Giriş
(13)

Türkiye bu kadar sahipsiz mi?

Mckinsey olayında da kendimizi gerçekten abartıp abartmadığımız üzerine bir duyuruyla bir parça veryansın etmiştim ama şu tabloya da bir bakın: 1) Yeni TÜSİAD Başkanımız Simone Kaslowski olmuş. 1000 yıla yaklaşan yerleşik kültürde bir yüzyıl bile yaşamamış, "İtalyan kökenli Türk" değil, bizatihi İta
Mckinsey olayında da kendimizi gerçekten abartıp abartmadığımız üzerine bir duyuruyla bir parça veryansın etmiştim ama şu tabloya da bir bakın:

1) Yeni TÜSİAD Başkanımız Simone Kaslowski olmuş. 1000 yıla yaklaşan yerleşik kültürde bir yüzyıl bile yaşamamış, "İtalyan kökenli Türk" değil, bizatihi İtalyan bir adam. "Türk Sanayicileri...." diye kendini tanımlayan, Türk iş dünyasının en kalburüstü sivil toplum kuruluşunun başına geçiyor. Türk vatandaşı adı altında ülkesine aidiyet hisseden ve bu topraklarda geçmişi olan bir Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Hristiyan, Yahudi hatta Ahıska Türkü bile değil. Ülkeyle en ufak bir organik bağı yok en temelde.

2) 80 milyon insanın içinden sadece ve sadece 3 tane (yazıyla ÜÇ) gerçek anlamda lider vasfına sahip ve kitleleri peşinden sürükleyebilecek ve birbirine doğru muhalefet edip kalkınmış ve geleceği olan bir ülkeyi inşa eden siyasi kültüre sahip ve bu yetkinliklerle donanmış siyasi lider çıkamıyor.

3) Tarımda, ekonomide, teknolojide, yeraltı kaynaklarında, enerjide, hayvancılıkta ve aklınıza gelebilecek dünya kadar başlıkta feci şekilde dışa bağımlıyız. Siyaseten belli bir mesafeyi korumazsak ya da başımızı biraz çıkarmaya cüret edersek hemen birileri siyaseten ya da ekonomik olarak tepemize binebiliyor ve biz de üretmek yerine bu dayatmanın varlığını, mevcut tüm yoksunluklarımızın bahanesi edebiliyoruz. Ciddi ciddi de buna inanabiliyoruz.

4) Futbolda, basketbolda -genel olarak sporda- sinemada, edebiyatta, sanatta, mimaride doğru dürüst tek bir ikonumuz yok. Olanlar da tabiri caizse "Batı menşeli" ya da ülke dışı bir tedrisatı öncelemiş, Batı'ya ve Batı kültürüne fena halde öykünen insanlar. Bu toprakların hikayesini anlatıyoruz diye geçiniyorlar üç beş sanat budalası ve ortalama muhataplarına.

5) Giyimimiz, kültürel bakışımız ve zevklerimiz, yaşam tarzımız, mimari ve estetik anlayışımızın her tarafı özenti, yamalı ucuz bir elbise gibi. Batı desen değil -ağırlıkla ordan özeniyor- Doğu desen değil. Nişantaşı'nın, Levent'in beyaz yakalısı, eliti dediğin tamamen birer çakma Parizyen, çakma Frankofon, birer Anglosakson imitasyonu. İçtiği kahveden, giyiminden, gittiği mekanların dekorasyonuna bile sinmiş, İnstagram'ından bile ortaya saçılan bir çiğlik, özenmişlik.

Kahramanlara ihtiyacı olan bir toplum da değil hayalim ama bu kadar mı sahipsiziz, köksüzüz?
levent bilgen
(20.02.19)
Tusiad bir onceki secimde de beyaz yaka(maasli eleman) birini secip koydu.
Kimse hedef olmak istemiyor, zaten bi ise de yaramiyor o kurum.


acemi
(20.02.19)
En buyuk hata: Bir insan Turk oldugu icin otomatik olarak iyidir. Hayir, Italyan olsun ama uretimi desteklesin. Ihracati artirsin. Issizligi azaltmada yararli olsun. Boyle bir Italyani, elitist beyaz yaka zengin bir aileden gelen halki tanimayan bir vatandasa tercih etmen gerekli.


Traveller
(20.02.19)
@Traveller

1. maddenin son pasajını tekrar okursanız ima yollu olarak bile böyle bir şeyi kastetmediğimi anlamanız gerekir. Ben etnik bir çıkarımdan ziyade coğrafi, tarihsel, kültürel bir aidiyete sahip 80 milyonluk bir insan kaynağından beslenememenin aczini ifade ediyorum.


levent bilgen
(20.02.19)
adam türk değil demişsiniz de ailesi izmir levantenlerinden mi neymiş. kendisi italya'da doğmuş ama bu topraklardan ailesi yani. üstelik kendisi gayet ana dili gibi türkçe konuşmakta. ailesiyle birlikte yaptığı bir ton yatırımı da unutmamak gerek. aslında ben de bugün sözlükte ismini sol framede görünce öğrendim kim olduğunu. bugüne kadar ismini bile duymamıştım. ufak bir google araması bile kendisinin burayla ilgisi olduğunu önünüze sererdi 30 snde.


@dalaylamaninkabri

Aldo Kaslowski İzmirli değil İstanbul doğumlu. Kendi resmi sitesinden bu bilgiler. Ayrıca levantenler de Türk değil. Caroline Koç İzmirli bir levanten ama Türk değil. Mesele Türk olup olmamaları da değil, tüm bunlar sorduğum sorunun cevabı da bu değil.


levent bilgen
(20.02.19)
5- bilmiyorum gece vakti çamlıca'daki büyük cami (ki konuyla ilgili mimarlar orantısızlığı ve siluete etkisiyle bayağı gömüyor kendisini) gözüne çarptı mı... 2 saniyede bir renk değiştiren ışıklandırmasıyla disko topuna çevirmişler. resmen rezalet, üzerine de tüy dikilmiş vaziyette. millete gelenekçilik taslayacağız diye sergilenen bu vasatlık yerine senin çakma diye nitelendirdiğin akımları tercih ederim açıkçası. kaldı ki bahsedilen bölgelerde bu akımlara rastlanması ta osmanlı'ya dayanır. sonradan görülen edilen şeyler değildir.

kısaca yamalı bohça tespitine katılsam da bunun sebebini yanlış yönde aradığını düşünüyorum. köksüz? bu da yanlış.


zgrydn
(20.02.19)
Tembeliz. Evet biz tembeliz. İmkânı, parası pulu olanlar bizden de tembel. Ve bu tembellik bu ülkenin sonunu getirecek.

Hep basite kaçıyoruz. Hep rahata düşkünüz. Herkes en kolay yoldan cep doldurma derdinde. Siyasiler halkın birebir yansıması. Özeti.

Eee biz kendimize değer vermiyoruz. Ülkeye de vermemiş oluyoruz sonuc olarak.


westblack
(20.02.19)
ben biraz daha esnek olmayi tavsiye ediyorum. google'i amerika yerlisi bir kizilderili degil, hindistali bir adam yonetiyor. microsoft'u da ayni sekilde. uber'e baktigimizda iranli bir adamin yonettigini goruyoruz. coca colayi da bir turk yonetiyor. bu ulkelerdeki insanlarin kalkip bu adamlar amerikali degil, neden sirketlerimiz yonetiyorlar diye sizlandiklarina rastlamadim. oradaki insanlar irk isini asmis cunku.

bizim de ayni sekilde bu seyleri asmamiz gerekiyor. irkcilik hos degil. esnek olmak, acik olmak, cesitliligi desteklemek en mantiklisi. yoksa bu mevcut kafayla bizden bir halt olmaz. isin sirri acik olmakta yatiyor zaten.

turkiye'den de cok onemli insanlar, cok orijinal insanlar cikmistir. vardir. cok guzel islere imza atmis insanimiz olmustur, keza baska ulkelerde oldugu gibi.

evet gercekten cok guclu ve yerlesmis kulturumuz ve zevklerimiz ve geleneklerimiz var. batida bunlara rastlayamazsiniz cunku oralar cigdir. ozellikle amerika kitasi. oralara ozenen insanimiz vardir. evet ama bu hepimizin ozendigi anlamina gelmiyor.

ote yandan ben bu ulke icin uzun vadede umutluyum.


Sahip aramaya gerek yok sahibi biziz. Köksüz hiç değiliz.
1-) Atatürk aydın insan ithal ederek neyi hedeflemiştir, kimler gelmiştir, neler başarılmıştır araştırınız.
2-) O vasıflarda, yuksek yetenekli insanlarin önünü kesebiliyorlar. Siyasetin farklı dinamikleri var. Ülkenin simdiye kadar yok olmamasini saglayan zeki insanlar varlar, sadece göz önünde değiller.
3-) Sağ demek bu anlama geliyor. Maalesef Dünya'nin cogu ulkesini sağ yonetiyor.
4-) Bahsettiginiz alanlarda cok saglam insanlar yetiştirdik ama yeterli degil tabiki. hayatta kalma mucadelesinden nefes almaya firsat bulamayan halk, refahi saglanmadan nasil dunyaya mal olacak degerler yetistirebilir?
5-) Batı desen değil dogu desen degil cunku biz her ikisiyiz. Kalitesizlik ve yavanlik da egitim ile refah ile ilgili.

Çağının çok gerisinde kalarak hanedanlık alışkanlıklarından vazgeçememiş, ulus devlet anlayışını sindirememiş bir toplulukta bu yakındığınız durumların olması çok normal. Önemli olan umutsuzluğa kapılmamak. Yalnız değilsin, biz varız. Laik, refah içinde bir toplumda özgür ve eşit yaşam arzusunda olan milyonlar var.


eh dostum sen dememiş misin ki "Türk vatandaşı adı altında ülkesine aidiyet hisseden ve bu topraklarda geçmişi olan bir Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Hristiyan, Yahudi hatta Ahıska Türkü bile değil.". Adam Türk vatandaşı adı altında bu topraklarda geçmişi olan bir Hristiyan işte. Kendi kendinle çelişmişsin.


Sana şimdi her türlü imkanı sağlasa ailen, çok başarılı olsan, Türkiye ve çarpık meseleleriyle uğraşır mısın?

Kahraman aramayı bırakın. Topyekün adam olmaya bakın. Kollektif düşünmeden bir arpa boyu yol alamaz Türkiye. Hadi bir tane Elon Musk çıkartalım demek yerine düzenli her sene 1000 tane donanımlı insan yetiştirelim demek gerekiyor.

Mevcut düzende donanımlı, zeki, dürüst, lider birinin muhalefet etmesi mümkün değil zaten. Rejim buna müsaade etmez. Çıkarsın ağzını açıp sadece özgürlükler dersin terörist olursun. Selam verdiğin kişilerden bile kolaj yaparlar vatan haini ilan ederler. Aklı olan uğraşır mı? Muhalefet de rejimin kontrolünde şu an.


1.soruda adamin turklugunu sorgulayip, sonra kendi kendinizle celisip sizi uyaran, kibarca duzelten adami bile kaldiramiyorsunuz. Sizin gibi en az 60milyon var bu ulkede. Dolayisiyla kitleleri surukleyecek lider aslinda var ulkede, bir sorun varsa liderde degil kitlede. Bu kitleden bu liderler cikiyor. Ulkeye 'fazla' gelen, iki gomlek buyuk o kadar adam var ki! bugun sozlukte fatih altayli'nin yedigi ayar basliginda iyi parti baskan yardimcisini okudum, siyasi gorusume cok ters ama ne kadar egitimli, kibar bir adammis. Simdi bu adam neden lider olamiyor sizin de temsil ettiginiz kitleye? Evet gayet sahipsiz kaldik, cahil, egosu tavan, ogrenmeye elestiriye yeni fikirlere gercegi sorgulamaya tamamen kapali bir guruh olduk.


kassiopeia
(20.02.19)
(6)

Bunca imkâna ve teknolojiye rağmen neden Ara Güler gibi

gibi bir fotoğrafçı ya da fotoğraf sanatçısı çıkaramıyoruz? Onun fotoğraflarını bu denli ayrıcalıklı kılan şey ne?
gibi bir fotoğrafçı ya da fotoğraf sanatçısı çıkaramıyoruz? Onun fotoğraflarını bu denli ayrıcalıklı kılan şey ne?
levent bilgen
(18.02.19)
Fotoğraf duygu, bakma ve görme işidir. Bunun yanında kısa sürede ışık ve diğer etkenleri iyi analiz edip çıkacak sonuca doğru aktarma kabiliyetidir.

Her dslr makine sahibi yada her iyi makineye sahip olan insan iyi eserler ortaya çıkartacak diye birşey mümkün değildir. Günümüzde çoğu beğendiğimiz fotoğraf ya ışık, ya sahne ya da içerisindeki özne dahil manipülasyonlu, yani photoshop ile düzenlenmiş halde.


Northern Mariner
(18.02.19)
Zamanin ruhu diye bir şey var. Böyle insanları uygun koşullar doğurur. Diye düşünüyorum ben.


olaylar olaylar
(18.02.19)
Senin dediğin mantık ile yola çıkarsak en pahalı gitara sahip olan kişinin mükemmel gitar çalması beklenir.

Fotoğraf için makine sadece aracıdır. Önemli olan ne gördüğün, nasıl baktığın, zihnine nasıl oturttuğun.


kablelvuku
(18.02.19)
ara güler hikaye anlatır. fotosuna baktığında kafanda bir hikaye canlanır ve öyle kareler yakalar ki ilk defa o hikayeyi düşünürsün o sebeple önemlidir.

önemli olan hikaye anlatabilmek yani.


yaşadığı zamana göre ayrıcalıklı olması. bugun de ara güler kadar yetenekli fotoğrafçılar var ancak sıyrılıp fark yaratmaları o bilinirliğe ulaşmaları çok zor.


orpheus
(19.02.19)
çünkü imkana ve teknolojiye odaklıyız.

oysa iyi fotoğrafı iyi makina çekmez. iyi romanı iyi daktilo yazmaz. iyi resmi en pahalı boya yapmaz.

iyi fotoğrafçı yetiştirmek için gereken sabır bizde yok. bu yüzden de yıllarca çalışıp uğraşan fotoğrafçı çıkmıyor artık. herkes üçüncü ayında megapiksellerini sergilemek istiyor. oysa magnum ekolünde fotoğrafçı makinasıyla beraber yıllarca pişer.

kaynak: götüm.


babilbaligi
(19.02.19)
(6)

Kayıp Malezya Uçağı

Son gelişmelerini takip edemedim. Söylenti ve tevatür düzeyinde olmayan somut bir gelişme oldu mu? Uçağın parçalarının bulunduğu söylenmişti. Doğru çıktı mı?Olaya vakıf olanlar; sizce sonu ne oldu bu uçağın?
Son gelişmelerini takip edemedim. Söylenti ve tevatür düzeyinde olmayan somut bir gelişme oldu mu? Uçağın parçalarının bulunduğu söylenmişti. Doğru çıktı mı?

