor.

2- Bir kısım kullanıcıyı tanımasa bile sırf laf sokmak için yorum yazıyor, bir kısımda gerçekten yardım ediyor, 8 yıldır buradayım hiç yorumlarını görmediğim kullanıcılar bir sıkıntım olduğunda yardımcı oldular.

3- Evet.

4-Troller dışında bence çoğu kişi kaliteli,iyi eğitim almış kişiler.
5-Sözlüğü çok takip etmediğim için karşılaştırma yapamadım.


(8)

Koç Ailesi

İnternette ve çeşitli kaynaklarda birbirinden çok farklı söylemler ve büyümelerine dair akıl yürütmeler mevcut. Vehbi Koç’un Ankara’da “bir bakkal dükkanından” başlatıp holdingleşmeye varan ölçüde büyüyen, 3. nesline ulaşan ve varlığını daha da konsolide eden, farklı sektörlerde söz sahibi olan bu a
İnternette ve çeşitli kaynaklarda birbirinden çok farklı söylemler ve büyümelerine dair akıl yürütmeler mevcut.

Vehbi Koç’un Ankara’da “bir bakkal dükkanından” başlatıp holdingleşmeye varan ölçüde büyüyen, 3. nesline ulaşan ve varlığını daha da konsolide eden, farklı sektörlerde söz sahibi olan bu aile sizce nasıl bu noktaya geldi?

Sizce hikayeleri her yerde anlatıldığı kadar masum mu? Yoksa uçuk kaçık olanların dışındaki komplo teorilerininin küçük de olsa gerçeklik payı var mı?
levent bilgen
(01.10.18)
Vehbi Koç sıfırdan bakkal dükkanı kurarak filan başlamadı. Ailesi de o dönem ankara'nın varlıklı ailelerinden zaten, babası iş adamı onun işlerini devralarak başlıyor. Hayat hikayesini anlattığı kitabı var, orda detaylı bilgiler mevcut.


battal gemalmaz
(01.10.18)
kendileri lastik ya da otomotiv sektörüne girdikten sonra, türkiyede demiryolu ulaşımı tamamen bitirilmiştir, neden? devlet bu sektör gelişsin diye, demiryolu ağı inşaa etmek yerine otoyol yapımına önem vermiştir.


füt
(01.10.18)
çomar bir akrabamız koç ailesinin sabetaycı olduğunu, israil desteğiyle bugünlere geldiğine inanıyordu ciddi ciddi. şu anki amaçları da reyizi zayıflatmakmış. aklıma geldi yazayım dedim.


sir gawain
(01.10.18)
Nerdeyse 100 yillik topluluk. Dogru zamanda iyi ortkliklar kurmuslar. Sanayilesme zamanindaki firsatlari iyi degerlendirmisler. Sirketlerinin insana verdigi onem ortada. Universiteleri ve okullarinda verilen egitim kaliteli.

Kisacasi dedeleriniz tarlada calisirken, bu adamlar yurt disindaki sirketlerle ortaklik kurup, makina ve uretim pesindeler.

Komplo diyerek neyi kastettiginizi bilmiyorum ama meyve veren agacin taslandigi kesin.


@sir gawain Yahu ben nesnel bilgi diyorum, siz akrabam siyasî saiklerle bir şeyler gevelemişti diyorsunuz.

Komplo teorisi ifadesi daha uç bilgileri bilen birini tatlı tatlı provake etmek için kullanıldı. 3. sınıf, yerli üretm komplo teorileri değil söylediklerim.

Henry Kissenger, Bilderberg, Mustafa Koç’un da üyesi olduğu CFR ve daha çok yarı emperyal yarı ticari ilişkiler üzerine dış kaynaklı ifade edilen bilgileri söylüyorum.


levent bilgen
(01.10.18)
goo.gl

bu kitabi oku.
cok uzun zaman oldu hatirlamiyorum, ama baslarda bir yerde yahudi ortagi oldugundan bahsediyordu. sonra onun payini almisti (?) galiba. evde olsam bakardim. nette belki pdfsi vardir bi bak.


tabudeviren
(01.10.18)
@tabudeviren YKY yeni Vehbi Koç kitabı çıkardı 2-3 hafta önce. Bunu da eklerim, teşekkürler.


levent bilgen
(01.10.18)
Yalnız her şeyi anlarım da kimse bana Koç şirketinin çalışanına önem verdiğini yazmasın. İlk krizde anında kapının önüne konulma korkusuyla yaşıyorlar. Sabancı falan öyle değil en azından.


Mcfly
(01.10.18)
(9)

Film & Dizi Önerisi

17., 18. veya 19. yüzyıllarda geçen film veya dizi önerilerinizi bekliyorum.
17., 18. veya 19. yüzyıllarda geçen film veya dizi önerilerinizi bekliyorum.
levent bilgen
(01.10.18)
perfume, anna karenina


ryhmer
(01.10.18)
dönem dizisi olarak son zamanlarda izleyip beğendiğim netflix'te the alienist var.


battal gemalmaz
(01.10.18)
The Prestige
The Illusionist
The Raven
Sherlock Holmes 1-2
12 Years a slave
Les Miserables


Outlander


euteamo
(01.10.18)
the terror
taboo


sir gawain
(01.10.18)
penny dreadful


salem (dizi)


bir garip melek
(01.10.18)
marie antoinette
barry lyndon
jane austen uyarlamaları (pride & prejudice, sense and sensibility, love and friendship)
amadeus

ilk aklıma gelen filmler bunlar.


gangs of new york
macbeth
lady macbeth


(21)

Hayattaki en güçlü, en sağlam ilişkiniz kiminle?

Anneniz, babanız, eşiniz, çocuğunuz, arkadaşınız, çoktan ölmüş biri, bir kedi veya bir köpek...Ve peki neden?
Anneniz, babanız, eşiniz, çocuğunuz, arkadaşınız, çoktan ölmüş biri, bir kedi veya bir köpek...

Ve peki neden?
levent bilgen
(28.09.18)
Annem. Cunku annem bir efsane ve anne gibisi yok:)


stavro
(28.09.18)
İlaykanla. Arkadaşım oluyor kendisi. Çünkü o bir tane <3


eazy
(28.09.18)
annemleydi ama artık değil. şu an kimseyle sanırım.


bokmuhendisi
(28.09.18)
Çekirdek ailemle (anne - baba - kardeş sıpası). Çünkü teklifsizim onlara, her şeyimi bilmezler ama her şeyimi anlatsam dinlerler, anlarlar, ben de aynı şekilde. Bir de canım bir dost, aynam gibi. Birbirimize iyi geliriz hep, bu dünyadan değilmişim gibi bile beraber hissedebilirim onunla.


saveur
(28.09.18)
Babamla, nedenini bilmiyorum, çünkü baba <3


biohazardous
(28.09.18)
kimseyle malesef :(


Kardeşim.


Kendimle <3 çünkü insanın kendisi gibisi yok.


datnet
(28.09.18)
Kendim, ablam, bir de çok yakın bir arkadaşım var onunla.


sopiro
(28.09.18)
ikisi de ölmeden önce eski kız arkadaşım ve ablamla idi. şimdi kiminle bilmiyorum. köpek var ama, en muhtemel onunladır.


Tears of Devil
(28.09.18)
Kimse +1


barbo
(28.09.18)
Kendimle+1.


Kendimle+1


Amaranta ursula
(28.09.18)
kendimle. diğerleri hep daha güçsüz, kırılgan.


the kene
(28.09.18)
eski sevgilimle idi. çok çok iyi bi dostluğumuz vardı birbirimizin en yakın arkadaşlarıydık. her şeyimizi paylaşırdık.. o kadar sağlamdı ki dostluk ayrılmakta zorlandık:DD


lata
(28.09.18)
çekirdek aile. aile her şeydir. varken kıymet bilmek lazım, yokken çok aranır.


Neill
(28.09.18)
annemle tereddütsüz,benim annem de başka bir efsane:)


rn
(28.09.18)
İnstagramla


Delay Fuze
(28.09.18)
Kedimle.


inawen
(28.09.18)
Kimseyle.


avea
(30.09.18)
kardeşimle


hopp
(04.10.18)
(14)

Mutlu sonları mı yoksa mutsuz sonları mı daha çok seviyorsunuz?

Edebiyat, sinema, dizi ve benzeri öykülerde..
Edebiyat, sinema, dizi ve benzeri öykülerde..
levent bilgen
(27.09.18)
mutlu


elorelia
(27.09.18)
Klişe olmayan her türlü son, bu yüzden mutsuzlar daha çok. Mesela karizmatik başrol filmin sonlarında asansöre biniyor ve aşağı indiğinde asansör kapısı açılır açılmaz kafasına kurşun yiyor, işte bu klişe olmadığı için etkileyici ve tercih edilir kesinlikle.


siyah giyen adam
(27.09.18)
Mutlu aşk varsa da mutlu son yoktur xd

Şaka bir yana iksinin ortası olan sonlar daha iyi bence. Ne çok mutlu ne de çok mutsuz.


Drakath
(27.09.18)
Orta karar diyeceğim ama mutlu ağır basar.


Dylan Murphy
(27.09.18)
mutsuz


Mutsuz. Daha gerçekçi geliyo


Delay Fuze
(27.09.18)
Mutsuz sonlar hep daha etkileyici gelmiştir


pastörizesüt
(27.09.18)
gerçekçi olacaksa mutlu. yoksa mutsuz.
bazıları var ki adamın içine oturuyor, olmaz olsun öyle son.


AWD
(27.09.18)
Mutsuz kesinlikle.


gerçekçi sonları
geneli mutsuz oluyor tabi bunların


basond
(27.09.18)
Realistik olmasi acisindan mutsuzlari seviyorum.
"oh be islerin iyiye gitmeyebilecegini ve sonunda her seyin tepetakla olabilecegi gercegini kabullenen bir senaryo" diyorum, hosuma gidiyor.


stavro
(27.09.18)
Mutlu.

Atıyorum, iki sevgili ayrılmışsa pembe mutlu son ikisinin çok fena birleşmesi, normal mutlu son ayrılığı kabullenip hayatından memnun devam etmesi ve hayatını mutlu mutlu yaşamaya devam etmesi, normal mutsuz son da adamın bunu kaldıramayıp “Seni özlüyorum” diye yakınması, karanlık son adamın intihar etmesi olabilir.

Komedi filmi izliyorsam ve eğlencelik filmse pembe mutlu sonu severim. Hatta güzel bir oyunculuk ve diyalog serisi varsa pembe mutlu sonu yine severim. Spoiler olacak, bakmayın; Gattaca filminin sonu pembe mutlu idi ama başka son olsa bu kadar güzel olmazdı. Çoğunlukla normal mutlu sonu severim.


aychovsky
(27.09.18)
klişe olmayan mutlu


kronik
(27.09.18)
Mutsuz


(4)

Kitaplar & Filmler

1)Kitlelerin üzerinde kitapların mı yoksa filmlerin mi daha fazla etkisi var?2)Hangisi insana daha fazla temas eder ve düşüncelerini etkiler?3)1 yıl boyunca izlediğiniz filmler mi yoksa okuduğunuz kitaplar mı sayıca daha fazla oluyor?4)Her iki türde de üzerinizde en çok etki bırakmış eserlerden hang
1)Kitlelerin üzerinde kitapların mı yoksa filmlerin mi daha fazla etkisi var?

2)Hangisi insana daha fazla temas eder ve düşüncelerini etkiler?

3)1 yıl boyunca izlediğiniz filmler mi yoksa okuduğunuz kitaplar mı sayıca daha fazla oluyor?

4)Her iki türde de üzerinizde en çok etki bırakmış eserlerden hangisi ağır basıyor?

5)Hangisini tercih etmek ve deneyimlemek size daha güzel geliyor?
levent bilgen
(26.09.18)
1- filmler
2- kitaplar
3- maalesef filmler
4- Kitaplar / buna kesin bir örnek veremeyeceğim ama dostoyevski eserleri genelde
5- kitap okumak


westblack
(26.09.18)
-Günümüzde filmlerin daha fazla etkisi var bence. Görsellik çok işlevsel artık.
-Hiçbir filmden sevdiğim bir kitaptaki kadar etkilenmediğim için kitap.
-Yakındır baya ama film biraz daha fazladır. Bazı dönemlerde kitap okuyasım hiç olmuyor.
-Kitap daha ağır basıyor. Filmlere karşı olan sevgim genelde hayranlık tarzında oluyor. Yani sevdiğim bir film izlerken "ulan helal olsun şahane film yapmışlar" şeklinde sürekli birilerini takdir ediyorum. Kitap ise zaten duygularıma temas etmiş, beni içine almış oluyor.
-İyi bir kitap okumaktan daha çok zevk alırım. Kitabın içinde kaybolup zaman mevhumunu unutmak vs vs.


ravenclaw
(26.09.18)
1- Filmler çünkü kitaba göre daha fazla insana ulaşıyorlar.
2- Benim için kitap.
3- Kitap daha fazladır ama çok bir fark yoktur aralarında.
4- Kitap. Eğer okuduğum bir kitap sinemaya uyarlanmışsa ve hem kitabı okuyup hem filmi izlemişsem filmden asla kitap kadar etkilenmiyorum mesela.
5- Kitap.


ms brownstone
(26.09.18)
1. Filmler. İnsanlar film izlemeyi daha eğlenceli bir aktivite olarak görüyor.
2. Kitaplar. Bir roman karakteriyle bağ kurmak bir film karakteriyle bağ kurmaktan daha kolay bence.
3. Kitaplar.
4. Kitapların. Sevdiğim filmlerin çoğunun kitabı var zaten ki onları da alıp okurum.
5. Kitap.


(13)

Atatürk harf inkılabına neden ihtiyaç duydu?

1)Tarafgirlik, partizanlık, gereksiz mübalağa ya da eleştiriden uzak; nesnel bir dil ve tavırla bunun sebebini açıklayabilir misiniz? 2)Sizce amacına ulaştı mı? Dilimiz işlevselleşti mi? Anlatımı zenginleşti mi? 3)Yeni nesillerle eski nesiller arasında Türkçe konuşma ve kullanım derinliği açısından
1)Tarafgirlik, partizanlık, gereksiz mübalağa ya da eleştiriden uzak; nesnel bir dil ve tavırla bunun sebebini açıklayabilir misiniz?

2)Sizce amacına ulaştı mı? Dilimiz işlevselleşti mi? Anlatımı zenginleşti mi?

3)Yeni nesillerle eski nesiller arasında Türkçe konuşma ve kullanım derinliği açısından ne gibi farklar var? (Eskiler kelime dağarcığı çok daha zengin ve rafine bir Türkçe konuşuyorlardı, şimdiki toplum ortalaması 250-300 kelime ve en çok kullandığımız kelime “şey” imiş yabancı kaynaklı bir araştırma komisyonuna göre. Ama bu erozyonu Atatürk’le ilişkilendiremeyiz kanaatindeyim.)

Açıklamaya çalışalım, politize etmeye değil.
levent bilgen
(25.09.18)
Hiçbir kültür bütünüyle geri (gerici) olamaz. Kültür çok uzun bir geçmişin ürünüdür. Mekanik bir anlayışla kültür ithal etmek, bir tüketim malı ithalinde olduğu gibi kültür ithal etmek, bilimsel değildir. Bizim aklıevvellerimiz (resmi ideoloji üreticileri), zaten kültürün Arap ve Fars karması, melez bir kültür olduğunu
ve Türk kültürünün baskı altında tutulduğunu, dolayısıyla bu kültürden radikal bir kopuşun ileri bir adım olduğunu ısrarla ileri sürüyorlar. Osmanlı kültüründen radikal bir kopuşla "boşalan yerin" nasıl doldurulacağı sorusuna ise inandırıcı cevap veremezler. Ama "Güneş-Dil Teorisi" gibi gariplikler üretmelerine ne demeli?
"Tarih Tezi" gibi saçmalıklar üretmekle mi boşluk doldurulacaktı? Elbette bunun, kendine dönmek, benliğe
dönmek olduğu ileri sürülüyor. Doğu İslam kültüründen radikal kopuş "milliyetçilik" sayılırsa, kendim emperyalist kültürün kucağına atmak ne olur? Boşluğun Batı burjuva kültürüyle doldurulması olmaz mı?

Bu bağlamda ani bir kararla, Arap harflerinin atılarak yerine Latin harflerinin alınması bir talihsizlik olmuştur. Genç nesiller, yüzyıllardır birikip gelen kültür mirasının dışına atılmışlardır. Arap harflerinin yerine Latin harflerini
alınmasına gerekçe olarak da, bu alfabenin zorluğu ileri sürülüyor. Oysa, bir ülkede okuma yazma bilmeyenlerin çokluğunu veya azlığını alfabeye bağlamak inandırıcı değildir. Latin harfleri alındıktan sonra da
oku-ma-yazma bilmeyenler büyük bir oran oluşturmaya devam etti. Sorunun çözümü alfabeyle değil, doğrudan eğitim politikasıyla ilgilidir. Aksi halde dünyanın en karmaşık alfebelerinden birine sahip olan Japonların okuryazarlık
sıralamasında sonlarda yer almaları gerekirdi... Üstelik, yaşam boyu hemen hiç ya da pek az okuyan kişinin belirli yaşlarda okuma-yazma öğrenmesi de sanıldığı kadar önemli değildir. Okuma-yazma bilmekle ilgili tartışmaya burada girmemiz gerekmiyor.


Bir toplumda devrimden söz edebilmenin koşulu, tarihsel olarak geri toplumsal sınıfların etkisizleştirilip daha ileri sınıfların toplumsal süreci belirler hale gelmesidir. Mustafa Kemal bu anlamda hiçbir köklü yeniliğe
yanaşmadı. Zaten toplumsal güç dengeleri ve geçerli hakim sınıf ittifakı köklü dönüşümlere asla izin vermezdi. Toplumsal (egemen) sınıfların gücü onun kişisel iradesinden daha önemliydi.

Böylesi bir ortamda (üretim ilişkilerine dokunmadan) yapılan "inkılaplar", Türkiye'nin az gelişmişlik yolunda daha hızlı
ilerlemesinden öteye bir anlam taşıyamazdı. Latin harflerinin Arap
harflerinin yerini alması kitlelerin yaşam koşullarında bir iyileşme sağlayabilir miydi? Yoksul köylüye toprak ve toprağı işleyecek araç gereç sağlanıp, ağaların ve tefecilerin sömürü ve baskısından kurtarılsaydı, işçilere sendikalarını, öz örgütlerini vb. kurma yolu açılsaydı emekçi kitleler için gerçek anlamda "inkılaplardan" söz edilebilirdi.


biravekahve
(25.09.18)
yazdiklarin harf degil dil devrimiyle ilgili daha cok. ben bunu olumlu buluyorum. turkce sozcukler yerine farsca, arapca dolmus ozellikle elit kesimin lugatinda.
harf inkilabina gelince osmanlida okuma yazma orani cok dusuktu arap alfabesinden dolayi argumani bana da inandirici gelmiyor. sonucta ben kucukken camiye gittigimde 2 haftada ogrendiysem bu oranlarin dusuklugunun ne alakasi var alfabenin zorluguyla. cevap veren olursa ogreniriz.


000000
(25.09.18)
alfabenin degismesiyle, dil devriminin bir alakasi yok aslinda. dil devrimi yapanlar salakti. alfabenin degismesi iyi oldu araplara degil batililara yakiniz imajiydi bu. ki cidden diger alfabe zor. ama konusulan dilin degismesi, ozturkce safsatasi tammamen ideolojik. elle tutulur tek bir yani yok. ataturk de onaylamiyordu. o uydurulan kelimelerin birini bile kullanmadi. nutuk'u yky gunumuz turkcesine uyarlanmistir diye basmis gecen gordum. bu dil degismesi sacmaligina ataturk'un nasi tepki verdigi falih rifki'nin anilarinda var. insanlara bunu anlatmak cok zor ama yallah arabistana filan diyorlar. gezi parki olaylarini iktidarin diliyle okuyan cocuklara da yarin obur gun laf anlatilmayacak mesela. akademik olarak arastirip okumak lazim. etimolojik hicbir dayanagi olmayan kelimeler uydurdular arap kokenli sozcukler kullanilmasin diye. uc kurus bes kurus karsiliginda tdk'ya kelime uyduran tipler vardi. uzun hikaye bunlar 61'de tamamen degisti zaten akademik makale okuyun uzun hikaye bunlar..


mula
(25.09.18)
harf inkılabının sözlü dille alakası yok. günde 250-300 kelimeyle konuşan neslin bambaşka sorunları var. aslında bunu başka türlü tanımlardım da argo diye hemen siliyorlar. Şu an argosuz tanımladım.

Dilin anlatımı harf inkılabı ile gelişmez. Anlatım kültürün bir parçasıdır. Türkiye'de arapça harflerle gelişmeyen anlatım araplarda gelişmişti zamanında. Bu salt alfabe alakalı değil.

harf inkılabını da "arap alfabesini ben öğrendim yea o kadar da zor değil" diyerek de incelemek zor.

harf inkılabı "bence" batıya yüzünü dönme hamlesiydi. ama sizin sorduğunuz şeyler atatürk'ün dil üzerinde yaptığı şeylerin sonuçları daha çok.

dil üzerinde yaptığı değişiklikleri neden yaptığını soruyorsanız şayet şunu deneyin.

türkçe dinlediğiniz bir hikayeyi, kril alfabesi kullanarak, portekizce anlatın.

bu sorunun giderilmesi ve bir dil kültürünün geliştirilmesi amacıyla bir çok çalışma yapıldı.

bir dili yabancı etkilerden tamamen arındıramazsınız. Fakat bir kültürü arındırabilirsiniz. Atatürk dildeki Türkleştirme ile arap ve fars kültürünün etkisini de kırmayı planladı bana göre. Başarılı oldu mu? zamanında olmuştu. Ama yaptıklarını anlayacak kimse çıkmadığı için tekrar arap kültürünün kucağına düştük.


godsparticle
(25.09.18)
Eskiler kelime dağarcığı çok daha zengin ve rafine bir Türkçe konuşuyorlardı.

Gören de dil devriminde önce ülkeden Tolstoyar, Balzaclar, Hugolar çıkıyor zannedecek, o zamanlar da cahil bir toplumduk şu anda daha cahil bir toplumuz; bunun harfle, dille alakası yok; cahil olunca cahil oluyorsunuz, ister Ugandanca olsun ister Sümerce bunlar araçtır sadece bilgiye ulaşmak için, bilgiye ulaşma vizyonunuz olmayınca uzaylı dili öğrenseniz boş.


@gezegen olan pluton Hangi mağarada yaşıyorsun bilmiyorum ama 40’ların, 50’lerin, 60’ların hatta 70’lerin İstanbul Türkçesine, o zamanın edebî eserlerindeki dile, üsluba, anlatım zenginliğine zerre kadar vakıf olsan ve şimdiki durumla karşılaştırsan böyle cahilane yorumlar yapmazdın. Kendini o kadar da yalıtma yani cahil addettiğin güruhtan, pek yabancı olmadığın, mesnetsiz kaynaksız üfürmenden, kesme işaretini bile kullanmaktan aciz oluşundan belli.

Şu sıralar Atatürk’le ilgili kitaplar okuyorum, bu konuya özellikle ehemmiyet veriyor ve sebebini bilsem de daha önce okumuş/araştırmış insanların fikirlerini, vardıkları sentezi öğrenmek istiyorum. O yüzden şahsın da üslubun da tavrın da konuyla alakasız.


levent bilgen
(25.09.18)
1- araplar'dan mumkun oldugu kadar uzaklasmak icin atilan adimlardan biri.
2- gunumuz turkiye'sine bakinca malesef hayir.
3- ayni erozyon diger dillerde de var, sadece turkcenin problem degil.


cooperr
(25.09.18)
@godsparticle
burada olsun cesitli ortamlarda olsun onlarca kisi yazmistir daha once alfabe yuzunden osmanli'da okuma orani cok dusuktu o yuzden devrim yapildi diye. ben de ilkokulda camiye giden cocuklar kisa surede ogreniyor dedim. bu arguman yanlis mi simdi? nesi yanlis? harf devrimi siyasidir sonucta.
uydurma sozcukler bence gayet iyi. sozcuk kelimesi mesela osmanlida var miydi?kelime uydurmazsan saf turkce yetersiz bir dil.


000000
(25.09.18)
boğazımıza kadar araplığa battığımız şu günlerde hala bunun kıymetini anlamadıysan yapacak birşey yok.


titiraprap
(25.09.18)
Konunun farklı bir tarafından bahsediyorum belki ama dil devrimiyle bağlantılı. anadili konuşucuları kelimeleri birbiriyle ilişkilendirir ve sözlükçesine (beynindeki sözlük diyebiliriz buna) alır. şimdi her ne kadar kelimeleri bilsek de biz arap değiliz ve arapçadaki kelime ilişkilerinden büyük ölçüde haberdar değiliz. demek istediğim ktb kökünden türetilen kitap, katip, katibe, kütüphane gibi.

dil devrimiyle bir türk'ün sözlükçesindeki kelimeler arası bağlantı artırılmıştır. yaz kökünden türetilen kelimelere bakalım. yazı, yazıcı, yazar, yazgı, yazın vb.