Olaya vakıf olanlar; sizce sonu ne oldu bu uçağın?
levent bilgen
(11.02.19)
bence düşmüş olmalı.


zgrydn
(11.02.19)
Hayir somut bir sey çıkmadı. Teoriler var sadece. Kazanin nssil olduğu, neden oldugu bilinmiyor halen. Son durum bu.


stavro
(11.02.19)
Okyanusa düştü, fakat tam yeri bilinmediği için ve okyanuslar hayvan gibi derin oldukları için bulunamıyor. İkinci dünya savaşında kaybolan denizaltılar, savaş gemileri, uçaklar mesela şans eseri yeni bulunuyor. Eğer yeni bir ipucu falan bulunmazsa 50 sene sonra falan okyanus dibinde bulunur.


malheiros
(11.02.19)
bulunan bazı parçaların uçağa ait olduğu teyit edildi ama geri kalandan hala haber yok.


hint okyanusu, bildiğim kadarıyla dünyanın en derin yerlerini barındırıyor. hatta dünya'nın en derin yeri olan mariana çukuru da orada.

uçak bilinen rotasından çıkıp bir süre öyle gittiği için de nerede düşüşe geçip okyanusa çakıldığı bilinmiyor. bana göre okyanusun en derin yerlerinden birinde okyanus canlılarına yuva oldu şu an.


makarnavodka
(11.02.19)
Son gelişmeleri Wikipedia daki makalesinden takip edebilirsiniz. Uçak bulunamadı. Kişisel fikrim, pilotun intihar ettiği yönünde. Uçak bulunamadığı için bu tez kanıtlanamıyor ve pilot suçlanamıyor, bunun da ailesi üzerinde finansal vs avantajları var bildiğim kadarıyla. Yani pilot uçağın bulunamamasını özenle planlamış olabilir.


mikro patlama
(11.02.19)
(20)

İsmini güzel ya da orijinal bulduğunuz kitaplar, filmler ya da şarkılar?

İsmini verdiğiniz eserin başarılı ya da yetkin olmasına gerekli değil. Sadece tek başına isminin size güzel ya da orijinal olduğunu hissettirmiş olması yeterli.
İsmini verdiğiniz eserin başarılı ya da yetkin olmasına gerekli değil. Sadece tek başına isminin size güzel ya da orijinal olduğunu hissettirmiş olması yeterli.
levent bilgen
(08.02.19)
Yüzyıllık yalnızlık


rn
(08.02.19)
(bkz: eternal sunshine of the spotless mind) uzun bi kere.
(bkz: the talented mr. ripley) bu filmin adı da hep değişik gelmiştir. değil belki ama öyle geliyor.


veritaslibertas
(08.02.19)
Yürek Söken
Gönülçelen


black holes and revelations


purrty ploop
(08.02.19)
Lock, Stock and Two Smoking Barrels


zozjotejmnk
(08.02.19)
Whoracle. İsmi de kendisi de çok iyidir, hatta gelmiş geçmiş en güzel albümlerden biridir benim için.


Şişko'dan pokerde kazandığım adayı da yeğenime bırakıyorum

orj: And To My Nephew Albert I Leave The Island What I Won Off Fatty Hagan In A Poker Game


re noreno
(08.02.19)
en orijinali: taxidermia
en komiği: how to get the man's foot outta your ass


hocam
(08.02.19)
"Sana gül bahçesi vaadetmedim." Sırf adı için okudum.


mslny
(08.02.19)
Kadından Kentler
Benim Hüzünlü Orospularım


ms brownstone
(08.02.19)
Medarı Maişet Motoru


SiyamkedisiZorro
(08.02.19)
gen bencildir
savaş sanatı
puslu kıtalar atlası
yorgun savaşçı
taş meclisi


hobareyy
(08.02.19)
extremely loud and incredibly close


hot potato
(08.02.19)
her kalp kendi şarkısını söyler ve Yalnızca Diğer yarımız o sesi duyar


avatar is back
(08.02.19)
kitap: "sana gül bahçesi vadetmedim" demeye gelmiştim.
film: we need to talk about kevin


centrolenidae
(08.02.19)
kitap: at çalmaya gidiyoruz
film: no one knows about persian cats


lucky strike
(08.02.19)
Bir sanat eseri olarak
Yaşayan birinin zihninde ölümün fiziki imkansızlığı


kafadanbacakli
(09.02.19)
Gözyaşı entelektüel bir şeydir.


theodora
(09.02.19)
(17)

90’lı yıllardan zihninizde kalan en güçlü imgeler neler?

Bir pop şarkısı, bir çikolata markası, bir televizyon dizisi, bir futbolcu ya da toplumsal/siyasi bir olay?
Bir pop şarkısı, bir çikolata markası, bir televizyon dizisi, bir futbolcu ya da toplumsal/siyasi bir olay?
levent bilgen
(05.02.19)
Siskin televizyon, Opel Vectra, Bosna'da katliam.


stavro
(05.02.19)
The A-team.


Uncle Jess, Ford Taunus, Erbakan-Çiller, Sagra Special, Tiffany&Tomato, Lee Cooper, Blue Jean, Yugoslavya'nın dağılması, BMX.


habarbey
(05.02.19)
pitrak gibi her gun onlarca popcu patlamasi
radyo istasyonlari
tarkan - mustafa sandal - kenan dogulu
cuma aksami tv eglencesi bir başka gece


exlibris
(05.02.19)
çelik ateşteyim,sigara altına nane şekeri polo,tatlı kaçıklar,saffet sancaklı,ülker sokak-hortum süleyman.


jactantia
(05.02.19)
bahsettiğim yıl 90 o zaman ki yaşım 7

bermuda şort, bulgaristandan sınır dışı edilen türkler, peynirli tombinin keskin kokusu, bisikletle dondurma satan acayip şekilli dondurma arabası olan amcanın efsane limon aromalı dondurması, atak futbol topu, milliyet kardeş dergisi, cep televizyonu veren sakızlı kazı kazan kartları, cep televizyonu kazımam ve hiç bi zaman gönderilmemesi, çiğere kaçan leblebi tozunun acısı, alf, voltran böyle gider.


killerbee
(05.02.19)
Hakan Peker-Atesini Yolla Bana

Not: Beşiktaş


Herkes ne kadar havalı şeyler yazmış, benim niye aklıma hep Reha Muhtar geliyor yau?

Pop şarkısı Tarkan'dan Ölürüm Sana, bir de Ayna-Ceylan.
Çikolata olmasa da Yumiyum saylanır mı?
Tv dizisi Sıdıka kesinlikle.
Futbolcu, Ercan Taner'in okuyuşuyla Erol. Kimdir nedir hiç bilmem ama Erol diye biri gördüğümde içimden hep öyle seslenirim.
Toplumsal olay ise 99 güneş tutulması ve depremi.


mor bembombom
(05.02.19)
Sulugöz, şıpsevdi


beyaztenlikiz
(05.02.19)
yoyo, mahalle maçları, topaç döndürmek, saklambaç oynamak


Onun arabası var.


dox
(05.02.19)
-Gözcü Gazetesi
-Pop klipleri
-Gazetelerin verdiği promosyonlar


heidi'nin dedesi
(05.02.19)
Ericsson 688


angelus
(05.02.19)
Hametan pişik kremi.

Transformers yapıştırmalı sakızları.

Power Rangers.

HBB Kanalı. "Eşbibiii eşbibiii, eşbibiii iyi tiivi!"

Futbolcu Kartları. Özellikle "Futbol 97".

Kames Top. 9 kat.

"Hızar" ve "Şok" televizyon programları.

Naf Naf ve Chevignon marka kıyafetler.

"Apabos" olarak da bilinen Aquaballs. Bir tane yüzbaşım vardı, ağzındaki purodan su fışkırtıyordu. :)


Boğazlıkazak
(05.02.19)
anap
semra ozal ve papatyalari


balik kraker
(05.02.19)
- gazetelerin çılgınlar gibi kupon dağıtması,
- plastip show
- siyaset meydanı
- türk pop müzik şarkıları / klipleri
- televole


isyankar tosbaga
(06.02.19)
(18)

Hangi dizilere başlayıp yarım bıraktınız?

Neye bağlıyorsunuz daha çok? Sürükleyicilik, senaryo, tempo düşüklüğü?
Neye bağlıyorsunuz daha çok? Sürükleyicilik, senaryo, tempo düşüklüğü?
levent bilgen
(30.01.19)
tekrara düşen, seyirciyi aptal yerine koyan ve gereksiz gizem kastıran dizileri bırakıyorum. the wire en sevdiğim dizidir ve inanılmaz düşük tempolu. hikayeyi anlatma ekseninde bir zaman tablosuna hep sadık kalınırsa eğer yavaş anlatılan hikayeler de pek değerli olabiliyor.


0721079
(30.01.19)
alcatraz ve the river rating kavgasına gitti ikisi de.yazık oldu :(


jactantia
(30.01.19)
mr robot yarim bıraktığım bi dizi. Hoşuma gitmemişti senaryo. İşleyiş.


allanpoe
(30.01.19)
en önemlisi senaryo bence. sürükleyicilik kişisinden kişisine değişiyor. güzel bir hikaye anlatılıyorsa en durağan en temposuz dizi de sürükleyici olabilir


isvicre rakisi
(30.01.19)
Westworld, game of, şahsiyet, en ufak mantık hatasında bıraktım


olaylar olaylar
(30.01.19)
Hayatimda basladigim tek dizi Dexter idi, onu da yarim biraktim. Baska bir diziye baslamadim zaten. 30 yasindayim hic duzenli dizi takip etmisligim yok.


stavro
(30.01.19)
Valla bitirebildigim çok az dizi var. Gerisi hep yarım. Bazı dizileri sıkıldığım için bıraktım, bazı dizileri sezon araları yüzünden bıraktım, bazı dizileri nerede kaldığımı unuttuğum için bıraktım vs. Değişiyor yani.


Breaking Bad'i 2. sezonun ortasında bıraktım. Hatta bi bölümün ortasında işim çıktı, bölümü yarıda bıraktım. Sonra dönmedim bi daha

House of Cards'ı 4. bölümde falan bıraktım. Aslında izlemeyi en çok istediğim dizilerden ama zaman ayıramadım hiç. Bi de 1 saat bölümlü dizilerde çok sıkılıyorum.

House'u 5. sezonda bıraktım sanırım. Onu da bitiricem bi ara muhtemelen ama ayrı bir üşeniyorum.

Bunlar dışında bi iki bölüm izleyip bıraktığım da çok dizi var. Sanırım çok oyun oynayan biri olduğum için izlemek sıkıcı geliyor artık, aşırı ilgimi çeken bi dizi değilse dikkat veremiyorum ve sıkılıyorum. Bölümlerin uzun olması da bi etken.

edit: şimdi hatırladm ezel'i 13. bölümde bıraktım. Zaten Kenan İmirzalıoğlu'nun rezil oyunculuğundan dolayı ilk bölümde bi bırakmıştım. Sonra o dönem çok işsiz olduğum için biraz şans verdim ama 13. bölümden sonra işim çıktı, ben de bi daha izlemedim.


nundu
(30.01.19)
Leyla ile mecnun. 14. Bölüm zor bitti. Halbuki çok seviyorum karakterleri ve hikayeyi


mekhanik karpov
(30.01.19)
Soğranosu yarıda bıraktım.Ulan sanki Bada Bingi ben işletiyotmuşum gibi tribe girdim.Zamnedersin Çete üyesiyim.Çetenin tüm stresi benim üstümde anadını satayım.


westworld - çok berbat bir üslubu vardı, dünyanın en sıkıcı dizisi
altered carbon - beni içine çekemedi, çok şans verdim de sayılmaz buna
friends - birkaç bölüm dayanabildim, mizahı çok eski ve bayık


fragile lady
(30.01.19)
game of thrones - george r.r. martin'in kitapları tükenip hikaye saçmaladığı zaman bıraktım. kaçıncı sezondu hatırlamıyorum. merak da etmiyorum, tamamen koptum.

breaking bad - 3. sezonun ortasında bir şey izleme fikrinden sıkılıp bıraktım. bir daha da dönmedim. kime söylesem dizi asıl 3'ten sorna efsaaneleşiyor, en güzel yerinde bırakmışsın dedi. bilmiyorum belki bir gün devam ederim.

westworld - 2. sezonun ortasında işin tamamen çorbaya döndüğü, kimin ne yaptığının belli olmadığı, her şeyin rastlantılarla çözülmeye başlandığı yerde bölümü bitirmeden bıraktım.

american gods - zaten sikko bir diziydi. bir gazla 3-4 bölüm izledim, bu ne lan diyip bıraktım.

friends - yemek yerken izleyeyim dedim ama hem 90'lar mizahı günümüzde bayat geldiği, hem de kahkaha efektlerine dayanamadığım için ilk sezondan sonra izlemedim. bir de jennifer aniston'u şu anda sevmeme rağmen o zamanki oyunculuğu kötü geldi. ross'u oynayan eleman da gözüme çok battı.


sir gawain
(30.01.19)
yarım bırakıp hatırladıklarımdan mr. robot, better call saul, da vinci's demons var. sarmayınca bıraktım. son zamanlarda pek dizi de izlemiyorum zaten.


spirit crusher
(30.01.19)
Çok fazla diziye başlayıp yarım bıraktım. Sebepler;

1- Sürükleyici değildi, bir süre sonra senaryo çekici gelmedi,
2- Yayından kalktı, devamı çekilmedi, benim de hevesim kaçtı izlemedim,
3- Tez yazmam gerekirken dizi izleyince izlediğim şeyden keyif alamadığım için dizi izlemeyi bıraktım.


elikası
(30.01.19)
lost - ilk sezonun son bölümünü izlemeden bıraktım. hiç sarmadı.

game of thrones - kitaplarını okumuştum. dizi kitaptan kopup bozulunca bıraktım. kaçıncı sezondu bilmiyorum.

house - 4 ya da 5 sezon izledim sanırım. sıktı, o nedenle bıraktım.

criminal minds - gideon gittikten sonra çok dayanamadım bıraktım.

bones - ilk sezonunu izledim devam ettiremedim.

bull - 3. sezonun birkaç bölümünü izleyip bıraktım, tamamen zaman kaybına dönüştü.

big bang theory - kaçıncı sezonda bıraktım hatırlamıyorum, yıllar oldu. çok baydığı için bıraktım.

breaking bad - 4 ya da 5 bölüm izleyip bıraktık. neden bıraktık bilmiyorum. belki tekrar başlarız.

it's always sunny in philedalphia - sevdiğim halde çok gürültülü olduğu ve kafam kaldırmadığı için 3. sezonunda bırakmıştım. geçenlerde tekrar başladık. 12. sezona geldik. hala çok gürültülüler ama benim psiklolojim daha iyi olduğu için rahatsız etmiyor.

doctor who - bırakmadım. bırakmayı da hiç istemem. ama son sezonu zorla izledim. 2 sezon daha böyle devam ederse devam edemem sanırım.

chuck - nerede bıraktığımı hatırlamıyorum. ama o da baydığı için bırakmıştım.

american gods - aslında bırakmadım. ancak izlerken yeterli özeni gösteremediğim için ve haliyle ayrıntıları kaçırdığım için ara verdim. baştan başlayacağım. ama evet, kitabı okumayanlar için oldukça karışık ve abuk görünüyor dizi. 4 bölümünü izlemişimdir.

bunlar dışında bilimum csi, ncis vb dizileri 3-4 sezon sonunda bırakmışımdır.

kim bilir daha hatırlamadığım kaç tane dizi var böyle bıraktığım.


the end of time
(30.01.19)
dark o kadar boktan bir diziydi ki yarım bıraktığım ilk dizi olmaya hak kazandı.


excalibur35
(30.01.19)
Casa papel - çabuk baydı

Mr. robot - sacmaladi

Punisher - 1. Sezon süperdi ama ikincisi gereksiz. Rüyalar falan ne yapmak istediklerini kendileri de bilmiyor gibi geldi. 4 bölüm ancak izleyebildim

How I met your mother - friends kopyası olduğu için taklitlere bir yerden sonra dayanamadım

Heroes - 1. Sezonu mükemmel olup sonra saçmalayan dizilerden

Prison Break - uzattıkça uzattılar. Duydum ki bir sezon daha çekmişler. Bravo doğrusu.