şimdi bu kelimelerin arapçalarına bakalım. eskiden yazı için inşa, yazıcı için katib, yazar için müellif vb kelimeler kullanılırdı. peki günümüz türkçesinde yaz- kökünden türediği açıkça belli olan kelimelerin yerine arapçalarını kullandığımızda ne oluyor? o sözcüklere olan erişimimiz azalıyor.
bunu şöyle düşünebiliriz. ortak kökten gelenler bir gruptaysa eğer biz anadili konuşucuları bir gruba tümüyle/çoğunlukla ulaşabiliyoruz ama bu sözcükler farklı dillerden gelen kelimelerden oluşursa aralarındaki bağlantıyı kuramıyoruz. bu da bizim düşünce biçimimizden tutun da fikir ortaya koymaya kadar her şeyi etkiliyor.


küçük bir not: rafine dilden kastınız ne bilmiyorum ama özellikle servet-i fünun dönemini incelerseniz şairlerin kendilerinin uydurdukları sözcükler ve tamlamalar olduğunu görürsünüz. tabii ki dillerdeki sözcüklerin çoğunluğu uydurmadır. biz masaya masa dediğimiz için masa, çorap desek çorap olur. bu da dilin nedensizlik ilkesinden dolayıdır ama benim burada anlatmaya çalıştığım konu farklı.
umarım anlatabilmişimdir.


gadjodilo
(25.09.18)
Politik amaçlarla yapılmış bir devrimi politize etmeden nasıl açıklayacağız? "Politize etmek" kavramına olumsuz bir anlam yüklediyseniz, şunu hatırlatmak isterim: Bu konu öyle bir konudur ki, onu politize etmeden açıklamaya çalışan, onu olumsuz anlamda "politize etmiş" olur.

1. Harf Devrimi'nın temel sebebi elbette "Batıcılık"tır. 1830'lardan beri kalabalıkların ve aydınların büyük bir kısmının yalnız üstyapısal anlamı ile kullanıp tartıştığı bir kavram olarak bırakmayalım bunu, üretim ilişkilerine bakarak anlamaya çalışalım.

Tüm kazanımlarını kabul etmekle birlikte, Cumhuriyet için bir burjuva devrimi diyebilir miyiz? Yoksa burjuva toplumu kurmaya niyetli bir kadro devrimi midir? Veya "Kemalist" sözcüğünün hakkını verecek kadar tepede yalnızlaşmış bir Mustafa Kemal mi vardır? Tüm bu sorulara verilecek cevaplar sayfalar tutabilir. Yalnız özel olarak sorunuza verilen cevaplar arasında da gördüğüm yanlış, Mustafa Kemal'in üretim ilişkilerinde herhangi bir yeniliğe yanaşmadığı biçimindeki, güya Marksist, aslında üstyapıyı temelden ayırıp havada bırakan tezdir. Biraz önce kapsamını belirleyemediğimiz iradenin somut eylemlerini ve amaçlarını, tarih bilimi sayesinde biliyoruz: Bu iradenin, İzmir İktisat Kongresi ile çubuğu açıkça kapitalizme kırdığını da... Kapitalistleşmenin olmazsa olmazı ilkel sermaye birikimi ve merkezileşmedir, yani ulus devlet.(Unutmayalım, milliyetçiliği düşünce dünyamıza armağan eden en büyük burjuva devrimi olan 1789'dur.) Kapitalist üretim tarzı ve ulus devlet örgütlenmesi için; yalnız kurumlar nezdinde bir merkezileşme yetmez, ideolojik mücadele de gerekir. Bu yüzden Harf Devrimi, Şapka Devrimi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu vs. bütün köklü değişiklikler Osmanlı'nın, İslam ve Araplık etkisindeki, eski yarı-merkezi feodal yapısını yıkmaya ve yerine yeni tarzda bir üretimi koymaya yönelik girişimler olarak okunabilir. Bu girişim; kimisi için artık mezar taşlarını okuyamamak, kimisi içinse -kadınlar- okula gidebilmek ve seçme seçilme hakkına sahip olabilmek anlamına geliyordu. Ne olursa olsun, yaratılmak istenen, tastamam yeni ve özgün bir kimliktir. Harf Devrimi'ni diğer yeniliklerden ayırarak değil, ancak bu bağlamda doğru anlamlandırabiliriz.(Not: Türkiye'de kız okulları henüz Osmanlı yıkılmadan açılmıştır, kadın mücadelesi de Cumhuriyet'ten önceye dayanır. Fakat kadının okuldan başlayarak sosyal hayata tastamam girişi Cumhuriyet'in iradeciliği ile gerçekleşti. Harf Devrimi, gericilik saydığı ne varsa onu hallaç pamuğu gibi atmaya çabaladığından, bu iradeciliğin kollarından biri sayılmalı. Biri çıkıp buradan itiraz etmeye kalkar diye doldurdum bu parantezi.)

2. Bu soruya önce, ilk cevapta tarif ettiğim amaca göre cevap vermeliyim. Diğer devrimlerle birlikte, geniş çaplı bir kültür devrimine yardımcı oldu ise amacınına ulaşmış gibi duruyor. Dağınık etkiler müstesna olmak üzere eğitimi, özel olarak akademiyi ve edebiyatı dolaylı olarak laikleştirdi; hâliyle bu araçların aktarımları ile donanmış kentli kalabalıkları yarattı.

Harf Devrimi'nin dilimizi işlevselleştirip işlevselleştirmediği, tek başına, tasfiye olan sözcüklerle değil; devrimin, kitleleri içine taşıdığı yeni kültür dairesi göz önüne alınarak anlaşılabilir. Böyle bir uğraşın hakkını ancak bir doktora tezinin verebileceğini düşünüyorum. Yalnız Harf Devrimi'ne eşlik eden özleştirme politikası -Güneş Dil Teorisi değil- pek çok sözcüğün kaderine terk edilmesine yol açmıştır, buradan işlev üzerine bir şeyler çıkabilir. Bu sözcüklerin de, dilce kitlelerden kopuk Osmanlı Edebiyatı'nın -Hem Divan hem Tanzimat, hem "ara dönem" hem de Hem Servet-i Fünûn- kaybı mı yoksa okuyucunun kaybı mı olduğu tartışmalıdır. Buradan dilin işlevi denince "yüksek" bir edebiyatı anladığımız sonucu mu çıkıyor? Divan Edebiyatı mı, günümüz Türkçesi mi Yunus'a yakındır, tartışalım. (Dil tartışmalarında öldüren bir referans olarak Yunus...)

3) En zor soru bu, hâlâ yaşayan bir nesli haritadaki yerine yerleştirmek güç. Genel olarak bu neslin dille ilişkisi kopuktur. Pisa sonuçları fecaat, ana dillerinde okuduklarını anlamıyor çocuklar. Okumayan nasıl konuşabilsin? Hâliyle eski nesillere kıyasla, kullandıkları sözcüklerin sayısı da, bu sözcüklerin besleyeceği, ince anlam ayrımları da az. Gün aşırı olmadık birleşik fiiller üretiyor, İngilizce ünlem ve vecizlere gittikçe alışıyorlar. Şükür ki dahi anlamındaki de/da'nın ve bağlaç olan -ki'nin yazılışını öğrendiler.

Hem çevremdeki yaşlılarla konuşurken hem de eski nesillerin yapıtlarını okurken akıp giden bir dil gözlemliyorum. Sözcükleri kolayca buluyorlar; ince anlam ayrımları dedim biraz önce, benzer durumları özgünleştirecek daha fazla sözcük var dağarcıklarında, yeni nesle göre. Düşük cümle kurmaya kalkışacaklarsa da söz diziminin üstesinden rahatlıkla geliyorlar. Üstüne, birkaç cümleyi aşan bir yazıda veya konuşmada dağılmadan, bağlamı koruyarak ilerleyebiliyorlar. (Gözlemler "ortalama" yaşlılar ve gençler için geçerli. Her iki taraftan da -iki tarafa indirgemek de hatalı gerçi- bu ortalamanın altında ve üstünde yer alacak örnekler çıkabilir.)

Bu farkların başrolünde 12 Eylül'ün kökünden uzayan dallar; o günden bugüne yeğlenmiş tüm eğitim politikaları ve liberal medya -dün tv'ler, bugün internet- var. Ancak öte taraftan o "internet"te de/da duyarlılığını aşan bir okuma aşkı da yükseliyor. Umutlu olalım, yeni nesillerden başka, işlevsel bir dili adım adım kuracak kimsemiz de yok üstelik. Becerebilirlerse zihnimizde yeni pencereleri onlar açacaklar.


hikmet iv
(25.09.18)
hatayi biz en basinda yaptik, araplarla ayni alfabe paylasarak.


icim urperiyor
(26.09.18)
1- bunun sebebi hakkında iki görüş var; birincisi okuma yazma öğretmenin kolaylaşması ve yaygınlaştırılması. ikincisi de Arap dünyası ile bağımızın kesilip batı dünyası ile bağ kurma isteği. bence ikincisi baskın. yoksa çin bu alfabe ile ilerlediyse, rusya Kiril alfabesi ile uzay yarışını kazandıysa, ilki çok da mantıklı değil.

2- dilimiz zenginleşti, ama alfabe sebebiyle mi, bilemiyorum. yani Tevfik Fikret şiirlerini Osmanlıca alfabe ile yazdı, zengin değil miydi? Ama latin harfleri ile yazıp çizmek batı ile daha kolay bağ kurmamızı sağladı. O açıdan başarılı oldu. Bugün Ingilizce öğrenirken bir de alfabe öğrenmeye uğraşmıyorsak başarılı olmuş demektir.

3- konuşma derinliğinin kullandığın alfabe ile alakası yok. eski nesiller çok daha ağdalı bir dil kullanıyordu. daha çok Arapça-farsça sözcük kullanıyordu, şimdi bambaşka karışımlar var.

bir de eskiden o 300 kelime ile konuşan kesim köylerde olduğundan fazla görünmüyordu, şimdi hepsi kentlere geldi. eskiden her köyde okul varken şimdi bunlar kapatılıyor. şu eğitim sisteminde liseden mezun olan ortalama bir kişi anadilinden kendisine sorulan soruların %90 civarını yapamıyor derken bok oldu tabi.


babilbaligi
(26.09.18)
(10)

Sosyal medya bir insanı tanımak için ne kadar yeterli?

Sizce sosyal ağlardaki hesaplar bir insanın gerçeğinin ne kadarını yansıtıyor? Hayatınızdaki insanlar için bu durumun nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?
Sizce sosyal ağlardaki hesaplar bir insanın gerçeğinin ne kadarını yansıtıyor? Hayatınızdaki insanlar için bu durumun nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?
levent bilgen
(24.09.18)
fragman gibi bir şey. az çok ip ucu veriyor sadece.


Bunun da iki türlüsü var kişinin kendisini hiç gizlemedigi alenen kendisi gibi olduğu platformlar var. Fakat kastetiginiz bu değil sanırım. Öteki mecralar da (facebook,twitter vs) her zaman suistimale açık alanlar. Ama yine de ben gerçek hayatta bir insanı ne kadar taniyabiliyoruz diye sormak istiyorum.


olaylar olaylar
(24.09.18)
Bence çok değişken. Yani sonuçta sosyal medya denen nane, en nihayetinde diğer insanlara ne yaptığını gösterdiğin bir yer ve haliyle kimse ishal olduğunu ya da cinsel sorunlarını paylaşmak istemez. Normalde de günlük görüştüğümüz insanlarla paylaşmıyoruz, e sosyal medyada da "iyi" fotoğraflarımızı paylaşmak bana olağan geliyor. Ha tabi belli bir düzeye kadar.

Herkes gibi benim listemde de çok tür insan var.

Kendi paylaştığı fotoğtaf altında, eşine ilan-ı aşk edip duran ve yorumlaşan çiftleri takipten çıkardım. En son bay bireyin, kadının makyajlı halde acilde serum yerken fotoğrafını paylaşıp "aşkım hastalanmış :(" yazdığını gördükten sonra oha dedim, bıraktım takibi.

Bir diğer çift var mesela arkadaşım, gidip gezdikleri yerlerin fotoğraflarını paylaşıyorlar ve çok samimiler. Fotoğraflara baktıkça mesela karşımdalarmış gibi hissediyorum, o hoşuma gidiyor diye denk gelirsem bakarım, beğenirim ama gerçekten beğenirim.