Game of thrones - kitapları okumuş birisi olarak hiç alakası kalmadığı için anlamsız buldum bıraktım. Tabi aşırı dozda feminizm propagandası yapılması da etkili oldu.


zoghurt
(30.01.19)
durham county - ikinci sezonun ortasında bıraktım.
prison break - ilk sezondan sonrasını izlemedim.
chuck - son sezonu izlemedim.


inheritance
(30.01.19)
(11)

Kız Whatsapp Grupları

Farklı farklı yerlerde sürekli erkeklerle yaptıkları yazışmaların SS’ini paylaşıp bunun üzerinden muhabbet ettiklerini görüyor ya da duyuyorum. Bu durum hakikaten bu kadar yaygın mı? Bana 20+ üzeri bir kız için hiç normal gelmiyor ve de yaygın olduğuna inanmak istemiyorum. Kendisiyle yazıştığım biri
Farklı farklı yerlerde sürekli erkeklerle yaptıkları yazışmaların SS’ini paylaşıp bunun üzerinden muhabbet ettiklerini görüyor ya da duyuyorum. Bu durum hakikaten bu kadar yaygın mı?

Bana 20+ üzeri bir kız için hiç normal gelmiyor ve de yaygın olduğuna inanmak istemiyorum. Kendisiyle yazıştığım birinin böyle bir şey yaptığını duysam kendisine olan saygım ciddi şekilde azalırdı.
levent bilgen
(27.01.19)
sana da yapıyorlar merak etme, hepsi yapıyor. yaşla değil 'kadın' olmaları ile ilgili, dogmatik şeyler


Benim bugüne kadar tanıyıp da samimi olduğum her kadın bana sevgilisiyle olan yazışmalarını okuttu hatta ne yazayım tarzı fikir de aldılar tartışma vs. gibi durumlarda. Erkeklerde böyle bir şey yok ondan garip geliyor ama gayet normal


purrty ploop
(27.01.19)
Bir kız en yakın arkadaşıyla ya da ablasıyla vs. elbette ilişkisi üzerine konuşup fikir alışverişinde bulunabilir. Sadece iki kişinin arasındaki özel bir yazışmayı karşı tarafın rızası olmadan, onun orta/uzak yakınlıkta olduğu hatta hiç tanımadığı arkadaşlarıyla paylaşması bana olgunluktan uzak geliyor.

Böyle bir durumun vakî olması değil, yaygın olması ve kanıksanması garip. Kişisel bir durum yok, sosyolojik bir tahlil söz konusu.


levent bilgen
(27.01.19)
Niye bu kadar sasirdiniz ki:)
Ne sanıyordunuz:) inanmaya baslayin yavas yavas artik.


stavro
(27.01.19)
instagramdan kendisine takip isteği gönderen çocugun profilini, içlerinde çocugu tanıyan bir kız var diye 10 kişilik whatsapp grubuna sorup, kabul edeyim mi diye soran bile var


dafuq
(27.01.19)
Abi harbiden niye bu kadar şaşırdın ben de anlamadım. Her şeye de çok mana yüklüyorsun. Yaygın.


Berbat ama yapılıyor.


biravekahve
(27.01.19)
Feysbukta gıybet grubu diye bi grup var, eski sevgilim sayesinde ne dedikodum dönmüş orada, herrr şeyi her problemi sormuş. Fotoğraf bile paylaşmış en tatlı çiftler başlığında, cringe! En son bana oradan "bak objektif yorumlar da böyle diyor ben haklıyım" diye bana gösteriyordu, ftw.

Ben çok rahatsız olmuştum, beni tanımayan birinin hakkımda dedikodu yapması kadar rahatsız edici bir şey yok. Ama yapıyorlar, çoğu da okumuş etmiş "bilinçli" insanlar.

Buradan 2-3 kullanıcı da dahil o gruba ayrıca. HER YERDELER!


Bruce
(27.01.19)
dini bütün insanım diyip iş yerinden ıvır zıvır aşıran da var bu ülkede, cebimde 300 lira'dan az harçlıkla evden çıkmam diyip evi arabası hacizde olan da var, ailesinin evinde yaşayıp devlet memurluğu yaptığı halde haftasonu sevgilileriyle gittiği otellerin parasını çıkarmak için temizliğe giden, aynı anda 3 kişiden evlenme teklifi alacak aşamaya gelmiş ve 'kim daha önce nikah tarihi alırsa onunla evlenirim' diyen de var. İnsanlar çeşit çeşit. Kimisi ayakkabı kutusunu boşaltma peşinde, kimi 8 sene önce aldığı son ayakkabıyı tamire götürecek parayı bulma derdinde. Dünyada her çeşit insan var. Bahsettiğin gibi kadınlar da var, kesseler sevgilisiyle olan bir derdini ya da sevincini kimseyle paylaşmayan da. Yattığı kadınları ballandıra ballandıra anlatan adam da var, sevgilisi gözünün önünde başkasıyla birlikte olsun isteyeni de.
Dünya böyle bir yer bro, yeterince insan tanır hale gelince böylesi sevmediklerini gözünden tanıyıp uzaklaşabilir duruma da gelirsin zaten. Fazla üzülmeden çözersin inşallah.


Ben bunu bir erkeğin yaptığına şahit olunca soğudum şahsen. Anladığım kadarıyla kadınlara özgü bir durum değil.


fatedtoloveyou
(28.01.19)
Kadinlara ozgu zaten degil de erkeklerin les muhabbeti daha goz onunde ve bilindik. Kadinlar disaridan cok farkli.


stavro
(28.01.19)
(19)

Türkiye’de en sevdiğiniz şehir hangisi?

1) Neden seviyorsunuz?2) O şehirde mi yaşıyorsunuz?
1) Neden seviyorsunuz?
2) O şehirde mi yaşıyorsunuz?
levent bilgen
(25.01.19)
ankara.
1) ne zaman ayrılsam çok özlüyorum :) burada doğdum büyüdüm ve çok güzel anılarım var. başka bir şehirde kolay kolay yaşayamazmışım gibi geliyor.
2) evet.


theseachange
(25.01.19)
içine edilmiş olsa da büyüdüğüm bursa.


pembepembepembe
(25.01.19)
Isparta.
1)Küçük, şirin, büyük şehirlerin o karışıklığı yok, trafik yok, antalya'ya yakın, asayiş olayları düşük
2)Hayır.


Ankara.
En iyi bildiğim yer
Evet


(s)AINT
(25.01.19)
Muğla
1) Güzel yer.
2) Yok, orada yaşamıyorum.


İstanbul
1) En iyi yerlerinden birinde ferah içinde yaşıyorsan türkiye'nin en güzel yeri oluveriyor.
2) Evet. Başka yerde yaşayamam.


1) Antalya çünkü sıcak, soğuk sevmiyorum. Bir çok milletten yabancı var, relax ve eğlence odaklı. Kasıntı yer değil.
2) Maalesef yaşamıyorum.


heidi'nin dedesi
(25.01.19)
Mersin.

1-) Simdi bunu uzun uzadiya anlatamam da guzel iste.
2-) hayir


perfectum
(25.01.19)
Artvin.
Hiç gitmedim benimki gönül bağı.


Amaranta ursula
(25.01.19)
Adana.
Neden?
Hem doğduğum büyüdüğüm şehir hem de Türkiye'de en yaşanası şehir olduğu için.

Yaşamıyorum şimdilik Adana'da.


İstanbul.

1) Çünkü Kadıköy.
2) Evet.


ms brownstone
(25.01.19)
izmir
1)rahat. trafik ve göç sorunu olmasa on numara.
2)hayır.


mikahakkinen
(25.01.19)
Ankara.


Elduinnnn
(25.01.19)
mersin.

çünkü arkadaşlar, hatıralar.

(10 yıl kaldım. şu an başka bir şehirde yaşıyorum.)


avianthem
(25.01.19)
İzmir

1) Doğup büyüdüğüm şehir. İnternette her fırsatta laf edilmesine rağmen ben çok beğeniyorum. Kordonda ya da göztepede denizi beş dakika seyretmek bile huzur veriyor. Ayrıca anılar ve şehri iyi bilmem, arkadaşlarım faktörü de var.

2) Evet.

İzmir demesem gittiğim şehirler arasından çanakkale derdim onu da seviyorum, ufak izmir gibi.


nundu
(25.01.19)
Antep
1 hafta uzak kalınca özlüyorum. Her şeyiyle güzel. Bir de şu suriyeli yığılması olmasaydı çok daha güzel olurdu. 24 yaşındayım hayatım burda geçti diyebilirim.


valarmurgulis
(26.01.19)
Eskişehir
1) Memleketim. Genç, aydın, rahat ve canlı bir şehir. Derli toplu. Sosyal ve kültürel etkinlikleri hiç bitmiyor. Ortam şahane.
2) Evet


çanakkale
1. deniz, rüzgar, balık, zeytin, peynir, domates sevdiğim herşey var. kalabalık değil. kordon var. kendine özgü bir şehir.
2. bir ara yaşadım.


Coma
(26.01.19)
1- van. cunku soguk bir yer, soguk hava seviyorum. van denizi'nin de kendine has cok guzel rengi var. insanin baktikca bakasi geliyor. kahvaltisindan ve otlu peynirinden bahsetmek istemiyorum. ikisi de essiz.

2- yasamiyorum:(


(1)

İyi giyinme guruları

2:12’de Cem Boyner’in fuları bağladığı şeklin bir adı var mı? Nasıl öğrenebiliriz?https://youtu.be/PyXnFSDrl0g
2:12’de Cem Boyner’in fuları bağladığı şeklin bir adı var mı? Nasıl öğrenebiliriz?

youtu.be
levent bilgen
(23.01.19)
(bkz: fake knot)


lancelot du lac
(23.01.19)
(15)

Ali Koç neden başarısız oldu?

Nerede hata yaptı sizce? Uluslararası vizyon, uzlaşmacı, sokak kültüründen arındırılmış profesyonel bir futbol anlayışı, günlük değil geniş zamanlı düşünen bir yönetim şekli ama sonuç her anlamda hüsran.
Nerede hata yaptı sizce? Uluslararası vizyon, uzlaşmacı, sokak kültüründen arındırılmış profesyonel bir futbol anlayışı, günlük değil geniş zamanlı düşünen bir yönetim şekli ama sonuç her anlamda hüsran.
levent bilgen
(23.01.19)
Yoo iyi yine. Düşme hattından çıktılar.


valentinov
(23.01.19)
ya işte vizyon diye diye kandırdı milleti. adam 100 küsür yıllık kulübü küme düşme hattına soktu, belki de küme düşürecek. ama taraftar hala bizde kredisi sonsuz, vizyon mizyon diyerek kendini avutuyor. bu adamı körü körüne savunup, destekleyenleri hayretle izliyorum valla. ali koç iyi bir iş adamı, iyi bir insan olabilir ama kulüp başkanı olamaz. hatta küçük aziz yıldırım olmaya başladı bile.


Cunku sirket yonetmek, kulup yonetmekle taban tabana zit seyler. Her seyin bir dinamigi var ve ali koc bu dinamiklere oldukca yabanci.


Deathrow
(23.01.19)
levent bilgen ve baştan yargılı soruları

başarısız oluğu yargısına nasıl vardın ? başarı saydığın şey nedir ? bir takım için şampiyonlar ligini kazanmak başarıyken, başka bir takım için avrupa kupalarına katılmak olabilir, ali koç'un bununla ilgili bir beyanı var mıydı ?

kaldı ki bahsettiğin şey sportif başarı bu kadar kısa sürede gerçekleşmez

ali koç un yerinde olsam futbol takımı hevesim varsa gider yabancı bir ligden takım alıp uğraşırdım, en azından çabanın karşılığını alırsın, türkiye gibi spor ve siyasetin birbirine girdiği, sezon ortasında kuralların değiştiği, kişiye göre uygulandığı, ekonomik olarak bitmiş bir ülkede uefadan kısıtlama almış bir takımın yönetimi insanın ömrünü kısaltır

edit: beşiktaşlıyım


freebird5406_2
(23.01.19)
Bu dediğin şeylerin hepsi lafta da o yüzden. Yabancı sportif direktörle yabancı hoca getirmekle vizyon olmadığı gibi, her maçtan sonra resmi siteden 300 tane video yayınlayıp hakemlerden ağlamakla uzlaşmacılık olmuyor. Adam 100 oyuncu izliyoruz falan diye bol keseden atıyordu devre arası bi tane orta saha getiremediler. Üstüne ersun asla gelmeyecek dedi gitti “konuştuk ikna etti beni” diye tükürdüğünü yaladı, madem öyle sezon başında konuşsaydın ya amk belki o zaman ikna edecekti seni :)


@freebird5406_2 Ali Koç’un hedefleri konusunda dünya kadar beyanı var. Veyis Ateş’e Habertürk’te verdiği mülakatta bile şu anki durumuyla hem eylem hem söylem olarak çelişen bir dolu beyanı var.

Bir gün öyle bir gün böyle olmayacak, başkan olacaksan tutarlı olacaksın > (bkz: ersun yanal)

Başarıyı kendi için insanların loca ve kombineler için sıraya girdiğini görmek olarak yorumluyor. > Bilet satışları ve taraftarın ilgisi ortada.

Günü kurtarmaya çalışmayı, ölü futbolcu getirmeyi eleştirip, son saniyede yapıtığı bir sürü başarısız transfer ortada.

Fenerbahçe ölçeğinde takımların hedefi her zaman Şampiyonlar Ligi’nde majör başarılardır. Küme düşme hattında gezip, ihale ihale gezen mafyöz adamların üç otuz paraya kurduğu takımları zar zor yenip Türkiye Kupası kazanmaya çalışıyor.

Daha onlarca şey sayılabilir. Fener’e başarılı diyorsan da kendi başarı skalana göre kendi takımınla bir köşede takıl lütfen. Milyonlarca insan şu anki durumdan rahatsız.


levent bilgen
(23.01.19)
takımın içine sıçılmış halde takımı aldı. aziz olsa daha beteri bile olurdu. acele transferler yaparak işini iyice zorlaştırdı. zaman lazım bu takımdan bir bk olmaz.


mikahakkinen
(23.01.19)
@levent bilgen

bu arada ben başarılı demiyorum, başarılı başarısız diyebilmek için 6 aylık bir sürenin çok kısa olduğunu diyorum


freebird5406_2
(23.01.19)
Bence basarili. Amaci kume dusurmekti cok az kaldi.


acemi
(23.01.19)
saçma bir özgüvenle başladı. bombok kadrosu var ama vizyon mizyon diyerek ilerleyebileceğini zannetti

futbolda en önemli şey futbolculardır. ne teknik heyettir ne de yönetim. futbolcu kaliten neyse aldıgın sonuç da o.

fenerin futbolcu kalitesi lig takımlarının çoğunun altında, sonuçta sıralamada çogunun altında.


dafuq
(23.01.19)
@dafuq, fenerbahçe'nin kadrosu kalite olarak ligdeki hangi takımlardan altta? Yazar mısın bana? Ezberlenmiş saçma laflarla konuşuyorsunuz.

Soldado,
Valbuena,
Skrtel,
Benzia,
Slimani,
Ayew,
Isla,
Dirar,
Jailson,
Nefret ettiğim ama gol kralı Aatıf.

Milli takımda oynayan:

Mehmet Topal,
Hasan Ali,
Volkan Demirel,
Harun Tekin,
Şener,
Ferdi(hollanda alt milli takımında çatır çatır oynuyo)

Bu takımda ruh eksikliği var. Geçen sene de vardı, bu sene de var. Radikal kararlarla yürüyen, sert bi' yönetim olmadığı sürece böyle devam edecek.

AMA BU KADRO LİGDEKİ Başakşehir, Galatasaray ve Beşiktaş hariç hiçbir takımın kadrosundan kötü değil. EDIT: Trabzon'u da sayabiliriz.

Not: Alexspor


Ali Koç geldiğinde öyle bir enkazı öyle bir çöküntüyü devraldı ki geçen sezon o enkaz takım ilk 4 sıradaki takım içerisindeki en zayıf kadroya sahip olmasına rağmen şampiyonluğu kılı kılına 3 puanla kaçırdı ve ligin en fazla gol atan takımı oldu. Ali Koç böyle bir enkazı devraldı ve Comollı ile birlikte takımın kimyasını değiştirip ortaya böyle bir başarı koydu. O yüzden kime göre neye göre Ali Koç başarısız? Başarı nedir, felsefi olarak nasıl yorumlanır onları da tartışmak gerek değil mi? Mesela “Ersun Yanal dün de bugün de yarın da gündemimizde olmayacaktır” demesinden bir iki ay sonra Ersun Yanal’la anlaşmak zorunda kalması, kimse bizden şampiyonluk beklemesin derken en kötü ilk 3 hedefinin olduğu düşünülmesi fakat son kastettiğinin son 3 mücadelesi olduğu anlaşılması...

Sırf Koç ailesinden geliyor ve tipi yaşı Aziz Yıldırım’dan daha karizmatik diye bu adam hakkında kime göre neye göre başarısız demek cidden komik kaçıyor. Ne demek kime göre neye göre? Koskoca Fenerbahçe ilk yarıyı 17.sırada bitirmiş, önümüzdeki haftayı ise 18.sırada bitirme ihtimali bile var. Ne demek başarısız olduğu yargısına nasıl vardın? Cidden Ali Koç’un başarısızlığını tartışmak bile komik kaçıyor bu durumda.

Eğer Ali Koç enkazı devraldıysa Fikret Orman neyi devraldı Demirören’den? Tamam ekonomik olarak kötü bir durumda olan kulübü devralmış olabilir ama her sene ve daha geçen sene şampiyonluğa oynamış takımın 17.sıralarda dolaşmasını haklı ve normal, doğal gösteremez. Adam enkazı devralır ama ilk 6’nın içinde olur, büyük kulüpler için ancak budur idare edilebilir en kötü ihtimal. Sonuçta bu takm Alanyaspor değil ki 17.liğinin başarısızlığı başkandan da sorulmasın.

Bir de dediğim gibi şu enkaz muhabbeti de bana çok samimi gelmiyor, enkazı devralmakdediğin 8.sırada ligi bitirmiş Galatasaray’da başkanlık koltuğunu devralan Ünal Aysal’ın hareketidir, liderin 3 puan gerisinde 2.sırada bitirmiş takımın başkanlık koltuğunu devralmak enkazı devralmaktan ziyade bayrak yarışını devam ettirmek gibi gözüküyor. Ha eğer ekonomiden dem vurulacaksa da o 2.olmuş kadroyu koruyup sadece eksik bölgelere birkaç takviye yapmak geçen yaz takımın tamamını değiştirme çabasından hem daha ekonomik hem de daha başarılı olurdu. Sonuç olarak tıpkı Fifa’daki gibi belki yıldızı daha yüksek ama kimyası çok düşük bir takım kaçınılmaz olarak başarısızlığa mahkum kaldı. Ayrıca daha geçen ay “FFP filan artık umrumuzda değil Avrupadan men yemek pahasına har vurup harman savuracağız” gibi abartılı bir dil kullanmasa da üç aşağı beş yukarı bunları kasteden bir başkan için hala vizyonunu övüp başarısız olduğunu inkar etmek gerçekten de dış görünüş ve tipin insanlar üzerinde kendi hemcinslerinde dahil ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor.


siyah giyen adam
(23.01.19)
köpek insanı ısırırsa değil, tersi olursa haber olur. burda da ali koç başarılı olursa haber değeri taşırdı, hayatında zengin bebesi olmaktan başka vasfı olmayan bir adam olarak başarısız, hatta rezil olunca değil.

bu adamın yakınında, yöresinde bulunmuş kişiler geçmişte nasıl aile şirketlerinin başında bulunduğu kısa sürelerde şirketleri batırma noktasına getirdiğini anlatmışlardı. ailesi de apar topar görevden alıp yurt dışına takılsın diye yollamışlar bebeyi. yıldırım demirören'in sarı laci versiyonu tam olarak. holdingi batırmasın diye kulübü yönetmeye yollanan ajan :)


del piero10
(23.01.19)
Bi keko mahallesine gidip de siz'li, beyefendi'li, pardon'lu konuşsan ne olur?! olmaz, çünkü herifler ondan anlamıyor, üstüne bi de şamar oğlanı olduğunla kalırsın. heh işte koç'un yaptığı şey de tam olarak buydu bana kalırsa. hollandali hoca falan en basta. adamına göre muamele dedikleri şeyi yapması lazımdı.


mehmed resad
(23.01.19)
.1- Fenerbahçe yıllardır AY’ın pislikleri sayesinde zaten olması gerekenden daha iyi yerdeydi. Ali Koç bu tür işlere bulaşmadı. Üstüne bir de VAR geldi. 3 büyüklerin hepsini olumsuz etkiledi çünkü hakemler kesinlikle kayırıyordu büyükleri.
2- AY kesinlikle sabote etti takımı. Ayrıca bence düşünülenden çok daha kötü bir ekonomik vaziyet söz konusu.
3- Sizin gibi taraftarlar yüzünden adam planlarını hayata geçiremedi ki zaten. Cocu bence uzun vadede başarılı olabilecek bir profildi. 4 ayda takımı alıp uçurmasını beklediniz. Sezon başına dönelim. Fenerbahçe’den alıp Beşiktaş’ta 11’e yazabileceğiniz 1 tane bile oyuncu yok bence. Belki zorlasanız 1 tane bulunur. Kadro kötü. Yönetim yeni, hoca yeni ama istediniz ki adamlar 3 günde Fener’i dünya kulübü yapsın.

Not: Beşiktaş


shotcrete
(23.01.19)
(7)

Roma filmi abartıldığı kadar var mı?

İzleyenlerin bu konudaki kanaati nedir?
İzleyenlerin bu konudaki kanaati nedir?
levent bilgen
(22.01.19)
güzel ama abartıldığı kadar değil, bu kadar oscar adaylığı alacak kadar hiç değil. sanki ödül almak için yapılmış bir film gibi, şimdiki gidişat da bu konuda başarılı olduğunu gösteriyor.


lalu
(22.01.19)
sinematografisinin aşmış olması. sinema her şeyden önce görsel bir sanat olduğu için en büyük beğenme sebebim buydu.

cuaron gibi bir yönetmenin, çocukluğunun geçtiği meksika'dan siyasi olayları arka plan olarak kullanarak bir kesit sunması. edebiyat ve sinemanın insana sunduğu en büyük lüks. 70lerin meksikası hakkında netflix hesabım sayesinde 2 saat gibi bir sürede bir fikir edinebildim.

orijinal karakterlerin olması.


valla kişisel top 50'me bile almayabilirim ama 2018'de izlediğim en iyi 10 filmden biriydi. film 1970 mexico city'sinde geçiyor ve dönemin sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel özellikleri çok ön planda. o dönemde orada yaşamadığımız için referansların çoğunu anlamıyoruz. hikaye de hayli minimal. benim en beğendiğim yanı teknik yönetmenlik kısmı, sinematografisi, prodüksiyona gösterilen emek vs. oldu.


sir gawain
(22.01.19)
Çok iyi.


silver apple
(22.01.19)
Gayet iyi bir film. Her gün güzel film çıkmıyor, bırakın abartsınlar ama yine de abarttıkları kadar yok.


lesmiserables
(22.01.19)
20 sene sonra klasik olur yazın kenara.
Ama benim hiç tarzım değildi o ayrı.


bahoho
(22.01.19)
muazzam bir hayatta kalma hikayesi.


(7)

Kırık Bir Aşk Hikayesi

Bu ruh ve duyguda başka filmler var mı bildiğiniz? Dramatize etmeyen, sahici ve ardında izler bırakan...
Bu ruh ve duyguda başka filmler var mı bildiğiniz? Dramatize etmeyen, sahici ve ardında izler bırakan...
levent bilgen
(19.01.19)
Aşk filmlerini hiç sevmem ama gönderilmemiş mektuplar’ı çok beğeniyorum.


Delay Fuze
(19.01.19)
Aşk filmlerini her zaman yapay bulmuşumdur. Ama ilk defa İklimler'i (NBC) izlediğimde kendimden bir şeyler buldum. Bu film gözümde değerli o yüzden.


La La Land fena değildi.


mor bembombom
(19.01.19)
Los Amantes Del Circulo Polar

Ah Güzel İstanbul


lüzumsuz adam
(19.01.19)
Bu film aslında bilindik anlamda bir aşk filmi değil; insanın ardında bırakamadıklarının hikayesi. Olgun ruhlu ve gerçek anlamda güçlü kadın karakterinin ve gerçek insanların eski zamanlara has duyguları hatırlattığı bir film.


levent bilgen
(19.01.19)
Evet zaten o biricikliği benzer film söylemeyi zorlaştırıyor.


lüzumsuz adam
(19.01.19)
Baran
Before Sunrise
Lost in Translation
Three Colors: White ve Three Colors: Blue


fragile lady
(19.01.19)
(7)

İnsanların ve ilişkilerin eski gizemini ve cazibesini yitirmesi

Günümüz ilişkilerinin tüketilebilir ve bol alternatifli doğasının esas sebebi bu değil mi aslında? Bir kadın tanıdınız mesela. Ona bir şekilde denk geldiniz. Çok güzel, zarif ya da onda bir zenginlik ve anlam bulabileceğiniz duygusunu sizde uyandırıyor. İhtiyacınız olan tek şey kısacık bir sörf. Bir
Günümüz ilişkilerinin tüketilebilir ve bol alternatifli doğasının esas sebebi bu değil mi aslında? Bir kadın tanıdınız mesela. Ona bir şekilde denk geldiniz. Çok güzel, zarif ya da onda bir zenginlik ve anlam bulabileceğiniz duygusunu sizde uyandırıyor.

İhtiyacınız olan tek şey kısacık bir sörf. Bir Google, Instagram ya da Twitter turuyla ona dair sahip olmanız gereken bilgilerin tamamına kısa bir sürede sahip olabiliyorsunuz. Konuştuğunuzda keşfedeceğiniz ya da merak edeceğiniz çok bir şey kalmıyor ya da onu istemenin bir heyecanını ve cazibesi yitirmiş oluyorsunuz. Hatta ciddi bir ilişkiye başladığınızda en erken 6 ay sonra öğrenmeniz gereken bir bilgiyi bile bilinçli ya da gayriihtiyari bir şekilde paylaşmış olabildiğini görüyorsunuz.

Takipçi, beğeni sayısı, arkadaşları, yakın çevresi, gittiği mekanlar, hayatının muhtemel temposu, giyim ve renk tercihlerinden bile kolayca kendini açığa vuran ruhu ve iç dünyası, paylaştığı şarkılar, filmler, attığı yüzlerce, binlerce tweet... Daha yazılabilecek ve dikkatli bir gözün çok daha başka referanslar da bulabileceği onlarca detay.

Bu gizemi ve cazibeyi yitirmek büyük bir kayıp değil mi aslında her iki taraf için de? Aynı şeyi yeni iş arkadaşınız, sınıf arkadaşınız, yeni tanıştığınız herhangi biri için o ilişkinin kendi dinamiklerine göre yorumlayabilirsiniz.
levent bilgen
(16.01.19)
Güzel tespit


Delay Fuze
(16.01.19)
bir insanın sosyal medyadaki göründüğü hali ile gerçeği arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünüyorum. herkes yalancı düzenbaz demek istemiyorum. ama her şey de oraya yansıtılamıyor ki. benim instagramıma girsen muhabbet kuşumdan başka bir şey yok mesela. e ama benim hayatım bundan ibaret değil. evet çok seviyorum keratayı ama oraya koymak istediğim şey sadece o. çok kitap okumaya gayret eden biriyim ama oraya her okuduğum kitabı atmak bana ayıp geliyor biraz. BAKIN BENNNN NE OKUDUMMM NASIL KÜLTÜRLENDİMM gibi. bookstagram hesapları geri tutuyorum, onların amacı zaten bu.

ay çok konuştum. bence sosyal medya evet insanlara bir kocaman pencere açıyor ama ona bakıp bir insanı ondan ibaret sanmamalıyız. 1-a sınıfından vindovsa tşkler - bişey değil.


windows95
(16.01.19)
hız ve alternatif bolluğu. 6 Ayda tanıman gereken insanı 6 günde tanıyorsun geri kalan 5 ay 24 gün napacaksın ? ilişkiye yeterince emek vermiyorsun çünkü çok fazla alternatif,erişim var. anahtar kelimeler bunlar. fakat artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,eski bitti artık. Yeni için söylenebilecek tek şey ise, pek güzel olmayan günler bizi bekliyor..


biravekahve
(16.01.19)
Her insan böyle değil. Bence sosyal medya kullanım sıklığı ve şekli güzel bir filtreleme imkanı sağlıyor. Enerji harcamadan karşındaki insanı bir süzgeçten geçirebiliyorsun. Bu durumun istisnası olsa bile çoğunlukla doğru sonuç verdiğinden en hızlı ve kolay eleme yöntemi benim için. Bir de böyle bakmak lazım.