Bir tane birey mesela, duyar kasarken kasılmaktan ölecek. Bir insan yanında staj yaptığı birine kaç paragraf yazıyla, kaç defa teşekkür edebilir ki ya da bir insan kendiyle alakalı alakasız kaç özel gün ve haftayı kutlayabilir ki?
Bu kişinin bir özelliği var; daha önce yüz yüze görüştüğümüzde "öf herkesin derdi layk almak ama herkes çok mutlu, nasıl bu kadar geziyorlar?" deyip deyip kendini gaza getiriyordu. Muhtemelen hâlâ öyle olduğu için böyle duyar kasan bir insan. İnsanlar garip azizim.

Bir arkadaşım da geçen kek parçasına yapışmış kısır tanelerini paylaşmıştı mesela, çok hoşuma gitti ama ona da "instagram'da bu mu paylaşılır?" diye tepki göstermişler.

Yani değişik, herkes ayrı telden, öyle bir dünya işte.


mor bembombom
(24.09.18)
o kadar kolay değil bence. sadece eğitim seviyesi hakkında fikir edinirsin. birde abazanlığını belli eden amcaları ortaya çıkarırsın.. ilgi meraklısı kadınlar da buna dahil.


for day to break
(24.09.18)
Çok ciddi bilgi kaynağı. Kendi paylaştığı özelinde değil, onun adına paylaşılanlardan gidilmeli.


lcha
(24.09.18)
tamamen kişiye bağlı. çok farklı kişileri takip edip alakasız şeyler de paylaşabilir birisi. hele tr gibi siyasi paylaşımların çok titiz yapıldığı ülkelerde. ama yine de türklerin çoğunluğu kişisel eğilimlerini yansıtan bilgiler sunuyorlar twitter ve instagram'da işte aşk acısı, mesleki eğilimler, sanat ve spor beğenileri falan.


slhmlr
(24.09.18)
Epey bir fikir veren bir alan. Bayagi bir karakter analizi yapabiliyorsun ve buyuk oranda isabetli oluyor. Soyle ozetleyeyim, birini uzaktan taniyacaksak sosyal medyadan daha iyi bir arac yok. Daha iyisi birebir karsilikli vakit gecirmek oluyor. Ki bunun da istisnalari var, bazen sosyal medyadan reelden daha iyi taniyabiliyorsun. Insanlar herkese karsi ayni davranmaz, orjinalini yansitmaz her zaman. Hatta cogu zaman.


stavro
(24.09.18)
İnsanı tanımak için yeterli değil ama olmayacak insanla baştan iletişmemek açısından iyi olabilir bence. Daha doğrusu, pozitif değerlendirmede etkisi olacağını pek düşünmüyorum ama negatif değerlendirmede etkili olabilir.

Uç bir örnek vereyim. Düşün ki koyu AKP’lisin. Hoşlandığın kızın profiline giriyorsun; Cumhuriyet yürüyüşleri, Muharrem İnce videoları falan. En baştan “Biz birbirimize göre değilmişiz” denebilir. Bir arkadaşım hoşlandığı adamın profilinde en sevdiği filmin Celal ile Ceren olduğunu görmüş ve itici bulmuştu örneğin. Farklı dünyaların insanıysanız, bir dereceye kadar o anlaşılabilir.

Onun dışında çok faydalı olmayabilir. Örneğin, ben sinirli, aniden parlayan insanların yanında gerilirim ve rahat edemem. Arkadaş olarak bile çok yakın olmak istemem. “Kimbilir ne zaman neye zorlayacak” diye tetikte dururum. Kimse sosyal medyaya aniden sinirlendiği anı ya da gündelik şikayet ettiği her şeyi taşımıyor ki. En fazla espri anlayışımı uyup uymadığını görebilirim paylaştığı komik şeylerden, dünya görüşünü falan az çok anlarım. Yine de açık kapı bırakmak gerek insanlara kendini anlatması için bence.

Soruyu biraz da romantik bağlamda anlamışttım ama normal insanlar için sosyal medyada aşırı bir hareketi yoksa tanıdığımı sanmıyorum. Benim bir arkadaşım var, gelinlerin tatlı telaşı ve sunum manyağı. Sürekli mutlu aile fotoğrafları, kocişler havada uçuşuyor. Dışarıdan görsem ıyy derim ama tanıdıklarımdan da bu kız kadar herkesin yardımına koşan kişi az. Evet, sunum telaşı var ve erkek olsam onun sevgilisi olmak istemem ama beni arkadaş kabul ettiği ve yanımda olabildiği için çok şanslı hissediyorum kendimi. Hani, sosyal medyasını görüp tanımamazlık etseymişim büyük bir insanı kaçırırmışım. Sunumlar, kurabiyeleri oturttuğu sandalyeler ona kurban olsun.

Bu insanın kabuğu; içini ve çoğu önemli kısmı sosyal medyadan anlayabileceğimi sanmıyorum. İyi veya kötü bir önyargı veriyor ister istemez de ve uç politik görüş veya uç hayat görüşleri anlamında büyük olasılıkla haklıdır da, bunun dışında sosyal medyadan tanımamak için çaba göstermek daha güzel bence.


aychovsky
(24.09.18)
internette, orada burada aşırı duyarlı, romantik, hassas görünen insanların aldattığına şahidim. genellikle tam tersiyle karşılaşıyorum. kadınlarda da benzerlerine denk geldim.

duyarlı kısmını açayım. kedi köpek için sürüyle ilan paylaşıyor, evinin önündeki yaralı hayvan için bi şey yapmıyor, gibi.

kadınlar günü paylaşımı yapıyor, eski sevgilisiyle dövüşmüşler, gibi.


nice tnetennba
(24.09.18)
mor bembombom +1
aychovsky +1

Ne kadar gösterirlerse ve ne gösterirlerse onu görüyoruz. Çok samimi gözükenler var, "ne leş insanmışsın" diye takip etmeyi bıraktığım insanlar var. Ama önünde sonunda iyi bir fikir veriyor, bir insanı tanımak için iyi bir başlangıç noktası çünkü birinin "ne göstermeyi seçtiği" de önemli.


kobuzchu kiz
(24.09.18)
(9)

En son ne zaman aile albümünüzü ya da eski fotoğraflarınızı açıp baktınız?

Son yıllarda daha sosyal medya/paylaşım eksenli bir fotoğraf kültürü doğdu gibi.Tarih olarak daha uzak geçmişinize dayanan(kişisiel ya da aile) fotoğraflarınıza tek başınıza ya da ailece açıp baktığınız oluyor mu?
Son yıllarda daha sosyal medya/paylaşım eksenli bir fotoğraf kültürü doğdu gibi.

Tarih olarak daha uzak geçmişinize dayanan(kişisiel ya da aile) fotoğraflarınıza tek başınıza ya da ailece açıp baktığınız oluyor mu?
levent bilgen
(22.09.18)
En son ne zaman hatirlamiyorum ama ara ara acar bakariz. Cok fazla cocukluk fotografimiz var, epey eglenceli oluyor o yuzden.


bxgx
(22.09.18)
Tek basima 2 ayda bir geliyolar bakiyorum. Hatirlayip uzulup/mutlu olup geri kapiyorum.

Sosyal medya beni bu anlamda hic etkilemedi acikcasi. Beni etkileyen daha cok is yukunden zaman bulamamak oluyor.


superfluid
(22.09.18)
geçen ay ailecek açıp baktık ama ondan önce yıllardır bakmamıştık. Sosyal medya ile alakalı olduğunu düşünmüyorum ama.


nundu
(22.09.18)
Ara ara bakıyordum.
Taşınma durumumuz dolayısıyla 1,5 yıldır nerede oldukları belli değil bazı kolileri yeniden taşınacağız diye açmadık, muhtelemen onlardan birinde.
Ben pek sevmem öyle eski fotoğraflara bakmayı ama bir kere göze çarpınca alınıp bakılıyor.

Tarayıp yandex disk'e attıklarımı saymıyorum fotoğraf kültürü değişikliğine değindiğin için :)


mutekebbir
(22.09.18)
Geçen sene kardeşim komaya girmişti ve durumu çok kritikti. O dönem eve gelen çocukluktan beri çok yakın olduğum kuzenlerimle açıp bakmıştım.


bokmuhendisi
(22.09.18)
Bayramda ve ikinci çocuk ne demek onu görmüş oldum. Hiç fotom yok ya allahsız ailem


fasulyek
(22.09.18)
bi iki gün once acip baktım. arada beğendiğim olursa photoshopta retouch yapıp instagrama atıyorum.


all girls dream
(22.09.18)
Yanaklarım ağrıyana kadar gülmek istediğimde açıp bakıyorum <3 En son 5 ay önce filan bakmıştım ama iyi hatırlattın yarın muhteremlerin evine gidince bakayım, tüm albümler orada :/


saveur
(22.09.18)
Hatirlayamacagim kadar eski. Hic acmadim galiba. Cocukken acmkskmdir belki.


stavro
(22.09.18)
(3)

Satranç tarihinde büyük ustaların yaptığı büyük hatalar var mı?

Kasparov, Karpov, Fischer, Anand, Spassky gibi büyük isimler için soruyorum. Örneğin hiç olmayacak bir yerde kale, vezir gibi önemli taşlarını kaybettikleri oyunlar var mı?Ekstra olarak da Rusların yıllarca dünya satrancını domine etmiş olmalarının sebebi ne sizce? 23 dünya şampiyonu çıkarmışlar.
Kasparov, Karpov, Fischer, Anand, Spassky gibi büyük isimler için soruyorum. Örneğin hiç olmayacak bir yerde kale, vezir gibi önemli taşlarını kaybettikleri oyunlar var mı?

Ekstra olarak da Rusların yıllarca dünya satrancını domine etmiş olmalarının sebebi ne sizce? 23 dünya şampiyonu çıkarmışlar.
levent bilgen
(21.09.18)
O saydığınız isimlerin hatası var mı bilmem; ama magnus carlsen'in bir maçta üst üste 2 defa mühim bir hata yaptığını biliyorum.
hatta maçtan sonra " oyunumdan hiç memnun değilim. bir çocuk gibi oynadım " lafı meşhurdur.
tabi, bu cümleyi kurduğunda magnus carlsen, henüz 13 yaşındaydı!


pangea
(21.09.18)
buna blunder deniliyor. çok nadirdir öyle tek hamlede önemli bir taşı kaybetmeleri. karpov'a karşı yapılmışı mesela;

www.youtube.com


genelde feda şeklinde oluyor bu maçlarda kayıplar ancak yıldırım satranç turnuvalarında hamleler gözden kaçıyor
son zamanlarda magnus carlsen in(şimdiki dünya şampiyonu) abuk subuk bir hamle yüzünden kaybettiğini hatırlıyorum şahına hamle yaptı elini çekti sonra düzeltti başka hamle yaptı rakip kurallara aykırı dedi ve magnus maçı terk etti.


basond
(21.09.18)
(4)

Uzaya gönderilen uydular ve uzay araçları

Voyager 41. yılında 20 milyar kilometreden fazla yol almış. Başına bir felaket gelmezse tam 1 milyar yıl yolculuk yapabilirmiş. Bu uzay araçları hiç mi bir meteor yağmuruna, uzay boşluğunun fiziksel koşullarının sebep olabileceği kazalara, başka gezegenlere/uydulara çarpma vb. süreçlere maruz kalmıy
Voyager 41. yılında 20 milyar kilometreden fazla yol almış. Başına bir felaket gelmezse tam 1 milyar yıl yolculuk yapabilirmiş.

Bu uzay araçları hiç mi bir meteor yağmuruna, uzay boşluğunun fiziksel koşullarının sebep olabileceği kazalara, başka gezegenlere/uydulara çarpma vb. süreçlere maruz kalmıyor?

Geçtiğimiz yıllarda 500 milyon km. gitmiş başka bir uydu güneşle açısı doğru hesaplanmamış diye çöp oldu diye hatırlıyorum.
levent bilgen
(18.09.18)
uzay çok büyük koca evde 2 toz zerreciğinin çarpışma ihtimali kadar ihtimal var


basond
(18.09.18)
Dostum soyle ki, uzay o kadar korkunc sekilde buyuk ki istesen de bir seye denk gelip caprma ihtimalin cok dusuk. Cook cok dusuk.


stavro
(18.09.18)
Meteorlar Asteroit Kuşağı ve Kuiper Kuşağı denilen yerlerde oluyor, yani uzayın tamamı bu gökcisimleriyle dolu değil. Ha bu kuşaklardan çıkıp sonsuz uzayda takılan cisimler de olabiliyor tabii hatta Dünya'ya falan da düşebiliyor ama uyduların ve uzay cisimlerinin bunlara denk gelme ihtimali yok. Hatta bu uzay araçları bu kuşaklara girseler bile asteroidlere çarpma ihtimali pek yok, zira bi cisimler filmlerdeki gibi iç içe değiller aralarında neredeyse binlerce kilometrelik mesafeler oluyor oluyor baya bi boşlukları var yani geçip gidilebilecek. Kuyruklu yıldızlar da mesela Güneş sisteminin etrafındaki Oort Bulutu'nda dolaşıyorlar, inanılmaz geliyor ama hepsinin bi matematiği var.


angelus
(18.09.18)
izlediğim bir belgeselde Andromeda ve Samanyolu galaksisi çok uzun bir süre sonra çarpışacak ama korktuğunuz gibi değil o kadar fazla boşluk varki belkide hiç bir gezegen birbirine değmeden geçip gideceğiz şeklinde açıklamıştı.