Domates de aynısı oldu eskiden domates yazın yenirdi simdi her zaman var ama tadi saman gibi. Samanın da tadını bilmiyoruz ama beyaz içli katur kutur domatese saman gibi diyorlaa biz de ondan saman gibi benzetmesi yapiyoz.


scorpion37
(16.01.19)
'' Çiçekler ölmüş. Hepsi.
Eskiden bir yer ayarlardın, güneşi iyiyse yerini de sevdiyse ne biçim açardı.
Şimdi güneş aynı, ışık aynı, yer aynı.
Suni gübre istiyorlar, 1-2 gram potas koyunca bir coşuyor namussuzlar ama sonra.
Ölüyorlar... ''

- Muhsin Bey


heidi'nin dedesi
(16.01.19)
Değil. Mesele birini tanıma meselesi değil esasen, mesele birlikte güzel vakit geçirebilme meselesi. Hatta karşı tarafı belki daha kolay tanıyıp seninle uyumlu olup olmayacağını anlayabilmek için avantaj bile olabilir sosyal medya. Uyumsuz biriyle vakit kaybın olmaz en azından. Tabii paylaşılanları doğru kabul edersek.


(14)

Avrupa Yakası’nı hiç izlememiş olmak kayıp sayılır mı?

Sayılırsa neden?
Sayılırsa neden?
levent bilgen
(13.01.19)
sayılmaz.


steve rogers
(13.01.19)
Güzel dizi.


[GODDARD]
(13.01.19)
Hayır. Tarihin tozlu sayfalarında yerini almış bir dizi


Delay Fuze
(13.01.19)
zamnında güzel diziydi replikler falan popülerdi sonra bitti gitti kayıp sayılmaz


basond
(13.01.19)
zamanında çok iyiydi, ben o zaman sevmiştim, şimdi açıp izlediğimde hoş gelmiyor.


killerbee
(13.01.19)
Gülse Birselin en başarılı işi. Ardından gelen diziler tutmadı. İzlemezsen kaybın olmaz. Youtube da en önemli bölümlerini parça parça seyredebilirsin. Kaç sene oldu hala bakıp gülüyorum. Gülmediğim de oluyor ama izletiyor hala.


sutlu nescafe
(13.01.19)
Yokluk zamani izlerdik.
Tirt


acemi
(13.01.19)
Bence kayıp sayılmaz. Zamansız bir dizi değil, şimdi izleyince güldürmüyor. Oturup sıfırdan izlenmez Yani


aquarium
(13.01.19)
Yayınlandığı yıllar oturup izlemek güzeldi. Yıllar sonra baktığımda bunun nesine gülmüşüz dedim. Kayıp değil.


Bence büyük kayıp, ben çok severek izliyodum şimdi hala zaman zaman 1-2 bölüm açıp keyifleniyorum. Önemli favori bölümlerini izleyebilirsin youtube'dan, tüm bölüm izlesen çok uzun nerdeyse 2 saat :)


megalomaniac
(13.01.19)
Sayılmaz.


sayılır baştan sonra her bölümünü kaçırmadan izledim şuan burhan altıntopum.


keselsan
(13.01.19)
sayılabilir. volkan ve selin çıktıktan sonra (60 küsür bölümlerdeydi galiba) eski tadı alamadım. sonra volkan tekrar döndükten sonra da eskisi gibi değildi. ama bayağı iyi karakterler gördük dizi sayesinde. burhan mesela.


panamera
(13.01.19)
komik eglencelik dizi. tekrar tekrar izlenmez ama can sikinsitisinda arada acip izlenebilir. kayiplik bir durum yok.


crucio
(13.01.19)
(24)

Aşağıdakilerden kaçını hatırlıyorsunuz?

Yaşınızla birlikte belirtirseniz daha anlamlı olur. Cenk Korayİnternet MahirBbg ErayPopstar BayhanEdgar DavidsErsen ve DadaşlarKerim TekinNejat EczacıbaşıRenginFeridun BitirIsparta Uçak KazasıNecmettin ErbakanVedat İnceefeDuygu AsenaHaim RevivoMurat Birsel28 Şubat DarbesiGrup LaçinUzay HeparıBaba Ev
Yaşınızla birlikte belirtirseniz daha anlamlı olur.

Cenk Koray
İnternet Mahir
Bbg Eray
Popstar Bayhan
Edgar Davids
Ersen ve Dadaşlar
Kerim Tekin
Nejat Eczacıbaşı
Rengin
Feridun Bitir
Isparta Uçak Kazası
Necmettin Erbakan
Vedat İnceefe
Duygu Asena
Haim Revivo
Murat Birsel
28 Şubat Darbesi
Grup Laçin
Uzay Heparı
Baba Evi Dizisi
İsmail Cem
Metal Fırtına
Ömer Çatkıç
Andre Agassi
Kardak Krizi
Richie Rich
Sıdıka
Kemallettin Tuğcu
Garry Kasparov vs Deep Blue
Guns N' Roses
Zeynep Tokuş
Tatlı Kaçıklar
Yeniyüzyıl Gazetesi
Siyaset Meydanı
levent bilgen
(12.01.19)
Hepsini.


angelus
(12.01.19)
Rengin hariç hepsi. Rengin kim ya


Delay Fuze
(12.01.19)
27 tane. 25


Yaş 28 bu arada. Compumaster yüzünden mobilden editleyemedim.


Delay Fuze
(12.01.19)
hepsini :( rengin ve aldatıldık şarkısı :)


freebird5406_2
(12.01.19)
Ersen ve Dadaşlar hariç hepsini iyi biliyorum. Ersen ve Dadaşları sadece adını duydum o da Kaygızızlardan: Burcu "eleman benimle sinemaya gelir misin" diyordu, eleman da "seninle Ersen ve Dadaşlar konserine bile gelirim Burcu" demişti:)


freedonia
(12.01.19)
hepsi


basond
(12.01.19)
1 tane. necmettin erbakan.

23 yas.


21 tanesini hatırladım.


yaş 30. hepsi ama bazılarını sonradan öğrendim.
rengin'i mesela :)

gunses roses nedir ya :)


yasemin evcimle gece jimnastiğini bile hatırlıyorum 36

hatta cem özer şovda perküsyon çalan balık ayhanı bile


killerbee
(12.01.19)
21 yaşındayım, 19.
Bazılarını sonradan öğrenmişimdir büyük ihtimal, tarih tarih emin olamadım. 28 şubat darbesi gibi sonradan öğrendiğime emin olduklarımı saymadım.


tejeve
(12.01.19)
24


alt4y
(12.01.19)
22
Yas 30, gundemi ve trendleri pek takip etmem.


stavro
(12.01.19)
22
Yaş 28. Ismini duyduklarım ama gözümde canlanmayanlari saymadim.


Isparta Uçak Kazası hariç hepsini hatırlıyorum.
günses roses en sevdiğim arabesk-fantezi sanatçılarındandır hatta.

edit: bu kaza 2007'de olmuş, diğerlerine göre en günceli o halbuki. o aralar beynim derslerden dolayı uyuşmuştu, hatırlamıyor olmam normal.


Bruce
(12.01.19)
19, yaşım 26

bir kısmının ismini duydum ancak ne olduğunu bilmiyorum, hiç de merak edip bakmadım.


biseysorcaktim
(12.01.19)
hepsini. günses roses kızımızı da hatırlıyorum. kocası öldürmüştü sanırım. acılı bir hayatı vardı.


10 tanesini.


since1907
(12.01.19)
20 tanesi. zamanına denk gelmeyip de lise yıllarında öğrendiklerim falan var saydım hepsini. isimler çok sıkıntılı. yaş 26.


olutaklidi
(12.01.19)
Nejat Eczacıbaşı hariç hepsi. 31.

ersen ve dadaşlar da ben çocukken çok yoktu piyasada. adını duyardık.


ya ben lan neyse
(12.01.19)
Hepsini hatırlıyorum. Yaş 40.


kibritsuyu
(12.01.19)
30-yaş 36


adivar
(13.01.19)
(14)

Geçmişinizde güzel hatıralar bırakmamış olsa da..

Özlediğiniz zamanlar ya da insanlar var mı? Bu duyguyu zaman zaman hissettiğim oluyor ve çok tuhaf geliyor.
Özlediğiniz zamanlar ya da insanlar var mı? Bu duyguyu zaman zaman hissettiğim oluyor ve çok tuhaf geliyor.
levent bilgen
(11.01.19)
Yok.


Amaranta ursula
(11.01.19)
var bi kaç tane


nahtoderfahrung
(11.01.19)
Var. Iki kisi. Birisi cok kotu seyler yasatmis olmasina ragmen onu hatirladikca ozlem duyuyorum.


Sevgililerimden özlemle andığım hiç kimse yok. Hepsi için iyi ki de bitmiş diyorum geriye dönüp bakınca.

Ama çok özlediğim 1-2 arkadaşım var. Keşke iletişimi koparmasaydık. Yokluklarını hissediyorum zaman zaman.


Yok. Guzel hatiralar birakan şeyleri bile ozlemiyorum.


stavro
(11.01.19)
senin tanımına göre yok.

birinin yanında çalışıyordum, çirkin hatıralar bıraktı genel olarak adamı özlemiyorum ama imkanlar güzeldi, onu özlediğim oluyor. ama benim değil onun imkanları sonuçta.


Çok.


yok.


var.
seks sırasında ortalık aşırı alevlenince orgazm olmamak için bazen manyak ex'leri düşünüyorum. dirty talk yapıyorum ex'e ithafen. araya memeye iki tokat falan da karıştırıyorum. pamuk gibi rahatlıyor insan :))


hasmetizm 2046
(11.01.19)
yok


aquarium
(11.01.19)
Yok


Delay Fuze
(11.01.19)
1 yıl öncesine kadar var derdim. Ama bu his de geçici. Ama 8 10 sene kadar aradan geçmesi lazım.

Şu an böyle bir hisse kapılmıyorum, thx god.


Var. Sevgililerim.hep gotluk yapti ama ozlerim o gunleri.


acemi
(11.01.19)
var. ve tuhaf evet.


meyal
(11.01.19)
(5)

Her Şey Çok Güzel Olacak filmi

Neden kült bir film haline geldi? Hangi noktalara temas etti, hangi duyguları uyandırdı ki seyircide böyle izler bıraktı? Altan karakterini merkeze alan hikayeyle seyircinin kendi hikayesini bağdaştırdığı ve hayatta “kaybetmeye” kendine has başka bir bakış geliştirdiği için mi? Milyonlarca dolar har
Neden kült bir film haline geldi? Hangi noktalara temas etti, hangi duyguları uyandırdı ki seyircide böyle izler bıraktı? Altan karakterini merkeze alan hikayeyle seyircinin kendi hikayesini bağdaştırdığı ve hayatta “kaybetmeye” kendine has başka bir bakış geliştirdiği için mi? Milyonlarca dolar harcayıp aynı duyguları yakalamaya çalıştığı filmler bile böyle görece az bütçeli, yalın ve minimal sayılabilecek bir filmin üstüne çıkamıyor. Hatta orta metrajlı devamını çekmeye niyetli Cem Yılmaz.

Son filmlerinde referans verecek, gönderme yapacak, replikleriyle akılda kalacak, kimilerine göre Cem Yılmaz’ın hâlâ en iyi filmi sayılabilecek kadar filmi güçlü kılan şey ne sizce?
levent bilgen
(08.01.19)
En diptekilere "en azından hayattayız be abi. bu da bir şey" dedirttiği için.


halkımız sefil olduğu için kendine yakın bulduğu şeyleri sever.


datnet
(08.01.19)
altan bir şehir kaybedeni, ailesi, abisi, babası, arkadaşları, işi vs rast gitmiyor burada altan'ın suçu çok ama bazen durumlardan da kaynaklı şeyler ortaya çıkıyor.

altan'ın her negatif durumunda insan kendisini o sahnede görebiliyor. babasıyla, karısıyla, abiysiyle tartışırken veya bar acıcam abi ama para yok derken ki durumuna kendisini koyabiliyor.

bu sebeple insanın içinde olabildiği bir film. bilemiyorum dddkd belki en çok duyduğun sözdür kendi hayatında.

hokkabaz da aynı kalitede bir filmdi bana kalırsa.

ben diğer filmlerinde bu kaliteyi göremedim. gora arog zaten izle geç türünde filmlerdi.


Bence samimi bir film olduğu için bu kadar çok seviliyor.


mayday
(09.01.19)
yokyok corbasi gibi bir film oldugundan bence. ince espriler, iyi oyunculuk, cem Yilmaz-mazhar alanson'un uyumu, Ceyda Duvenci'nin ennn ta$ oldugu zamanlar, siyah 911, bodrum, her turk gencinin icinde olan kafe/bar acma istegi..


cooperr
(09.01.19)
(1)

Besim Tibuk’un savunduğu anlamda liberal olan bir ülke var mı?

Kendisine aşina olanlar günümüzde ya da geçmişte ülkelerin yönetim şeklinde bu şekilde liberal olan ya da bu bakışa kendini yakınsayan ülke ya da ülkeleri örnekleyebilir mi?Örtük bir kapitalizm tarifi değil mi aslında Besim Tibuk liberalizmi? Vurgusu en temelde ve öncelikli olarak ekonomiye dayanan,
Kendisine aşina olanlar günümüzde ya da geçmişte ülkelerin yönetim şeklinde bu şekilde liberal olan ya da bu bakışa kendini yakınsayan ülke ya da ülkeleri örnekleyebilir mi?

Örtük bir kapitalizm tarifi değil mi aslında Besim Tibuk liberalizmi? Vurgusu en temelde ve öncelikli olarak ekonomiye dayanan, tarifini sürekli çoğulcu ekonomiyle örnekleyen kişisel bir liberalizm okuması aslında Besim Tibuk’un tanımladığı liberalizm.
levent bilgen
(05.01.19)
Besim Tibuk'un liberalizm tarifinde en temelde hukuk devleti, basın özgürlüğü ve sivillik (bugün belki çok önemli gelmiyor ama o zamanın şartlarında sivillik çıkışı yapmak epey cesaret istiyormuş :)) var. Tibuk'a göre bu üç şey olmadan zaten ekonomik kalkınma mümkün değil. Siz bence Tibuk yerine Özal'ı tarif etmişsiniz :)

Tibuk'un ekonomik modelinde en katıldığım fikirlerinden biri Türkiye gibi küçük-orta-aile girişimi dolu bir ülkede devletin bu insanların boğazını sıkmaktan vazgeçmesini savunması. Diğeri de devletin girişimci olması yerine denetleyici olması. Ki bu iki açıdan dünyadaki tüm gelişmiş liberal demokrasilerle benzer görüşleri savunuyor.


bruce mclaren
(05.01.19)
(9)

İkiyüzlü müyüz yoksa algılarımızın kurbanı mı?

2011'de başlayan savaşın tüm dünyaya yaydığı göçmen dalgasının en büyük faturasını ödeyen ülke olarak özellikle son 5-6 yılda birçok sosyolojik kırılım yaşadık. Birçok yerde Arapça tabelalar ve işletme isimleri görmeye başladık. Siyasi hassasiyetlerin de etkisiyle bir tepki oluşturabiliyor bu durum
2011'de başlayan savaşın tüm dünyaya yaydığı göçmen dalgasının en büyük faturasını ödeyen ülke olarak özellikle son 5-6 yılda birçok sosyolojik kırılım yaşadık. Birçok yerde Arapça tabelalar ve işletme isimleri görmeye başladık. Siyasi hassasiyetlerin de etkisiyle bir tepki oluşturabiliyor bu durum insanlarda. Ama bir de gerçeğin öteki yüzünü ele alalım:

Feriye Kış Pazarı'nda gördüğüm "Feriye Bakery" tabelası bu konu üzerine düşündürdü. Çünkü halihazırda Türkçesi olan bir kelimeyi sırf biraz daha "vaatkâr ve havalı" olsun diye aslında bize diğer tüm diller kadar eşit mesafede uzak olan bir dilde ifade etme ihtiyacı duyuyoruz. Pastanelerdeki Patisserie, eczaneler Pharmacy, kahve dükkanları Coffee Shop ve daha bir dolu örnekle yıllardır iç içe yaşıyoruz. Restoranlarımız yabancı isimli, kafelerimiz -kafe kendisinin kendisi başka dilden alınma-, envai çeşit işletmelerimiz... Ve bu durumdan asla rahatsız değiliz bilhassa meyilliyiz.