(16)

Kadınlar ve Erkekler Üzerine

Geçmişinizden, duygularınızdan, birini yüceltip diğerini kendince aşağılayan mesnetsiz bakışlardan, cinsiyetçi akımlardan soyutlayarak; izafi kişisel genellemelere değil şu yaşınıza kadarki salt "gözlemlerinize" dayanarak adil cevaplar verin lütfen.Ailenize, arkadaşlarınıza, çevrenize ve topluma bak
Geçmişinizden, duygularınızdan, birini yüceltip diğerini kendince aşağılayan mesnetsiz bakışlardan, cinsiyetçi akımlardan soyutlayarak; izafi kişisel genellemelere değil şu yaşınıza kadarki salt "gözlemlerinize" dayanarak adil cevaplar verin lütfen.

Ailenize, arkadaşlarınıza, çevrenize ve topluma baktığınızda:

1) Kadınlar mı hemcinsleri arasında daha kıskanç yoksa erkekler mi?

2) Kız kıza sohbet mi daha belli bir derinliğe -mizahi, gündelik, siyasi, bilimsel- sahip oluyor çoğunlukla yoksa erkek erkeğe sohbetler mi?

3) Entrika çevirmeye daha müsait ve daha meyyal olan kadınlar mı yoksa erkekler mi?

4) Aldatmaya daha az meyilli ve sadakat eşiği yüksek olanlar kadınlar mı erkekler mi?

5) Benzer eğitimlere, maddi imkanlara sahip, aynı toplumsal sınıftan eşitlikli ya da denk sayılabilecek evliliklerde ilişkinin yönetimi daha çok kadında mı yoksa erkekte mi oluyor?
levent bilgen
(17.09.18)
1- eşitler (hemcins kıskanmak ise: kadınlar)
2- bunu bilmek imkansız. kızkıza sohbete, erkek girerse kızkıza olmaz, tam tersi de geçerli.
3- kadın
4- eşitler
5- kadın


lcha
(17.09.18)
1- kadınlar
2-erkek erkeğe sanırım.
3-kadınlar
4-kadınlar
5-her ikisi de yüksekse eşit olur, düşükse erkekte olur.


eeb
(17.09.18)
1. Kadınlar

2. Erkekler

3. Kadınlar

4. Kadınlar

5. Kadında


John Bloor
(17.09.18)
+40 Kadın kişisi olarak cevaplarım:
1) Kadınlar daha çok belli ediyor. Yoksa erkeklerde de bu durum mevcut.
2) Valla benim kadın olsun erkek olsun arkadaşlarımla belli derinlikte konuşmalar yapabileceğimiz gibi gayet sığ konularda da hunharca gülüp dağıtabiliyoruz. Sadece şu ayrımı yapabilirim; kadın arkadaşlarım daha çok kitap okuyorlar.
3) Bunda da bir eşitlik var. Entrika tipi farklı ama, kadınlarda daha bir kurgu incelik var, erkekler daha dan-dun girişiyor.
4) Kadınlar nisbeten daha sadık. Erkekler gerçekleştiremese bile gözü daha dışarıda ve bunu belli ediyor.
5) Bunda da karakter özellikleri önemli. Genelde evi ve ilişkileri kadınlar yönetiyor ama baskın kişilerle evlenmiş ve eşinin dümen suyunda yaşayan kadın arkadaşlarım da var.


SiyamkedisiZorro
(17.09.18)
1 ve 2 çok değişken, 3,4 ve 5 kadınlar.


tabirimekruh
(17.09.18)
1) tabiki kadınlar

2) erkek erkeğe sohbetler her zaman daha samimi ve daha derin içeriklere sahiptir. o dediğiniz konular hakkında konuşabilecek bir kız bile bulmak bu kadar zorken, kız kıza böyle birşey akademi dışında hiç sanmıyorum

3) her iki cins içinde mümkün ama kadınların düşmanı daha çok olacağından kadınlar diyeceğim

4) erkeklerin aldatması daha rahat ve kolay, kadınlarınki daha çok cesaret gerektiriyor. o yüzden erkekler daha meyilleniyor.

5)bana göre bu tamamen kişisel, eğitim yada maddi imkanlarla bi bağlantısı olduğunu sanmıyorum. baskın kimse yönetim onda oluyor


vhs kaseti
(17.09.18)
1-kadınlar
2-erkek erkeğe
3-kadınlar
4-değişken
5-değişken


datnet
(17.09.18)
1-kadinlar
2-erkekler
3-kadinlar
4-kadinlar
5-kadinlar


astrid
(17.09.18)
1- Kadınlar
2- Erkekler
3- Kadınlar
4- Kadınlar
5- Kadınlar


mutekebbir
(17.09.18)
1- Kadınlar
2- Erkek
3- Kadınlar
4- Kadınlar
5- Çok değişken ama yakın çevremdeki çoğunluk erkeklerden yana.


1- kadınlar.
2- kişilere göre değişir. tr ortalamasında erkek muhabbeti daha derin diyemeyiz.
3- kadınlar.
4- kadınlar
5- değişir.


zgrydn
(17.09.18)
cevap veriyorum:
hangi toplum katmanından bahsettiğine göre kadınlar veya erkekler olarak değişir her birinin cevabı.
belirli bir "kadınlar" ya da "erkekler" topluluğu yok.


Pepee
(17.09.18)
1- kesinlikle kadınlar.
2- erkek erkeğeyken muhabbet, genelde taşağa sarıyor bir yerden sonra. bir erkek olarak buna da kadınlar diyorum.
3- kesinlikle ama kesinlikle kadınlar.
4- kadınlar.
5- eğitim seviyesi yükseldikçe kontrol kadınlara geçiyor. yine kadınlar.

kısacası hepsi kadınlar.


avianthem
(17.09.18)
1-Kadınlar
2-Erkekler
3-Kadınlar
4-Erkekler
5-Kadınlar


eazy
(17.09.18)
1)eşit
2)eşit
3)eşit
4)eşit
5)eşit

hepsi eşit..


lata
(17.09.18)
Tamamen tarafsiz yorumluyorum:
1- kadinlar
2- erkek erkege. Bunu bilmek imkansiz degil.
3- kadinlar (erkekler sutten cikmis ak kasik degil, sadece yaptiklari daha goz onunde oluyor. Kadinlarinki kadar sinsi olmayi beceremiyorlar)
4-ortalamaya vurdugumuzda kadinlar daha az meyilli bana sorarsan ama kadinin manipule edilme, niyeti bozulma isi goz acip kapayincaya kadar olur, an meselesi. Bastan niyet yoktur ama bir anda degisir isler. Erkekte zaten basindan beri niyet bozuktur. Bu yuzden aldatma oranlarina baktigimizda kadin erkekten asagi kalmiyor. Yani hangi cins aldatmaya daha meyilli ile hangi cins daha cok aldatiyor sorularinin cevaplari farkli.
5- hicbir fikrim yok.


stavro
(17.09.18)
(11)

En kaliteli Türk sanatçılar, yazarlar, ünlüler...

Takip etmeye, izlemeye, okumaya, dinlemeye değer, varlığının evrensel anlamda da karşılığı olan ya da bu potansiyeli olduğunu düşündüğünüz kimler var ülkemizde? Sizce değerli olup, toplum tarafından kabul görmemiş, arkaplanda kalmış biri de olabilir. Vedat Milor, Nbc, Teoman, Tarkan, Haluk Bilginer
Takip etmeye, izlemeye, okumaya, dinlemeye değer, varlığının evrensel anlamda da karşılığı olan ya da bu potansiyeli olduğunu düşündüğünüz kimler var ülkemizde?

Sizce değerli olup, toplum tarafından kabul görmemiş, arkaplanda kalmış biri de olabilir.

Vedat Milor, Nbc, Teoman, Tarkan, Haluk Bilginer gibi ezber cevapları atlayalım lütfen.
levent bilgen
(13.09.18)
Hic yok bence.


stavro
(13.09.18)
Çok göreceli olmakla beraber yaşayanlardan,

Sinemada Zeki Demirkubuz
Edebiyatta Murathan Mungan
Akademiden Baskın Oran, Kerem Altıparmak
Fotoğrafta Ara Güler
Müzik Fazıl Say


Amaranta ursula
(13.09.18)
Daron acemoğlu


barış pirhasan


lamaga
(13.09.18)
Yaşıyor olma şartı yoksa Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı.


angelus
(13.09.18)
He yasiyor olma sarti yoksa benden de bir Ahmet Adnan SAYGUN gelsin.


stavro
(13.09.18)
ihsa.yanar


teoman asla bu tarz bir ünlü değil zaten

tam aradığın tarz mı bilmiyorum ama caner eler'i çok beğeniyorum ben. bildiğim en entelektüel insanlardan, kanser ve bacağının kendi kararıyla amputasyon hikayesi çok etkileyici. Socrates Dergi ülkede takip etmeyi en çok sevdiğim oluşumlardan. Kaliteli sıfatına en çok uyan kişilerden bence kendisi


nundu
(13.09.18)
asli erdoğan
şafak pavey
güvenç dağüstün


sezen aksu tabiki..


2010 sonrası ana akım medyadaki nitelikli insanların tasfiyesi ile birlikte bir şekilde sanal mecralar sayesinde haberim olduğu insanlardan bahsedeceğim. illa ki ana akımda da bir şekilde kendilerine yer buluyorlar fakat asıl tanıştığım yer sanal mecralardır.

sinema-video
mahmut fazıl çoşkun- filmleri çok sıkıcı olsa da ileride mutlaka avrupada ses getireceğini düşünüyorum
tolga karaçelik- çok uzun değil 5-10 sene sonra en az nbc kadar ses getirecek.
ilker canıklıgil- sinema ve kültürü üzerine youtube'da yayın yapıyor. izlemesi çok keyifli. evrensel karşılığı size kalmış.
volkan öge- youtube türkiye'nin ilk ünlümsülerinden. başka bir ülkede doğsa ana akım işlerde yer bulamayacağından şüphem bile yok.
serdar orçin- oyuncu olarak çok beğeniyorum
taner birsel- yine oyuncu olarak çok beğeniyorum.


müzik
ali deniz kardelen- ulıslaraarası fingerstyle gitar yarışmalarında dereceleri var. üst düzey bir icracı. alan kısıtlı olduğu için doğal olarak ses getiremedi.


popüler bilim
tevfik uyar
mete atatüre
her ikisini de ilgiyle takip ediyorum.

spor yayıncılığı
bahsedilmiş fakat tekrarlamakta fayda var. caner eler'in başında olduğu socrates dergi ekibi. aynı zamanda bu güzel insanlar eurosport'da çalışıyor. bir de youtube kanalları var socrates dergi adında. futbol analizleri ve kültürü adına güzel işler çıkarıyorlar. kanal biraz çorba gibi. ingiliz müziğinden, hint sinemasından sulu esprilere kadar her şey var. futbola ilginiz yoksa bile twitter'dan onur erdem ve caner eler'i takip etmenizi tavsiye ederim.


mind mischief
(13.09.18)
(7)

Giyim Kuşam

1)Giyim kuşamla ilgili tercihlerinize özel vakit ayırıyor musunuz? Yoksa mağazada mı karar verirsiniz ne alacağınıza?2)Bu konuda daha zevkli ve orijinal olmak adına neler yapıyorsunuz? Bloglarla mı medyayla mı gözlemle mi yoksa sosyal medyayla mı ilerliyorsunuz? 3)Sizce öncelik kombin mi marka mı yo
1)Giyim kuşamla ilgili tercihlerinize özel vakit ayırıyor musunuz? Yoksa mağazada mı karar verirsiniz ne alacağınıza?

2)Bu konuda daha zevkli ve orijinal olmak adına neler yapıyorsunuz? Bloglarla mı medyayla mı gözlemle mi yoksa sosyal medyayla mı ilerliyorsunuz?