Suriye savaşı olmadığını varsayalım. Çünkü farklı ve haklı hassasiyetler geliştirilebilir bu konuda. Göçmen değil de yatırımcı dalgası olsaydı ve aynı tabelalar bu yüzden var olsaydı yine aynı tepkiyi göstermez miydik? Bu ikiyüzlülüğümüzün tek sebebi emperyalizm kaynaklı elegan batılı algısı mı yoksa "ötekiye" olan alerjimiz mi?
levent bilgen
(02.01.19)
Valla ingilizce tabelalar, isimler vs önceden tartışılıyordu ve bazı insanların tepkisini çekiyordu. Yani asla rahatsız olmama gibi durum yoktu önceden de.


o ingilizce tabelaların sebebi zaten bir zamanlar aldığımız yatırım dalgası. şu an cebinde iphone, altında benzin koyamadığın araba varsa da sebepleri hep o yatırımlar zaten.


yalnız ingilizce tabelalar keyfiydi. bugün arapça tabelalar zaruri hale geldi.

hani fırıncı düşünmüyordu ki ingiliz gelir de buranın fırın olduğunu anlamaz diye. ya da ingiliz gelsin diye yapmıyordu.


kljgslsdkjsd
(02.01.19)
Suriyelileri kim göndericem derse oyum onlara. Yılbaşında eli silah tutup ülkesini koruyabilecekken çıkıp eğlenen taksim meydanında bayrak açan bizim bile kendi ülkemizde özgürlüğümüzü kısıtlayan ve vergilerimizle bir çok şeyden faydalanan insanlara karşı çok bir sempatikliğim yok. Tabela konusu ise yeni bir şey değil eskiden de vardı son zamanlarda daha da çok arttı, artmaya da devam edecek. 1. Dünya savaşından ya da 2. Dünya savaşına katılıp galip gelseydik belki bizim dilimizde dünyaya hakim olurdu. Buna bir de eğitim seviyesinin dusuklugu eklenince bu tarz seyleri daha çok görür daha çok konuşuruz.


monkey
(02.01.19)
E ama bu ad hominem resmen? Ingilizce tabelalarin sebebi ingilizcenin su anda akademi ve turizmde hakim dil olmasi. Ha, turistik olmayan mahallelerde bile ingilizce tabela asmanin dogrulugu tartisilir ama ulkeye hesapsiz kitapsiz, kulturel acidan turkiye'den bile 150 yil geride milyonlarca gocmen almakla olusan kulturel, ekonomik ve sosyolojik hasar ile kiyas gorecek bir durum degil.


fortisvita
(02.01.19)
Ben gayet rahatsizdim yabanci tabelalardan, biz lisedeyken okul gazetesi onlari fotograflayip rezil ederdi.

Her zaman tabela konusunda hassasiyet vardi, istiklale pirincten yapilma tabela disinda tabela asilmazdi. Turkcell bayileri bile pirinc tabela yapardi.
Simdi git bak hepsi rezil halde.

Hatta ticaret kanununa gore yabanci firma ismi alamiyordun. Yabanci denetim firmalari bilmem ne muhasebecilik diye unvan almak zorundaydi.
3. Dunya ulkesi oldugumuz icin kanunu degistirdik simdi pirayswatir haus bilmem ne diye fis basiyorlar.


acemi
(02.01.19)
yatırım araplardan gelse daha çok rahatsız olurduk tabii ama biz de pek ses çıkarmıyoruz ki zaten. baksana adamlar sadece yükler ülke üzerinde ve ona rağmen tabelalarına ses edilemiyor. en son geçen sene bu vakitlerde istanbul'a gittim taksim meydanı'na yakın bi yerde indim servisten o ne öyle türk yok bildiğin. metroya inince türk görmeye başladım onlar da bi yerden başka bi yere giden türkler, sonra hacıosman mı ne orada indim yukarı çıktım türkler görmeye başladım ama yine oran ezici çoğunlukta değildi. yani bu adamların bi faydası olmamasına rağmen biz de fazla pembe götlüyüz niye böyleyiz bilmiyorum valla.


önceden ingilizce tabelalardan rahatsız olanlar da çoğunlukla seküler yaşam tarzına sahip kişilerdi. batıya benzeme geyiği tırı vırı. toplumu tek bir insan gibi değerlendiremeyiz, ikiyüzlülük tespitin yanlış.


zgrydn
(02.01.19)
evet ikiyüzlüyüz

yalnız aramızda hala suriye "iç savaş" ını bir işgal savaşı sanıp kurtuluş savaşı örneğiyle gidip vatanlarını korusunlar diye akıl verenler var


freebird5406_2
(02.01.19)
(8)

İlber Ortaylı

Hem sağ hem sol cenah tarafından kabul görmeyi nasıl başarıyor? Sağcı mısınız solcu musunuz, Türkçü müsünüz gibi sorulara adeta bir jonglör gibi cevap veriyor. Muhatabının fikir belirtmesi pek muhtemel olmayan konulardan hızla bir şema kurup sitem ve tenkitte bulunuyor konuya dair. Çok şey konuşup h
Hem sağ hem sol cenah tarafından kabul görmeyi nasıl başarıyor?

Sağcı mısınız solcu musunuz, Türkçü müsünüz gibi sorulara adeta bir jonglör gibi cevap veriyor. Muhatabının fikir belirtmesi pek muhtemel olmayan konulardan hızla bir şema kurup sitem ve tenkitte bulunuyor konuya dair. Çok şey konuşup hiçbir şey söylemiyor bu anlarda.
levent bilgen
(26.12.18)
cevap sorunun içinde :)


tabirimekruh
(26.12.18)
adam konusunda hakikaten dünya çapında uzman. açıktan taraf olarak görünmediği için de kimse karşısında görmüyor. yanlış bir şey söylememeye azami dikkat ediyor.

bu arada sağ kesim pek sevmez İlber Ortaylı'yı. Daha ziyade sol kesime hitap eder.


babilbaligi
(26.12.18)
ilber ortaylı'nın stv'de pek çok kez amerika'ya gidip feto'yu yerinde ziyaret ettim gibi açıklamaları da var :) ki yani orda feto demiyo tabi övgüyle bahsediyor.

Kendisini solcular da çok sevmez çünkü Celal Şengör kadar olmasa da milliyetçidir.


nundu
(26.12.18)
Tarihten sınıf mücadelelerini anlayan bir "sol"dan kabul görmüşlüğü yok ki? İçinde İlber Ortaylı'nın makbul sayıldığı bir çember çizersek, bu çember sağı tamamıyla içine alır, merkezi de buradadır, "orta"nın sol tarafından da sol-Kemalistlerin büyük kısmını ve "vicdani" solcuları götürür. Stalinist, Troçkist ya da anarşist; tarihe, milet kavramına ve ekonomi-politiğe bilinenden başka anlamlar yüklemiş herhangi bir solcunun bu çembere girmesi zor.


hikmet iv
(26.12.18)
e adamın yaşı var deneyimi var eğitimi var sorulan soruya evet ya da hayır diye iki seçenekten birini cevap vermeyerek geçiştirebilecek birikimi var, birisinin sadece sorulara verdiği cevaplar değil olaylara yaklaşımı ve yaptıkları da kendini tanımlar, biraz dikkatli takip edersen düşünce çizgisini az çok anlayabilirsin

hikmet iv +1


freebird5406_2
(26.12.18)
bence kendisini biraz sag veya sol ustu gormek daha dogru bir yaklasim, yani belli bir yasin, birikimin ustundeki kisilerde bu siklikla olan bir sey, zira sagin da solun da kazigini gormus, hayal kirikligini yasamis oluyorlar. yani meselenin bu kadar basit, saece birseyci olmakla cozulemeyecegini, kalkinma olacaksa, hayaller degil gercekler onem kazaniyor, gercekci bir yaklasim da idealist degildir, yani kisacasi olay savsi kazanmak icin hangi muhabereleri kaybedecegini dogru secmekte...

asil tehlikeli olan bu yaklasimda insanlarin liboslarla, her devrin insanlari ile bir sayilmasidir, tavizci insan ile orta yolcu insanin bir tutulmasidir.


mavicorap
(26.12.18)
akp tayfası ilber ortaylıya saygı duymuyor mesela. sağ sol dediğiniz şey bundan farklı bir şey sanırım. akpliler ilber ortaylıyı gayet "kaymak tabaka" olarak görüyorlar, memleketin kaymağını götüren millete tepeden bakan cehapeci lümpen vs vs. gibi.


Geniş açıdan bakarsan ne şu anki sağ gerçek sağ, ne sol gerçek sol. Çok şey söylüyor anlayana.


insomnia
(27.12.18)
(6)

Yeni nesilde "şekilciliğin" artışı üzerine...

Kuşaklar arası mukayeseleri, birini yüceltip diğerini aşağılamayı yersiz ve gerçekten uzak buluyorum. Bununla beraber sanayi devrimi sonrası dünyadaki en büyük dönüşüme sebep olan "internet çağının", iletişim ve ulaşım imkanlarının artmasının, sosyal medya mecralarının birbiri ardına doğmasının bir
Kuşaklar arası mukayeseleri, birini yüceltip diğerini aşağılamayı yersiz ve gerçekten uzak buluyorum. Bununla beraber sanayi devrimi sonrası dünyadaki en büyük dönüşüme sebep olan "internet çağının", iletişim ve ulaşım imkanlarının artmasının, sosyal medya mecralarının birbiri ardına doğmasının bir sonucu olarak çok "şekilci" bir nesil geldiğini de düşünüyorum.

Bu nesil, kendinden önceki tüm nesillerin aksine sokakta oyun oynayarak, yüz yüze sohbet ederek, karşılıklı ve sağlıklı ilişkiler kurarak inşa etmedi değerler sistemini. Çocukluğundan itibaren ekrandaki profil resimleri, fotoğraf paylaşımları ve bir "account" olarak tanıdı insanları, bu tarz video oyunlar oynadı. Hemen vazgeçebiliyor, her şeyi riske edebiliyor ilişkilerde, çünkü alternatifler sonsuz. Değerli bir paylaşımda ve fedakarlıkta bulunarak elde ettiği bir şey olmadığı için de kaybedeceği bir şey olmuyor.

20'sinin başında botoks, çene, dudak dolgusu, medikal estetik konuşan ve en küçük yaş alma belirtisine bile fobi geliştiren genç kızlar, İnstagram'ın ve selfie'nin popüler olmasının hemen ardından plastik cerrahi uygulamalarının tüm dünyada ciddi şekilde artması, giyim ve marka düşkünlüğünün "insanın güzelliğe meyyal doğasının" da ötesinde daha başka bir üst değer olarak toplumda yerleşmesi ve kabul görmesi, en küçük bir insani kusura bile tahammülü yitirmeye başlayan insanlar...

Sizin bu konudaki gözlemleriniz nedir? Sizce böylesine şekilci olmalarına esas sebep olan şey ne? Bunun tek sorumlu sosyal medya mı? Yoksa yitirdiğimiz başka değerler mi?
levent bilgen
(20.12.18)
Bu gördüğün nesil bir sonuç dediğin gibi. Sebeplerini de kendince yazmışsın. Bir insana ne verirsen onu alırsın, biz bu çocuklara gençlere demek ki bunu verdik ki böyle geri dönüşler alıyoruz. Çok aşırı şikayetçi değilim, insanları genel itibariyle beğenmiyorum yaştan nesilden bağımsız.

İnsanlar artık paketi daha çok önemsiyor, içindekinin ne olduğunun çok bir önemi yok, ciddi manada derinlik sorunumuz var çünkü bizim yarattığımız bu dünyada derinliği gerektiğş kadar takdir etmedik.

Film izliyoruz mesela, artık hemen aksiyon görmek istiyoruz. Hikayenin derinliği, arkasında barındırdıkları artık eskisi gibi ilgimizi çekmiyor. Atlasın süper kahramanlar, zıplasın kötüler bu yani, görsel şov 1500 ama senaryo sıfır, karakter işlemesi yok. Bilgiye sahip olmanın bir değeri kalmadı çünkü çok fazla bilgiye maruz kalıyoruz. Çocuğa bir şey anlatıyorsun çocuk içinden "lazım olsa zaten Google'dan bakarım" diye geçiriyor, odaklanmıyor. O nedenle ilgilerini çeken tek şey görsellik, güç, görkem. Asrın en kro, en keko, en sığ insanları malesef günümüzde yetişiyor ama suç dediğim gibi bizde onlarda değil.

O Avrupa tarzı elegant zenginlik anlayışı kalmadı. Herkes gangsta rap yıldızı gibi yaşamanın derdinde.


Keske orijinalini bulabilsem:

Milattan once 1000 yilinda Roma Imparatoru milattan once 1050 yilindaki cocuklara gore o zamanki cocuklarin daha "sekilci" olduklarini, kendi nesillerine gore anne ve babalarina saygisiz olduklarini, toplum kurallarina uymadiklarini falan yazmis. Aradan 3000 yil gecti, yaslilar yine cocuklar icin yine ayni seyi soyluyor.

Bu nedenle bizler kendi kendimizi iyi cocuklar, simdiki cocuklari ise simarik, "sekilci", vb sekilde gorme egilimindeyiz.

Senin de dedene sorsak, kendi neslindeki cocuklara gore senin cok farkli oldugunu, kendinin cocuklugunda insan iliskilerinin daha iyi oldugunu, cocuklarin daha terbiyeli, itaatkar falan oldugunu ancak senin ve senin yastaki genclerin cok farkli oldugunu soyleyecektir.


Traveller
(20.12.18)
@Traveller Duyurudaki ilk cümleden, bu çıkarımların referans verdiğin ruhla oluşmadığını hissetmen gerekirdi. Ben çok farklı bir şeye temas ediyorum. Orijinali dediğini de ben hatırlatayım:

Aristo şöyle söylemiş M.Ö. 350'de: "Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar"

M.S. 2. yüzyılda Hesiod da: "Günümüz gençleri öyle umursamaz ki, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağır başlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar." diye eklemiş.


levent bilgen
(20.12.18)
ben bilginin önemli rol oynadığını düşünüyorum. artık daha fazla 'şey' biliyoruz. üç çeşit kazak yerine üç yüz çeşit kazak arasından seçim yapabilme şansımız var. aynı şekilde çok daha fazla insana maruz kalıyoruz. rekabet demeyeyim de kıyas ve daha iyi olma eğilimi her zaman vardı, artmış olabilir.

ayrıca şekilci biri olarak şekilciliğin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. neden insan güzel bir objeye bakmak istemesin ki?


iletişim çağı,erken ve artan farkındalık gibi bir sürü sebep sayılabilir.tecrübesizlik ve özgüvenle birleştiğinde o zaman kuşaklararası çatışmalar başlıyor.fransızların dediği gibi gençler bilebilse ihtiyarlar yapabilse.


jactantia
(20.12.18)
her nesilin bir yoğurt yiyişi var.