3)Sizce öncelik kombin mi marka mı yoksa vücut proporsiyonuna öncelik vermek mi?

Eklemek istediğiniz düşüncelerinizi de dinlemek isterim.
levent bilgen
(12.09.18)
1) Harcamıyorum. Genelde kafamda ne alacağım bellidir gider onu alırım. Bazen de tesadüfen aradığım şeyi görürünce alırım.
2) Tam anlamıyla hiçbir şey yapmıyorum.
3)Bence öncelik vücut şekline göre giyinmek.


Amaranta ursula
(12.09.18)
1)harcarim. Dis gorunusume, kisisel bakimima ozen gosteririm.
2)bloggerlwri takip ediyorum ve kendi stilim cercevesinde seciyorum parcalari.
3) vucut prop.>kombin=marka. Siralamasi degisiyor bazen son ikisinin.


Deathrow
(12.09.18)
1- Evet. Alacağım markanın sitesine girip saatlerce bakıyorum. 30 tane oluyor, sonra arkadaşlara gösterip 10 taneye düşürüyorum. 10 taneden sonra kendim karar verip 3 taneye inidiriyorum. Her şey hazırsa gidip alıyorum.

2- Zevkime güveniyorum ama pintrest'e falan bakıyorum bazen. İnsanlar ne giyiyor, nasıl kombin yapıyor falan diye. Arada Asap Rocky ne giymiş, nasıl giymiş ona bakıyorum. Seviyorum o herifin tarzını. Aynılarını almıyorum tabi ama o tarz kovalıyorum.

3- Birini seçmek zorundaysam kombin derim ben ya. Tarz olunmalı bence :)


eazy
(12.09.18)
1)evet. internette gezer bakınır, boş zamanımda oradan beğendiklerimi mağazada canlı görür, sonra seçenekleri değerlendirir ve internetten ya da mağazadan alırım.

2)doğuştan zevkliyim, birini ya da bir akımı takip etmem.

3)hepsinin birleşimi ama kombin işine takıntılıyım biraz, uçuk giyinmediğim için nizamı uyumla sağlamaya çalışıyorum.


Bruce
(12.09.18)
1. Hayır. Son beş senedir belki de hiç harcamıyorum. Para da zaman da. Mağazada karar vermem ne alacağıma. İhtiyacım bellidir, eğer yeni bir şey alacaksam marka seçimim de belli. Çok uzun süredir iki markadan ayakkabı alıyorum. Kıyafette çoğunlukla ikinci el bakarım. Bazı bitpazarlarını gezmek çok eğlenceli olabiliyor, o özel vakit ayırmaktan sayılıyorsa, arkadaşlarımla çok nadir de olsa gidiyorum.

2. İkinci el mağazalarında, değiş tokuş pazarlarında çok hoş kıyafetler çıkabiliyor. Özellikle elbiselerim ve ayakkabılarım hep sorulur, nereden nereden diye... Eski sezonlar ve kaliteli markalar çünkü. Blog takibim yok. Modayı takip etmiyorum.

3. Vücut şeklime göre.


buf-e kür
(12.09.18)
1) Ayırmam
2) Hiçbir şey
3) Vücut şeklime göre

Kıyafet alışverişi yapmaktan, mağaza gezip bir sürü şey denemekten nefret ederim. Sadece çok ihtiyacım olduğunda alışverişe çıkıp en kısa sürede halletmeye çalışırım. Var olan kıyafetlerimi giyilmez duruma gelene kadar giyerim. En son 2 sene önce kıyafet aldım: aynı kotun iki farklı renginden, aynı tişörtün üç farklı renginden..
Üniversitedeyken ikinci el giysi satışı olurdu onu çok severdim bak.


pati
(12.09.18)
1) Hayır.

2) Hiçbir şey. Çok iyi bir terzim olsun isterdim ama, ilerde olur umarım.

3) Vücut proporsiyonu en önemlisi daha sonra kumaş kalitesi ve kombin geliyor bence. Marka önemsiz.

Renk ve desen konusunda takıntılı değilim ama giydiğim şeyler çoğunlukla düz ya da gözüme hoş gözüken patternler içeren kıyafetler oluyor, yaka konusunda takıntılıyım garip gurup yakalı şeyleri giyemem V yaka da giyemem; seçeneklerim çok dar, bunların kesişim kümesinde olmadığı müddetçe almıyorum zaten.


fırt
(12.09.18)
(11)

Günlük müzik dinleme süreniz ne kadar? Neler dinliyorsunuz?

Spotify, Apple Music, Fizy gibi mecralar bu süreyi arttırsa da insanların eskisi kadar “kişisel zevk olarak müzik dinleme”ye vakit ayırmadığını görüyorum. Sizin müzik dinleme süreniz ortalama ne kadar? Daha çok hangi tür müzikler dinliyorsunuz?
Spotify, Apple Music, Fizy gibi mecralar bu süreyi arttırsa da insanların eskisi kadar “kişisel zevk olarak müzik dinleme”ye vakit ayırmadığını görüyorum.

Sizin müzik dinleme süreniz ortalama ne kadar? Daha çok hangi tür müzikler dinliyorsunuz?
levent bilgen
(11.09.18)
Arabadayken dinliyorum artik en cok, eskiden kulakliksiz yasayamazdim, yuruyemezdim falan, hatta uyuyamazdim da.
Simdilerde yegenim o sekilde, sohbet ederken bile kulaklikla. Sanirim yas ile alakali biraz da.
Agirlikli olarak rock/metal.


muti
(11.09.18)
Sabahtan aksam mesai bitimine kadar kesintisiz dinledigim de oluyor, gun boyu hic dinlemedogim de. Degisken.

Elektronik dans muzigi dinliyorum agirlikli.


stavro
(11.09.18)
0 dk ile 20 dk arası.


sopiro
(11.09.18)
dinleme sürem stavro +1 bazen günde 10 saat, bazen hiç, geçen yıl spotify da 20.000 sk müzik dinlemişim, bu da her gün 1 saate tekabül ediyor.

türkçe alternatif/pop. yeni çıkanlara da mutlaka bakıyorum, bildirğim/duyduğum biri varsa mutlaka dinliyorum.


benaslinda
(11.09.18)
En az 4-5 saat

Funk, jazz ve blues ağırlıklı zaman zaman arialar da dinliyorum.


old possum
(11.09.18)
bu sene 11326 adet şarkı dinlemişim. 3-4 saat ediyor. ama bugün hiç dinleyemedim mesela :/ değişiyor ama rock/indie ağırlıklı denebilir.


Valla 3-4 saat falandır benim de herhalde. Genelde rock/metal falan dinlerim.


günde 3-4 saat tahminen. bunun 1-2 saati ofiste ses olsun diye açıyorum. ama asıl önemli olan kısım evde 1-2 saat kadar sadece müzik dinlemek için müzik açıyorum. pikabım da var ama tidal işleri çok kolaylaştırdığı için nadiren plak dinliyorum artık. giriş seviyesi bir sistemle bile keyif alıyorum. çoğunlukla jazz ve 60/70 dönemi rock müzikler dinliyorum ama düzenli dinleyince çok daha farklı tarzlar,farklı sanatçılar keşfediyorsunuz ister istemez. bu sayede tv ve dizi izleme gibi zaman öldürücü şeylerden de uzaklaştım. bol kitap okumaya başladım tekrardan. kesinlikle tavsiye ederim. ucuzundan da olsa yalnızca müzik çalmak için üretilmiş ekipman edinin derim.


genc irisi
(11.09.18)
4-5 saat en az dinliyorumdur herhalde ama tam saatini bilemiyorum. Rock, jazz, funk, dnb, jungle her yol var.


fırt
(11.09.18)
Çok saat. Müzik dinlemeyi severim.

Belli bir tarzım yok. Trip hop, Rock, Rap, outlaws styla şarkılar falan alayını dinlerim.


eazy
(11.09.18)
İşteyken müsaitsem dinliyorum. Ya klasik rock kanalı dinliyorum ya da kendi playlistim var mp3 onu dinliyorum. Flamenco'dan, heavy metale her şey var.


(8)

Devlet neden gıda ve tarıma müdahele etmiyor?

Ciddi bir kısmı ithal edilen, doğurgan olmayan ya da hibrit tohumlardan insan vücuduyla alakası olmayan bir dolu kimyasal ara formla şişirilen, hormon, GDO, glikoz/fruktoz şurubu, koruyucu, monosodyum ve bir dolu sağlıksız türevleriyle üretilen ve gıda demeye bin şahit, insan vücudunu aslında hiç de
Ciddi bir kısmı ithal edilen, doğurgan olmayan ya da hibrit tohumlardan insan vücuduyla alakası olmayan bir dolu kimyasal ara formla şişirilen, hormon, GDO, glikoz/fruktoz şurubu, koruyucu, monosodyum ve bir dolu sağlıksız türevleriyle üretilen ve gıda demeye bin şahit, insan vücudunu aslında hiç de beslemeyen, tamamen negatif etkileri hasıl eden; devamında da başta kanser ve tiroid olmak üzere ve bunların da sebep olduğu bir sürü hastalığa davetiye çıkaran, erken yaşlandıran, depresif yapan ve daha onlarca başka zararları olan bir beslenme(?) düzeni içerisindeyiz.

Herkesin malumu olmasına rağmen devlet neden uzun vadeli, kalıcı bir politika üretmiyor? Aracılar, komisyonerler ve bunlardan rant sağlayanlarla ilgiliyse halk neden doğru dürüst, sistemli bir ses çıkarıp tavır koymuyor?

Bu korkunç bir cehalet tezahürü! Kendini entelektüel, okur-yazar sayanların da atalete düştüğü, “yapacak bir şey yok” dediği bir konu. Ama istediğiniz kadar bahane üretip konfor alanınızdan çıkmayın, yediğiniz/içtiğiniz her şey mutlak matematiksel bir ilişki şeklinde size geri dönüş yapacaktır.

Genç genç insanlar dünya kadar şekerli abur cuburu, kolayı vb. şeyleri tüketip gözle görülür ölçüde erken yaşlanmaya başlıyorlar. 90’lı yılların dizilerini açıp bakarsanız akranlarınızın ya da o zamanın orta yaş insanının çok daha genç, dinç ciltleri ve dış görünüşleri olduğunu görürsünüz. Tonla örnek verebilirim buna. Doğru yaşam şekli ve beslenmeyle genetik faktörleri bile alt eden insanlar var.

Sadece beslenme ve yaşam düzenini değiştirerek tiroid hastalıkları, tip 2 diyabet ve başka bir sürü hastalık kendiliğinden, ilaçsız; modern tıbbın tüccar, hastayı gerçek anlamda umursamaz, skoratif tahakkümüne bulaşmadan iyileşebiliyor.

Devlet bunların hepsinden haberdarken uzun yıllardır neden sonuç odaklı, gerçekçi bir tavır alıp müdahele etmiyor sizce? Nüfus arttı, daha fazla arz gerektiği için seri üretim mantığı işliyor derseniz de milyon tonluk israf verileri, istatistikleri ortada.
levent bilgen
(11.09.18)
hedefleri, turkiye'yi daha da kalkindirmak, tarimda, hayvancilikta ve sanayide gelismis bir ulke olmasini saglamak olmadigi icin.


for the record
(11.09.18)
hocam yazdığını okuyamadım sadece başlıktan cevap veriyorum;
son yasalar ile vergisi kaldırılan ve ithal edilen ürünlerin ithalatçılarına bi bakıver. bağlantıları anlayacaksın.


teritori
(11.09.18)
Devlet aygıtı düşündüldüğü gibi yurttaşlarını korumak için değil, burjuvaların çıkarını gözetmek için var. Doğal şeker yerine glikoz şurubu kar ettiriyorsa üretimi elinde tutan kişi onu kullanır, devlette bir şey diyemez çünkü devlet dediğin şey onlardır zaten.


biravekahve
(11.09.18)
Hibrit tohumlar, hormon takviyeleri, GDO, koruyucular üretim ve depolama maliyetlerini düşürmek için kullanılan şeyler. Bunlar yasaklanırsa domatesin fiyatı 20TL'ye çıkar ve bu durumu sokaktaki adama anlatamazsın.


zombi
(11.09.18)
@zombi ye katiliyorum. Bu hibrit gdo falan tum dunyada var ve kullaniliyor. Sen bahcene bir tane tohum ek bitki olarak ve hasat yapmaya calis hicbir tarim ilaci kullanmadan. Sonucu ya husran olur ya husran


korhaydut
(11.09.18)
devletin içerideki simsarla hem savaşıp aynı zamanda kendi adamına kâr ettirme güdüsü. simsar yvaşaklarını doyuracağıma ben doyarım diyerek topyekün halkı bitirdiler. @teritori nin dediği gibi vergileri düşürüp ithal ettirdikleri ürünlerin bağlantılarına bir bakın. şu halka yapılanları düşman düşmana yapmıyor.


hüsran müsran olmaz. gdo olmadan da ürünler yetiştiriliyordu.

soruya gelecek olursak, üretimden aracı kazanıyor ancak bu aracılar çok olduğu için tek elde toplanamıyor, dolayısı ile görece kazanç az. ancak ithalat vs. şeklinde yurda girişi sağlanırsa, bunu yapabilecek kişi sayısı az, kazancı yüksek.

bu kişilerin kimlere yakın olduğu da az çok belli.