Sizden öncekiler de sizin nesliniz için farklı şeyler düşünüyor.

Ama şahsi fikrim, haklısınız sonuna kadar.


Techsavvy
(20.12.18)
(13)

Kitap Hırsızlığı

Kitap okuyan, çevresinde okuyan insanlar bulunan, kitapçı, sahaf gezen insanların ara ara kulağına çalınır bu durum. Bana yıllardır normal, komik ya da sarkastik gelmiyor. Başka herhangi bir şey çalmak kadar utandırıcı ve ahlak dışı görüyorum. https://youtu.be/CplnydsFNJY (02:10’dan itibaren)Nuri Bi
Kitap okuyan, çevresinde okuyan insanlar bulunan, kitapçı, sahaf gezen insanların ara ara kulağına çalınır bu durum. Bana yıllardır normal, komik ya da sarkastik gelmiyor. Başka herhangi bir şey çalmak kadar utandırıcı ve ahlak dışı görüyorum.

youtu.be (02:10’dan itibaren)

Nuri Bilge Ceylan da bir röportajında gençliğinde çok kitap çaldığını, sonrasında bu alışkanlığından vazgeçtiğini söylüyor. Başka bir şey çalmış olsa böyle anlatabilir mi? Hiçbir utanç duymadan, satan kişinin o müessese için emeğini, o kitaplar için ödediği parayı ve alınterini hiçe sayarak...
levent bilgen
(18.12.18)
Size %100 katılıyorum.


simderun
(18.12.18)
Size %100 katılıyorum.


güneyli çocuk
(18.12.18)
www.youtube.com

Kitaplar bedava ya da en azından herkesin rahatlıkla karşılayabileceği ücrette olmalı. (Devlet, ilaçları karşıladığı gibi kitapları da karşılasaydı, 50 liralık bir kitabı 4-5 lira ödeyerek alabilseydik, ne büyük bir iyilik etmiş olurdu insanlara. :) Devlet, vatandaşa doğrudan geri dönüşü olmayan havalimanı gibi pahalı projeler yerine şehir kütüphaneleri gibi faydalı projelere yatırım yapmalı. İsteyen istediği süreyle ya da süresiz kitapları bedel ödemeden alıp kullanabilmeli. (Gerçi allahtan 15 günlük süre ile 3 kitap alınabiliyor. Yalnız şehir kütüphanelerinin durumu içler acısı. Doğru dürüst bir kitap bulunamıyor küçük şehirlerde. Bir tek Ankara/İstanbul'da yaşayanlar şanslı.) Doğru dürüst kitapların 40-50 liraya dayandığı bir dönemdeyiz. Bu da akıl çelici bir sonuç doğurabilir. Entelektüel açlık da fizyolojik açlık gibi doyurulması gereken bir ihtiyaç. Bizse, bunun yerine medya ile uyutuluyoruz.

Bu arada videoyu sonradan izledim. Güzelmiş teşekkürler.


gençlikte kim impalsif hareketler yapmadım diyorsa bilin ki yüzde 100 yalan söylüyordur.
ben de kalem çalmıştım yani...


Techsavvy
(18.12.18)
@Techsavvy Hırsızlığı “impalsif davranış” olarak görüp rasyonelize ediyorsak seri katiller de “Ben de MAOA geni yüzünden insanları öldürdüm” deyip masum olduğunu iddia edebilir. Tecavüzcü de testosteron hormonuna atar suçu. Çok yanlış bir akıl yürütme bu!


levent bilgen
(18.12.18)
@levent bilgen

Rasyonalize etmedim dikkat ederseniz, sadece impalsif davranış dedim, rasyonalizasyon kısmını siz eklediniz.


Techsavvy
(18.12.18)
Kesinlikle katılıyorum.

Umarım sonrasında yaptığından pişman olup malını çaldığı insanların parasını ödemiştir.


babilbaligi
(18.12.18)
Lisede edebiyat öğretmenim gençliğinde kitap almak için parası olmadığını, çok kitap çaldığını ve hiç pişman olmadığını gururlanarak anlatmıştı. Not: 10 sene önce mezun oldum.


goodz
(18.12.18)
Ben de böyle düşünüyorum. Ayrıca, kitap üzerinden yapılan her türlü romantizmi acayip itici buluyorum.


bruce mclaren
(18.12.18)
%100 katılıyorum. kitap çalan para da çalar. bunu bir de pişkince dile getiren insanlara inanamıyorum.


kaptan maydanoz
(18.12.18)
Bir arkadaşım bunun ingilizce kitap çalan modeliydi. Kurlarla çok pahalıya geldiği ve kitabın sadece bir kere okunup kenara atılan bir şey olduğu için sürekli para vermeyi saçma bulduğunu söylüyordu.

Hırsızlık hırsızlıktır. Daha büyüğünü yapamayan, yapabileceğinin sınırı o olduğu için yapmaz.


istenmeyen evlat
(18.12.18)
Üzülerek katılıyorum. Ayrıca bunun bedeli de muhtemelen kitapçıda çalışan, reyondan vs. Sorumlu emekçiden bir şekilde çıkıyor, kitapçı zincirine atılan ufak bir kazık olarak kalmıyor. Ağdalı kitap romantizmini ben de sevmiyorum. Ayrıca fiziksel olarak bir şeyi çalmak da çok acayip geliyor, gençliğinde yapmadım diyen yalan söylüyor demek de aşırı dışlayıcı. Pdf indirmeyi filan anlıyorum ve hak da veriyorum. Kitaba bolca para döken ama pdf de gördüğünde indirip arşivinde bulunduran biriyim. Ama alıp yürütmek çok acayip geliyor, bilmiyorum çok düşünmedim üstüne neden böyle. Eylemin kendisinden çok romantizminin yapılmasını kötü buluyorum bir de galiba.


Ayrıca İngilizce kitaplar çok pahalı olduğu için satın alamamayı anlıyorum ama zaten genelde softcopy si internette daha rahat bulunuyor bunların. Alıp kenara atılacak bir şey diye çalmak aşırı prenslik yani, ekrandan okuyuversin paşam ya. Sjdjf.


(7)

Roman veya öykü yazarken...

Az önce bir yazarın şu demecine denk geldim: "Kağıt kaleme dokunmadan tamamen dijital ortamda gerçekleşen kitap yazım süreçleri çok hızlı geliştiğinden artık cümleler eski berraklığında değil"Kağıt-kalemle ya da bilgisayarla roman yazmanın anlatım zenginliğini, yalınlığını veya yazarın üslubunu etk
Az önce bir yazarın şu demecine denk geldim:

"Kağıt kaleme dokunmadan tamamen dijital ortamda gerçekleşen kitap yazım süreçleri çok hızlı geliştiğinden artık cümleler eski berraklığında değil"

Kağıt-kalemle ya da bilgisayarla roman yazmanın anlatım zenginliğini, yalınlığını veya yazarın üslubunu etkilediğini düşünüyor musunuz?
levent bilgen
(11.12.18)
kağıt kalemle yazmaya alışmış insanı etkileyebilir ama bunun tek sebebi alışkanlık; keramet kalemde değil ya da suç dijitalde değil.

ben dijitalde yazmaya alıştım mesela, elle yazmaya çalışınca cümle bile tamamlayamıyorum. alışamayan kalemle yazsın, o yazar eski kafalılık etmiş.


Bruce
(11.12.18)
sanırım neil gaiman dolma kalem kullanıyordu bu sebepten. cümleyi yazarken hızlı yazamıyorum bu da düşünmemi sağlıyor falan diyordu. ama ben çok mantıklı bir açıklama olarak görmüyorum.


kljgslsdkjsd
(11.12.18)
Düşünmüyorum. Şu sürekli olarak teknolojiye bok atılması olayı da saçma geliyor. Millet eskiden de sadece kağıt kalemle yazmıyordu ki daktilo da kullanılıyordu eskiden. Daktilo ile yazarken de kaleme dokunulmuyordu. O yazarın mantığıyla eski cümleler de berrak değildi o vakit.


Dostoyevski Kumarbaz romanını kendisi bile kaleme almadı katip tuttu... Nice yazar daktilo kullandı. Mark Twain bunlardan biri. Saçma.


farabi
(11.12.18)
ben katılıyorum buna. kalem tutmakla klavye kullanmanın çok farklı olduğunu düşünüyorum.


lisw
(11.12.18)
Teknoloji düşmanlığından tamamen. Yoksa alakası yok.


[GODDARD]
(11.12.18)
hastasıyım yahu şöyle saçma sapan çıkarımların. nedeni bu muymuş yani ? milyonlarca parametre, bu öss paragraf sorusu şıklarından bir tanesi şeklindeki bu cümlede, bildiğin yok edilmiş.
bu tarz x, y ise z ''olur ya da olmaz'' veya ''şu şöyle ise bu kesin böyledir'' gibi cümleler tamamen -konusundan bağımsız- saçma sapan şeyler olduğunu düşünüyorum.


paco de lucia
(11.12.18)
(4)

Henry Kissinger’ı nasıl bilirsiniz?

Sb.
Sb.
levent bilgen
(10.12.18)
Diplomasinin babasıdır.


simderun
(10.12.18)
dünyada son 50 yilda ne kirli iş dönmüsse, kıyısından kösesinden parmagi vardir. savas sonrasi dünya tarihini yazan adamdir.


proteus
(10.12.18)
Adı henry kissinger diye yazılır. Anri kisincır diye okunur.


Delay Fuze
(10.12.18)
amerikayi super guc yapan adamlardan biri.


wang
(10.12.18)
(5)

En iyi kara mizah örnekleri

Kitap, film, resim, öykü veya herhangi bir türden olabilir.
Kitap, film, resim, öykü veya herhangi bir türden olabilir.
levent bilgen
(10.12.18)
Kelebekler, vavien


karayel
(10.12.18)
Persepolis.


simderun
(10.12.18)
kitap en iyi: the hitchhikers guide to the galaxy ve devam serileri

In the beginning the Universe was created. This has made a lot of people very angry and been widely regarded as a bad move.


neverlose
(10.12.18)
minister of silly walks monthy python's.


jactantia
(10.12.18)
bu ylın türk filmlerinen anons iyiydi bu alanda. pardon da hatta kısmen neredesin firuze de girer bu türe güzel tabi ikisi de.

yabancı olarak coen kardeşler ve mcdonagh kardeşler (bunlar coenler gibi birlikte değil ayrı çalışıyor) iyidir bu alanda. coenlerin hemen her filmi bu kategoride çok sevmediğim için tek tek yazmıycam ama inceleyip bakabilirsin, son filmleri the ballad of buster scruggs iyiydi epey bence onu belirteyim. mcdonaghlardan seven psychopaths, in bruges türe çok iyi örnekler, the guard da fena değil, three billboards kara komedi sayılır mı pek emin değilim ama film olarak müyhiş orası ayrı. bu isimleri geçersek filth geldi aklıma o da iyiydi.


(5)

Paris olayları diğer ülkelere de sıçrayabilir mi?

Sarı Yelekliler başta çok hafife alınsa da hükümete birçok konuda geri adım attırıp bir sürü kazanım elde ettiler. Bu durum başka ülkelerdeki muhaliflere de cesaret ve özgüven verip muadili olayları başlatabilir mi diğer Avrupa ülkelerinde?
Sarı Yelekliler başta çok hafife alınsa da hükümete birçok konuda geri adım attırıp bir sürü kazanım elde ettiler. Bu durum başka ülkelerdeki muhaliflere de cesaret ve özgüven verip muadili olayları başlatabilir mi diğer Avrupa ülkelerinde?
levent bilgen
(07.12.18)
Nereye sıçrayacak ki Almanya'ya mı İngiltere'ye mi İtalya'ya mı, bu ülkelerinde böyle bi kültür yok çıkmaz yani; Doğu Avrupa ülkeleri zaten genetik olarak ezikler yıllarca baskı altında tutulmaktan otomatik olarak isyan etmezler; Kuzey Avrupa'da zaten isyan edecek bir olay yok, bir şey çıkmaz.


angelus
(07.12.18)
Fransız Baharı, oradan sıçrayıp Belçika Baharı olur mu diyorsun sanırım? :-)

Çevresindeki büyük ülkelerde büyük bir sosyal sıkışma yok gibi görünüyor, olacağını sanmam. Italya'nın durumlar biraz karışık ama Akdeniz ülkesi, geniş adamlar.

Ispanya'da son durumu bilmemekle birlikte, işsizlik %25'lere çıktığında dahi kimse ses etmedi.

Fransızlar da bir şekilde çözerler. Yayılacağını sanmadım.


fever
(07.12.18)
Brexit b.ka sardı, May'in AB ile yaptığı anlaşmayı parlamentodan geçemezse, May'i inderecekler. sonrasında eken seçim, Hard Brexitçi, no dealci g.tü kalkık adamlar gelecek yerine, bunun sonucunda AB ile hiç anlaşamayacaklar, al sana anlaşmasız çıkış. Sonrasında kaos, tüm faturanın halka kesilmesi, halkın da yeter lan başlayacam Brexitinize hepsi bize giriyor diye zıvanadan çıkması, hiç de mantıksız tarafı yok süreç iyi yönetilmezse


Aynı kesimden insanların çoğunluk olduğu bir yer yok Avrupa'da. Ya da aynı kesime ait insanların zorda olduğu protesto edeceği bir şey yok çoğu Avrupa ülkesinde.

Bu insanlar orta yaşlı, asgari ücretli, düzenli işi olan, bizim memleketin Akp'lileri veya merkez sağcıları.

Solcu değiller öyle, solculara da karşılar. Yani bu insanlar aslında göçmen standartlarının bir tık üstünde yaşayan zengin olmak isteyen varlıksız ve vasıfsız beyazlar. Tek dertleri biz fakiriz daha da fakirleşiyoruz derdi.

Bunlara solculardan destek çıkmaz, zengin/averaj sağcılardan da destek çıkmaz.

Aynı kesim Almanya'da, İngiltere'de o kadar sürünmüyor.


''Bir sürü kazanım elde ettiler.'' derken?

Bildiğim kadarıyla ortada şimdilik bir kazanım filan yok. En son akaryakıt zamlarının 6 ay sonraya ertelenmesi açıklamaları vardı ki bu zamların iptali söz konusu değil sadece ertelenme var. Bu açıklama da göstericileri tatmin etmemiş olacak ki yarın yine sokaklarda olacaklar.

Kaldı ki Macron göstericilerle doğrudan muhatap bile olmuyor. Yanılmıyorsam göstericilerin taleplerini yardımcılarına iletmelerini istemişti. Açıkçası ben bu taboda hükümetin geri adım attığını filan görmüyorum aksine gösterilerin giderek artabileceğini düşünüyorum çünkü mevzu sadece akaryakıt zamları değil.

Haliyle burdan bakınca soru biraz taraflı sorulmuş oluyor. Yine de soruya cevap vermek gerekirse domino etkisi olacağını pek sanmıyorum. Her ülkenin kendi içindeki dinamikleri farklı. Mevzu ekonomi ve kriz olursa sürprizin olmayacağını düşünmekle beraber büyük bir kitlesel hareket olmaz(önüne geçilir) diye düşünüyorum.