@korhaydut, @zombi’nin kastı tarımın endüstriyelleşmesi, senin bahsettiğin şey ise endüstriyel tarım; ki gerçekle uzaktan yakından alâkası yok.

İnsanlık onbinlerce yıldır tarım ilacı mı kullanıyordu? Endüstriyel tarımın geçmişi kaç yıl ki?


levent bilgen
(11.09.18)
(10)

En yakınlarınız hakkınızdaki ve geçmişinizdeki....

Gerçeklerin ne kadarını biliyor? Eşiniz, aileniz, nişanlınız... Onların tanıdıklarını zannettikleriyle gerçek siz arasında ne kadar fark var? Ve bu farkın sebebi ne?
Gerçeklerin ne kadarını biliyor? Eşiniz, aileniz, nişanlınız...

Onların tanıdıklarını zannettikleriyle gerçek siz arasında ne kadar fark var? Ve bu farkın sebebi ne?
levent bilgen
(07.09.18)
çok güzel bir soru öncelikle.

Kişiye özel geçmiş dokuyorum ben, hani işe girerken cv'deki alakasız yerleri atarsın ya, o hesap.

Herkes her şeyi bilmemeli. yeri gelir düşman olursun, kullanırlar.


binder dandet
(07.09.18)
Esimin/nisanlimin her seyimi bilmesini isterim. (Su anda bir iliskim yok.)

Ailemin her seyi bilmesine luzum oldugunu düşünmüyorum. Ben de onlarin her seyini bilmeyi istemem zaten.


partydisaster
(07.09.18)
Hiçbir şeyimi bilmiyorlar. Bildikleri ile olduğum kişi arasında uçurum var. Böyle olmak zorunda oldu ve yalan söylemekte uzman oldum. İlmek ilmek yalanlarla ördüm. Şimdiki hayatımdan da çok memnunum.


Duyacakları zaman asla inanamayacakları türde şeyler var. Beni bugüne kadar tanıyan ve bundan sonra tanıyacak olanlar bu şeyleri asla tahmin etmez, duysalar dahi inanmazlar.


boyle buyurdum
(07.09.18)
birazını biliyorlar, ama sadece evleneceğim kişinin pek çok şeyi bilmesini isterim. bazı şeyleri söyleyemem, bazı şeyler utanç verici, bazı şeyleri bilmelerine gerek yok vs. karakterim ile alakalı bir durum olduğunu düşünüyorum.


tabirimekruh
(07.09.18)
yakın olduklarim hele ki ilişki yaşadığım insan her şeyi bilir. en berbati en rezaleti

şeffaf olmayı seviyorum. yoksa huzurlu olamazmisim gibi.


en yakın dostum, çocukluk arkadaşım beni her şeyimle tanır, bilir.
onun dışındaki en yakın çevrem de her şeyin yüzde 85-95 civarını bilir.
sadece arkadaşım olanlara karşı daha mesafeliyim tabii.

ailemden özellikle saklamasam da bilmedikleri şeyler var, o da özel hayata dahil olduğu için.

sevgili/nişanlı/koca ya da bunların adaylarına zaman içinde konuşuldukça, paylaşıldıkça önemli noktalar anlatılır elbette.
tutup da bugüne kadar kimle ne yaptım diye liste vermem, ama yeri geldiğinde bahsedebilirim ve hayatımı genel hatlarıyla da olsa bilir.


blatta hiberna
(07.09.18)
Sevgilim beni benden daha iyi biliyordur herhalde. Ya da ben ne kadar biliyorsam o da o kadar biliyordur. Zaten öyle saklanası bir yanım da yok; hani saklıyorsam daha ben de bilmiyorumdur.

5-6 arkadaşım var; benimle ilgili hemen hemen her şeyi bilirler. Hatta, onlardan bazıları da beni benden iyi tanıyordur. Gider onlardan fikir alırım “Ne hissedyorum, ne yapıyorum ben şu an” diye ama atıyorum, fantwzilerimi sevgilime anlatırım ama onlara anlatmam. Öyle bir eksiklik var onlarda.

Ailem ise bayağı bir şeyi bilmez.


aychovsky
(07.09.18)
Sevgilime (tabi olduğunda) birçok şeyimi açıyorum. Yakın arkadaşlarıma ise daha azını. Fakat
Aileme çok az şey açıyorum.

Kim ne kadar merak içindeyse ondan o kadar çok şey saklıyorum gayriihtiyari olarak


rakicandir
(08.09.18)
En fazla seyi hayat arkadasim biliyor. Bugune kadar sadece 2 kisiye cok sey anlatmisimdir biri kapidan kov bacadan girerdi. Digeri de yol arkadasim zaten. Bacadan gireni borudan gonderdim. Yol arkadasim, candir.


baldan kaymak
(08.09.18)
(13)

Okuyacağınız kitapları neye göre seçiyorsunuz?

Okuyacağınız kitabı tercih ederken baskın öncelikleriniz neler oluyor? Haftada ortalama kaç saat okuduğunuzu da eklerseniz daha açıklayıcı olur.
Okuyacağınız kitabı tercih ederken baskın öncelikleriniz neler oluyor? Haftada ortalama kaç saat okuduğunuzu da eklerseniz daha açıklayıcı olur.
levent bilgen
(05.09.18)
Nelerden hoşlanıyorsam o tür kitaplar seçerim mesela bilim kurgu ya da fantastik türleri diğer taraftan kişisel gelişim kitapları. Hiç aşk romanı okumuşluğum yoktur mesela ama bir başkasının şiddetle önerdiği bir kitapsa alır okurum.


solo
(05.09.18)
Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap'tan bir liste yapmıştım. Oradan devam ediyorum.
Arkadaşlarla sohbetlerde adı geçen, beğeni topladığı söylenen kitaplar oluyor.
Tarihle ilgiliyim. Her kitapta mehaz olarak gösterilen kitaplar oluyor, oradan çorap söküğü gibi gidiyor.
Din kitaplarını irdeleye irdeleye okumak bir zevk.
Uzaktan kitapçı gördüğümde karşı kaldırıma geçiyorum. Aksi taktirde kendimi kitap satın almış buluyorum. Arka kapak yazıları etken bunda da.
Günde 2-3 saat.

Bir iki ilave yapayım.
Klasiklerde İş Bankası ve Yapı Kredi Kültür yayınları'nı gözü kapalı alıyorum. Bunlarda yoksa hangi çevirmenin kitabını alıp okuyacağıma dair internetten sıkı bir araştırma yapıyorum. Orijinal dilden çeviri olması önemli. Rus klasiğini Fransızcadan çeviren çevirmenler var. Şaka gibi.
Yıllar önce Sır (The Secret) diye bir selüloz israfı okutmuşlardı. Çağırıyorsun geliyor falan. O zamandan beri kişisel gelişim kitabı okumuyorum.


oguz altun
(05.09.18)
Yazarlarına göre seçiyorum. Yazarın bakış açısı, üslubu gibi etkenleri değerlendiriyorum. Amacım farklı hatta birbirlerine zıt dünya görüşleri olan yazarların en az bir eserini okumuş olmak.

Bunun haricinde moduma göre ya roman ya da psikoloji, felsefe kitapları okuyorum yani modum da önceliklerim arasında.

Kitabın özetini okumadan hakkındaki yorumları araştırıyorum. Tabi ki herkesin bir kitaptan alacağı zevk farklı buna binaen bir çok farklı görüş olacaktır ama en azından kitap hakkında genel bir bilgiye sahip oluyorum. Hatta bu en çok çevirmen ile yayınevi konusunda bana fayda sağlıyor. Misal Fahrenheit 451 okuyacağım zaman bu şekilde bir araştırma yapmıştım ve Dost Körpe çevirisinin inanılmaz kötü olduğunu öğrenmiştim.

Haftada bir kitap bitirme hedefim var bu yüzden ortalama saatleri de kitaba göre değişkenlik gösterebiliyor. Yine de günün en az üç saatini kitap okuyarak geçirdiğimi söyleyebilirim.

Umarım yardımcı olabilmişimdir :)


noraliya
(05.09.18)
arka yazısına bakıyorum, kapağa bakıp seçenler sizede laflar hazırladım


firemanjonny
(05.09.18)
Ilgi alanima gore. Tek kriterim bu.


stavro
(05.09.18)
Bi kitapta geçen başka bir kitap görürsem onu seçiyorum.


[GODDARD]
(05.09.18)
Popüler ya da son çıkan kitapları yada o anki halime gore kitap alıyorum..bi de tavsiye üzerine kitap okuyorum. Örneğin ilber ortayli bir programda stefan zweig önermişti gençlere onun kitaplarını bitirmeye çalışıyorum. Her hafta değişiyor kaç saat kitap okuduğum. zinciri kırma diye bir hedefim var hergun en az 15 sayfa düzenli okuyorum 2018 sonuna kadar yapicam insallah. Tavsiye ederim.


tociess
(05.09.18)
akademik yayınları okurken kaynakça bölümündeki kitaplardan ilgimi çekenleri not alıyorum. aynı anda iki kitap okumayı tercih ediyorum (akademik+edebi). edebi kitaplar içinse iş bankası kültür yayınlarının hasan ali yücel klasikler dizisini tercih ederim çoğunlukla.


Ruh hali, ilgi alanı, arkadaki açıklaması. bazen kitabın konusu ilgi alanım olsa bile ruh halim okumak istemiyor. dizi ya da film seçme gibi.


yazarına bakarım kim diye. izlediğim en dandik filmde de ilk önce yönetmen ve senariste bakarım.

goodreads'te birkaç yorum okurum. konuya bakarım.

arka kapağı, mümkünse kitabın içinden de bir iki paragraf okurum.

genelde türkçe çeviri okumuyorum. ingilizce hep. yolda okuyorum günde en fazla 1-2 saat.


sir gawain
(05.09.18)
okuyacağım kitap ile geçireceğim zamanın bana maksimum faydayı vermesini istiyorum.
bu sebeple genellikle dünya klasikleri okuyorum. dünya klasikleri haricinde okuduklarım bana bir şey katacağından emin olduğum kitaplar. gazetelerden dergilerden tvden twitterdan takip ettiklerimin kitapları vs..


tabudeviren
(05.09.18)
övgülere göre, ekşiden yardım alıyorum, 1000 kitap var oraya üyeyim. oralara bakıyorum. bazen de ruh halime göre. çok yavaş bir okuyucuyum bir okuduğum kitabı tekrar okumaya bayılıyorum. her okuyuşum diğerine göre daha heyecanlı oluyor.


for day to break
(05.09.18)
notos'un alternatif yüz temel eser listesi ve yüz felsefe metni listelerine bakmanızı tavsiye ederim.
kendim üç sene önce bir liste yapmıştım fakat çok dışına çıktığımı fark ettiğimden beri bakmıyorum. onedio'da bile onlarca liste var kitaplarla alakalı. iş kültür, can, yky gibi yayınevleri basıyorsa çok düşünmüyorum zaten.
edebiyat araştırmaları ve metin incelemeleriyle alakalı kitapları da zaten belli başlı kitaplar var, onları bitirmeye çalışıyorum.
ilgili olduğunuz konuyla alakalı akademik kitapları üniversitelerin yüksek lisans ve doktora okuma listelerinden seçebilirsiniz ama haliyle biraz ağır oluyorlar.
toplu kitap siparişi veriyorum genelde ve bir yazardan sadece bir kitap alıp deniyorum. sevip sevmediğime bakıyorum. yazarın külliyatından sevebileceklerimi seçip okuyorum.


(16)

Hayatınızı 2 evreye ayırıyor olsaydınız 2. evresi kaç yaşında başlardı?

Ve bu dönüşüme, değişime sebep olan olgu genel anlamda neydi? Aşk, ölüm, kayıp.....
Ve bu dönüşüme, değişime sebep olan olgu genel anlamda neydi? Aşk, ölüm, kayıp.....
levent bilgen
(04.09.18)
14 yaşında liseye başlamam. O günden beri hiçbir şey iyi gitmedi.


melonsucker
(04.09.18)
Üniversite 3.sinifta yetişkinlige adım attığını görüyorum geçmişe bakınca. O yıl 5 - 6 tane ülke gezdim. Seks yaptığım insanların sayisini saymamaya başladım. Kendimi daha iyi tanıdım. Imkansız hayaller kurmayı bıraktım. Kendime daha net hedefler kurdum. Aradan 8 yıl gecti, daha fazla şey öğrendim ama 21 yaşımda olgunluk başladı.


Traveller
(04.09.18)
Dünyanın merkezindeki adam/kadın rolünü bırakıp, dünyanın merkezindeki çocuğun annesi/babası rolüne başladığınız gün, hayatınızdaki ikinci evreye başladığınız gündür.

...Alıntı...


oguz altun
(04.09.18)
Oldum ben demeyeceksin.
Döndüm,bu dönüm noktam dediğin zaman aslinda belki de daha dönmemişsindir..daha hicbirimiz o günü görmedik.


safsafinaz
(04.09.18)
32 yaşında başladı.
annemin ölümüyle.


blatta hiberna
(04.09.18)
birkaç şekilde ayırabilirim aslında:
13-14 yaş öncesi mutlu ben, sonrası mutsuz ben. sebep; ergenlik ve getirdiği yeni niteliklerle ne yapacağını bilememe.
25'ten öncesi çocuk ben, sonrası yetişkin ben. sebep; bir ölüm.
28'den öncesi yaşayan ben, sonrası ölü ben. sebep; depresyon.
30'dan öncesi eski ben, sonrası yeni ben. buna sebep üretemiyorum açıkçası. geçmişle hesaplaştım, eldeki beni kabullendim ama neyin sonucunda oldu bu bilmiyorum.

illaki birini seçmem gerekirse, ilkini seçerdim. çünkü her şeyin başlangıcı oymuş gibi hissediyorum.


misterturist
(04.09.18)
23 yaş. Aslında güzel bir yaştı, yeni bir döneme girmiştim ve doğru bir karar verdiğimi sanıyordum. O yanılsama kısa sürdü. Sonrasında başlayan süreç zehir zemberek, ağır buhran, pişmanlığın kaybettirdiği yıllar vs. Geleceğime dair de umutlarımı körelten bir sürecin başlangıcı.


17 yaş. hayatımı etkileyecek pek çok kararı o dönem aldım.


tabirimekruh
(04.09.18)
Henuz ayiramam bence.


baldan kaymak
(05.09.18)
21 derdim ama simdi 25 de cok sancılı geldi onu devirebilir..


07.15.2011 intihara teşebbüs edip kurtulduğum gün. Resmen level atlayıp bütün sıkıntı lari uzerimden sıyırıp attığım gün.

Artık daha mutluyum.


brnbrs
(05.09.18)
1. dönüm noktam Anadolu Lisesini kazanmamdı; hayatımı değiştirdi diyebilirim
2. dönüm noktam tekrar üni sınavına girmeye (2. defa) karar vermemdi, hayatımı geri aldım
3. dönüm noktam çocuk yapmak
4'e henüz gelemedim sanki


SiyamkedisiZorro
(05.09.18)
aslında ben üç evreye ayırıyorum. 2. evre 26 yaşında laylaylom takılırken g.tümün üstüne oturuşumla başladı. 3. evre ise baba oluşumla başladı.. o gün kalbim o kadar hızlı atıyordu, o kadar heyecanlıydım ki gerçek anlamda ölümden korktum çocuğumu kucağıma alamadan öleceğim diye. şimdi bir gülüşüne bile ölebilirim :)


silah taciri
(05.09.18)
Uyuşturucu problemleri, geçti gitti. Kimseye suç bulmuyorum, önceleri deli gibi aşık olduğum ve beni çok kötü aldatan eski sevgiliye ve bunun getirdiği psikiyatrik rahatsızlıklar sonucunda yapayalnız kalmış olmama bağlardım. Zaman içinde kendimle yüzleştim, kimseye sorumluluğu yüklememek lazım. 22 yaşındaydım.


fırt
(05.09.18)
25.yaş günüm.
babamın vefat ettiği gün.
o günden sonra çok rahat geçiremedim yaşlarımı
27nin son çeyreğindeyim.


antik depresan
(05.09.18)
17 yaş, evden ayrılmam


superb
(05.09.18)
(9)

Formula 1 İzleme Motivasyonu

Formula 1 ve muadili motor sporlarını ama özellikle de Formula 1’i takip eden insanların izleme motivasyonları neler sizce?Michael Schumacher, F. Massa, Lewis Hamilton ve daha birçoğuna bilfiil takip etmeyen ve 90’lı yılların şifresiz yayın yıllarından ve yazılı medyayı düzenli takibin sonucunda aşi
Formula 1 ve muadili motor sporlarını ama özellikle de Formula 1’i takip eden insanların izleme motivasyonları neler sizce?

Michael Schumacher, F. Massa, Lewis Hamilton ve daha birçoğuna bilfiil takip etmeyen ve 90’lı yılların şifresiz yayın yıllarından ve yazılı medyayı düzenli takibin sonucunda aşina olan biri olarak hep merak etmişimdir.
levent bilgen
(04.09.18)
Ferrari ve Mercedes markasını görme isteği. Benim için en önemli etken Kimi Raikkonen.


mikahakkinen
(04.09.18)
yıllardır, şumaherden beri izlemiyorum
öncesi ise damon hill, jak vilnöv dönemlerine dayanır takibim.

ama şu adamın büyük katkısı vardır bu yarışı sevmemizde.
twitter.com

okay karacan muhteşem bir adam.


teritori
(04.09.18)
eskiden guzeldi cunku, absurd absurd kurallar koydular boku cikti.

o eski kalin arabalar muthisti. hakkinen ve schumacher rekabeti muthisti. su anda izlemiyorum.


baldur2
(04.09.18)
knk bu sadece insana iyi hissettirmesiyle ilgili. ben de epeydir takip etmiyorum. ama o vuuuuuuuuğğğnnnn sesi bile insana izlettiriyor. :D


datnet
(04.09.18)
Futbol izleyen insanların motivasyonu ile benzer.

Rekabeti ve mücadeleyi izlemek keyif veriyor.

Bunun dışında teknoloji ve teknik meraklısı biriyseniz markaların adım adım araçları daha hızlı yapmak için çabaları ilgi çekiyor. Pilotların becerileri, hızları ve taktikleri heyecan verici.


burfak
(04.09.18)
Anlamadım şu anki motivasyonumu soruyorsan sıfıra yakınsıyor zaten, aa yarış varmış diyorum öyle açıyorum.

Önceleri ise (özellikle V6 motora ve DRS'ye geçiş öncesi) rekabet, kazalar, otomobilin saf halini ve pilotların yeteneklerini izlemek yeterli motivasyonu sağlıyordu benim gibi araba tutkunu biriysen hele. Sadece Formula 1 de değil ralliyi de bir o kadar severim, izlerim.

Hatta bunları daha yakından seyretmek adına gittim motorsporları gözetmeni oldum. 10 yıldır yarışlara görevli olarak gidiyorum. İnsanların tribünden izlediği yarışları padoktan, televizyonda gördüğü pilotları arabalarının içinde görme şansım oldu ve cidden çok güzel zamanlar geçirdim, bir sürü şey öğrendim.

Haftaya Antalya'da WRC var, oralarda olanlar değerlendirsin derim ^^


chicha
(04.09.18)
Hız, rekabet, yetenek, profesyonellik, belirsizlik, heyecan.


Eskiden rekabet vardı, motor gücü ve sesi vardı, şifresiz kanalda yayın vardı, düzgün kurallar vardı. Şimdi maalesef hiçbiri kalmadı ama yine de motor sporlarının en üst seviyesi olduğu için izleniyor. Burada kullanılan teknoloji birkaç yıl içinde binek araçlara geliyor. Yüksek teknoloji ve hız tutkusu güzel motivasyon sebepleri :)


Eskiden acayip takip ederdim ben de. Michael Schumacher'in Ralf Schumacher'in solundan geçkerken, Hakkinen'in en sağdan ikisini birden geçmesi... Üç aracın yan yana olduğu an hala gözümün önünde. Meşhur bir andır zaten. Canlı izlemiştim o yarışı. Artık böyle bir rekabet yok sanırım. Varsa da haberim yok.

Benim için babamla beraber yapılan güzel bir aktiviteydi. Sonra babam öldü. Ondan sonra F1 de benim için eski tadı veremedi.


(11)

Günlük ritüelleriniz var mı?

Her sabah limonlu su içmek ya da sabaha kahveyle başlamak? En az 20 sayfa kitap okumak ya da günlük yürüyüş...Örnekler çoğaltılabilir.
Her sabah limonlu su içmek ya da sabaha kahveyle başlamak? En az 20 sayfa kitap okumak ya da günlük yürüyüş...

Örnekler çoğaltılabilir.
levent bilgen
(31.08.18)
evet, güne kahve ile başlamak, öğleden sonra yeşil çay içmek, yatmadan yüz yıkamak.


acetaminophen
(31.08.18)
sabah kaltigimda bir sey yemeden once mutlaka dislerimi fircalarim. bir de gece yatmadan once mutlaka dislerimi fircalarim. onun disinda surekli yaptigim bir sey yok.


exlibris
(31.08.18)
güne sıçarak başlamak. zaten kakam geldiği için otomatik olarak uyanıyorum sabahları. tatilse de kakamı yaptıktan sonra tekrar uyuyorum. biyolojik saatimi kakam belirliyor.


yüzümü sabunla yıkarım, çünkü cildim yağlı,
öğlene doğru muhakkak türk kahvesi içerim,
her gün bir film izlerim.

diş fırçalama ve duşu yazmıyorum, bi zahmet artık sjjdjd


nice tnetennba
(31.08.18)
Yillardir Hafta ici her sabah;
Wc>dus>dis fircala>ofise git>maillere bak>kahve sigaraya in(kahvalti etmiyorum)


lynda.com
(31.08.18)
evde kahvaltı. gerekirse işe geç kalırım yine de kahvaltımı ederim.
bisikletle ulaşım olmazsa olmaz.
uykudan ölsem de diş fırçalayıp su içmeden yatamam.


lazpalle
(31.08.18)
Isyerindeki kahvaltıdan sonra sade nescafe icmek.
Baska hicbir seyim standart degil.


stavro
(31.08.18)
100 biceps curl


ipmus90
(31.08.18)
Yatmadan önce su içmek.


sabahları tek ritüelim diş fırçalama-duş ve sonrasında oturup 15 dakika vücut ısısının düşmesini beklemek.Duştan sonra terlememeyi beceren tüyo versin


turkuaz
(31.08.18)
Her gün minimum 40-50 sayfa kitap okurum. Her gün enstrümanıma çalışırım 1 saat civarı. Bu ikisi hiç sekmez.


fırt
(31.08.18)
(7)

Ozan Güven

Cem Yılmaz’la yıllardır süregelen ilişkisi olmasaydı şu anki popülerliğinde olur muydu?
Cem Yılmaz’la yıllardır süregelen ilişkisi olmasaydı şu anki popülerliğinde olur muydu?
levent bilgen
(31.08.18)
Hayır olmazdı bence.

Onun gibi, hatta ondan iyi bir sürü oyuncu var piyasada.


chicha
(31.08.18)
No way.


stavro
(31.08.18)
Ozan Güven popüler mi ki?

Olduysa da İkinci Bahar, Bir İstanbul Masalı zamanında olmuştu.


hair freak
(31.08.18)
kaç yaşındasın videosu daha çok popüler yapmıştır bence onu. ama popülerliğini haketmediğini düşünmüyorum, kaliteli bir oyuncu bence.


nundu
(31.08.18)
ikinci bahar doneminde daha cok taniniyordu bence. uzundur yancilik yapiyor. antipatigin onde gideni. Cem Yilmaz'la arasi bozulsa kaybolur gider buyuk ihtimal. Bunlar gibi bir baska guruh da Acun'un gotunde geziyor. dusenlerden toplasak kar diyorlar herhalde.


cooperr
(31.08.18)
cok vasat bence. tanidik, baglanti, arkadas es dost ittire ittire anca bu kadar.


hot potato
(31.08.18)
olmazdı kesinlikle.


mikahakkinen
(31.08.18)
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler compumaster, dambil, deckard, fader, groove salad, hollowlife, kahvegibi, kibritsuyu, kobuzchu kiz, robin
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.