Amaranta ursula
(07.12.18)
(5)

Sean Penn'in Cemal Kaşıkçı filmi için İstanbul'a gelmesi

Sean Penn Cemal Kaşıkçı'nın belgeselini çekmek üzere İstanbul'a gelmiş. Birincisi yapımcı, yönetmen olarak değil oyuncu olarak tanıdığımız biri daha çok. Bizzat gelmeye neden ihtiyaç duydu bir ekip göndermek, ön araştırma yapmak yerine?İkinci olarak da bu ne hız, bu ne acelecilik, olay yaşanalı daha
Sean Penn Cemal Kaşıkçı'nın belgeselini çekmek üzere İstanbul'a gelmiş.

Birincisi yapımcı, yönetmen olarak değil oyuncu olarak tanıdığımız biri daha çok. Bizzat gelmeye neden ihtiyaç duydu bir ekip göndermek, ön araştırma yapmak yerine?

İkinci olarak da bu ne hız, bu ne acelecilik, olay yaşanalı daha yeni 2 ay oldu? Uluslararası kamuoyunda algı yaratma isteği mi?
levent bilgen
(05.12.18)
sean penn hakkında fazla bilgi sahibi olmadan çıkarımlarda bulunmuşsun


freebird5406_2
(05.12.18)
e 2 ay olmus iste? ne yapsin 6 sene sonra mi gelsin?


ezeriko
(05.12.18)
Bu adam El Chapo ile de röportaj yapmıştı, hatta sonrasında bu röportajın adamın yakayı ele vermesinde etkisi olduğu söylendi.

t24.com.tr

Ayrıca yapımcı/yönetmen kişiliği de var gayet, ben şaşırmadım.

www.imdb.com


chicha
(05.12.18)
@chicha Nevzat Aydın, Al Pacino ve Robert De Niro ile yemek yediklerinde Sean Peen'in de senaryo ile yanlarına geldiğini söylemişti. Oyunculuk kariyerinin yanında kayda değer bir yönetmenlik kariyeri olmadığı için "daha çok" ifadesini kullandım.


levent bilgen
(05.12.18)
Yanlış hatırlamıyorsam Penn Irak savaşında abd'nin yoğun propagandasına karşın Irak'a gelip bombalanacak yerlerdeki/tesisteki insanlarla görüşme de yapmıştı zamanında. Simdi açıp okumadım ama bu konuda aklımda sicili olumlu kalmış bir insandır Sean Penn.


o ben degilim
(05.12.18)
(7)

Son 5 yılda antidepresan kullanım oranının %27 artması

Aynı haberde yılda 9 milyon insanın psikiyatri servislerine başvurduğu, 10 ayda 33 milyon kutu antidepresan tüketildiği ve antidepresan satışının da neredeyse 2.5 kat arttığı bilgisi de var.Siz bunun sebeplerini neye bağlıyorsunuz? Kişisel ve çevresel gözlemleriniz durumun gerçekten bu kadar vahim o
Aynı haberde yılda 9 milyon insanın psikiyatri servislerine başvurduğu, 10 ayda 33 milyon kutu antidepresan tüketildiği ve antidepresan satışının da neredeyse 2.5 kat arttığı bilgisi de var.

Siz bunun sebeplerini neye bağlıyorsunuz? Kişisel ve çevresel gözlemleriniz durumun gerçekten bu kadar vahim olduğu yönünde mi?
levent bilgen
(05.12.18)
Psikoterapi gibi danışanın çabası ve emeğiyle ilerleme kaydetmenin mümkün olduğu, uğraştırıcı, sancılı, kişilerin hayatları boyunca kaçtıkları bir takım gerçeklerle yüzleşmelerini gerekli kılan yöntem ve teknikler bütününün yanında; sıklıkla semptomatik tedavinin bir bardak su ve hap şeklinde sıkıştırılmış mucize şifa biçiminde kullanılması oldukça kolaydır (tedavi kısmı da tartışılır zira psikiyatri tedaviden çok bireyi iş gücü olarak normalleştirme ve üretime dahil etme üzerine çalışan bir alan. Tabii ki vaka üzerinden konuşmak lazım. Psikiyatriyi komple gömdüğüm anlaşılmasın).


joker hakki
(05.12.18)
Durum vahim degil ama doktor-ilac firmalari arasi bag cok super kuvvetli demek daha dogru olur bence. Cogunlukta olan bir takim paragoz doktorlarimiz sayesinde her naneye anti-depresan kaktiran cok fazla hekim demeye dilimin varmadigi insancik mevcut.


superfluid
(05.12.18)
ben ruh sağlığı çalışanı olarak bunda tüm etkenlerin toplu olarak değerlendirilmesinden yanayım.
ilk olarak pfizer gibi güçlü şirketlerin sağlık sektöründeki güçlerinin etkisi, daha sonra sağlık sistemindeki doktorlara baskının ve insanların çabuk çözüm bulma isteğinin ve kötüye kullanımınla beraber değerlendirilmesi gerekiyor.

psikolojik rahatsızlıklarda çözüm odaklı çalışıldığında 8 seans terapi ortalaması beklenir. ancak insanlarımızın aceleciliği ve sorunlarını çözmek yerine ertelemeleri anti-depresan kullanımını artıyor.

ayrıca bu ortalamaları cezaevleri yükseltiyor, çoğu hükümlü tutuklu antidepresan kullanıyor.


mikahakkinen
(05.12.18)
Doktorların ilaç firmaları ile bağlantısı denilmiş de bu primer bir sebep değil. Bu ancak belli bir ilacın yazılma oranını etkiler. Her hekimin de arasının iyi oldugu farklı bir firma olabilir, ama 5 sene önceye göre bu ilişki neyse şimdi de odur, ilaç yazma oranını değiştireceğini sanmıyorum. (meşru olduğunu söylemiyorum, bence etik değil ama önlenebilir bir durum da değil).

Doktora sistem 10-15 dakikada bir randevu atıyor. 15 dakikada hastanın hangi sorunu anlaşılabilir, hangi sorunun kökenine inilebilir? Hekimlere sorsanız onlar da aldıları eğitimi kullanamamaktan, hastanın sorununu değil semptomları çözmekten şikayetçiler. Doktorun vakti yok, hastanın da özele gidecek parası yok. Hal böyle olunca antidepresan kullanımı artıyor tabii ki.

Diğer yandan yukarıda cezaevleri denilmiş, benim de aklıma fetöden alınanlar geldi. Açığa alınanlar, hapistekiler, bunların anası,babası, eşi, çocugu derken depresyonda olan insan sayısı da arttı.


curukturpkokusu
(05.12.18)
Mikahakkinen'e katılmakla birlikte diğer bir ruh sağlığı çalışanı olarak ülkenin durumunun kötüye gitmesinin, toplumsal olarak bozulma olmasının, insanların hayat şartlarının düşmesinin de etkisi olduğunu düşünüyorum; naçizane gözlemliyorum.

İnsanlar mutsuz, insanların kaçıp sığınabilecekleri bir alan yok, ülkece hobi diye bir şeyden haberdar değiliz; çünkü çalışmak zorundayız. Çalışmadığımız zaman yine çevrenin beklentisine göre hareket etmek zorundayız. Herkes her şeyi bilmeye çabalıyor, hiç kimse herkesin hayatına karışmakta beis görmüyor vs. Ben bu şekilde gözlemliyorum.

Birlikte çalıştığım psikiyatr iyice sorup soruşturup öyle ilaç yazıyor, özellikle yazma çabasında değil mesela. Yakınlarda bir hastanedeki psikiyatrın her gelene üçer beşer ne varsa yazdığını duyuyoruz.

Özellikle şu sihirli hap olayına aşırı katılıyorum. Yani insanlar çözüm değil, geçiştirme veya bastırma bekliyorlar. Bana ayaküstü "şöyle bir durum var, napalım" dediklerinde uzuuuuunca açıklamalar yapıp (zaten kısa açıklama yapmazsa ölecek hastalığım var) neden belli durumlarda ilacın yanında psikolog desteği olması gerektiğini anlattığımda genelde "neyse biz önce ilacı içelim" yanıtı alıyorum, gerçekten ilginç geliyor.


mor bembombom
(05.12.18)
her gün daha boktan bir güne uyanmamıza bağlıyorum. bir ülkede hiç mi güzel bir şey olmaz ya?

çevremdeki herkes kullanıyor kendim hariç, ben de Alain de Botton ekolünden geldiğim için kendimi idare ediyorum kendi kendime psikoterapi yaparak.


(gereksiz) dusunce tiryakisi olmaya bagliyorum.
bu tiryakiyi besleyen teknoloji ve sosyal medya oldugu gorusundeyim. bu tur nimetler, isimize yaramakla beraber, bagimlilik yaratma uzerine yaratilmis.

cevremde depresif insanlarin hepsi de aktif sosyal medya kullanicisi. bence bu artis durumunun sebeplerinden biri teknoloji/sosyal medyadir.

ikinci sebep, dusunce bagimliligidir. farkinda olmadan gereksiz cok fazla dusunce akisi insani gerceklikten alip baska diyarlara goturuyor.


(8)

Şeyma Subaşı, Feminizm ve Toplumsal İkiyüzlülükler

Öncelikle Şeyma Subaşı'na da kendisini sevenlere de takip edenlere de bir garezim yok. Samimiyetle anlamaya çalışıyorum:1) Kadınların son yıllarda sıklıkla dile getirdikleri ekonomik özgürlükleri ve kadının toplum içindeki konumuyla ilgili söylemlerine taban tabana zıt, çok kötü bir örnek olmasına r
Öncelikle Şeyma Subaşı'na da kendisini sevenlere de takip edenlere de bir garezim yok. Samimiyetle anlamaya çalışıyorum:

1) Kadınların son yıllarda sıklıkla dile getirdikleri ekonomik özgürlükleri ve kadının toplum içindeki konumuyla ilgili söylemlerine taban tabana zıt, çok kötü bir örnek olmasına rağmen kendini kadınlar nezdinde nasıl bu denli popülarize edebiliyor?

2) En sıradan bir ilişkide bile Şeyma Subaşı'na göre çok komik ve küçük sayılabilecek şeyleri aldatma addetip, aldatanı tefe koyan, terk eden, ötekileştiren, sonrasında travmatik bir psikolojik süreç yaşayan, aldatana karşı müthiş bir nefret ve düşmanlık besleyen kadınların bırakın ilişkiyi; evli bir erkeği, evli olduğunu bile bile şu anki noktaya getiren birine bu derece ilgi göstermesi ve tüm bunların toplum tarafından kabul görmesi büyük bir ikiyüzlülük değil mi?

Bakın muhafazakar ya da laik bir hassasiyetten bahsetmiyorum. Aldatmanın, terk etmenin, boşanmanın, kadının gururunu ve onurunu incitmenin böyle kavramlara hapsedilip anlamlanabileceğini düşünmüyorum.Feminizmi en holiganca savunan kadınların bile ilgisine mazhar olabiliyor. Bu korkunç bir çelişki değil mi?

3) Gerçekten samimiyetle soruyorum. Nesi ilginç geliyor? Amerika avamlarının gittiği 3. sınıf saçma sapan festivaller mi? Yüzüne gözüne sürdüğü yaldızlı pullar mı? Güzellik göreceli bir kavram olsa bile kendisinden kat be kat zarif ve çok daha güzel popüler kadınlar varken ortalama sayılabilecek güzelliği mi? Teşhirci ve son derece "kitsch" giyim tarzı mı?

4) Her tarafından kültürsüzlük ve görgüden yoksunluk akarken tamı tamına 3 milyon kişide kendini takip edecek motivasyonu nasıl uyandırabiliyor? Tek sebebi toplumsal kültürümüzle içkin dedikodu ve magazin kültürü mü?

5) Azalarak biter mi? Yoksa bu, kendisini popülarize eden yaygın vasatlığa rağmen çok mu iyi niyetli bir beklenti?
levent bilgen
(30.11.18)
1- Kadınların dile getirdikleri demişsiniz ama maalesef kadınların küçük bir kısmı böyle düşünüyor ne kadar yaygın sansak da. Ataerkil aile yapısı ülkemizde 5-10 kat daha yaygın halen. Haliyle popüler olması bu söylemle çelişmiyor bence. Holigan feministler bile ilgi gösteriyorsa bu onların sıkıntısı, zaten holigan olmak bile saçma bir konsept.

Çok bildiğim bir konu değil ama sanırım bu kadar sevilmesinin sebebi Külkedisi hikayesi kahramanı olması. Hiçbir şey iken kraliçe oldu, millet de kendi hikayesinin böyle olması hayaliyle tapıyor. Toplumsal ikiyüzlülüğümüzü her konuda gösteriyoruz zaten, bu da ondan farklı değil.

4- Biri gider biri gelir.


whoosie
(30.11.18)
1) Bilmiyorum. Benim de cok samimi oldugum bazi arkadaslarim bu kadini instagram'dan takip ediyorlar. Anlam veremiyorum.
2) Türk toplumu zaten asiri ikiyüzlü olmustur hep. Bu sadece bir örnegi.
3) Zerre ilginc gelmiyor. Gittigi yerlerin hepsine özel jet olmadan tarifeli ucakla gidebilecek ekonomik özgürlüge sahibim. 1 gram bile anlam veremiyorum bu kadinin yasadigi mantiga.
4) Kerameti kendinden menkul ünlülerden biri sadece. Sirf ünlü oldugu icin bu kadar popüler.
5) Umarim. Ama aklimdan gecen sey bundan sonra da yeni ünlü sevgilileriyle gündemde kalacagi yönünde.

Benim de eski sevgilimden soguma konusunda bir basamak olmustu bu kadin. Cocuk Acun'dan takdirle bahsederken bu kadindan da bahsetmisti. "Cok iyi etti valla. Cocuk da yapti adamdan. Simdi artik gezer durur!" diye. :O


chitosan
(30.11.18)
Kadınlar ekonomik özgürlükten, toplum içindeki yerinden dem vururken nasıl bu kadını takip ediyorlar diyosun, Türkiye’de bilinçli insan oranı bak kadın demiyorum insan oranı yüzde 1 falan. Cahilleri zaten saymıyorum okumuşu da ayrı cahil. Bir doktor kadın arkadaşım tıp okumanın en iyi yanı doktor koca bulmak demişti mesela. Ülkedeki durum bu yani. Ne yazık ki genç kızlarımızın da çoğu metres olmak pahasına zengin erkeklerle böyle bir hayat yaşamak için her şeyi yapar. Milyonların hayalini gerçekleştirmiş bu kadın da ilgi çekiyor haliyle.
Benim asıl gıcık olduğum noktalardan biri de Şeyma düşmanlığı ama acuna laf söylenmemesi. Adam da en az kadın kadar karaktersiz hem de sadece özel hayatı konusunda değil. Ama nefret eden de şeymadan ediyo sadece. Bu da erkeklerin de hayalinin zengin olup karı kızla takılmak olduğunu gösteriyor herhalde. Zaten dikkat edersen ne kadar kadınlar zenginliğe bakar sadece diyen erkek varsa hepsinin baktıkları böyle paraya gelecek kadınlar. Yarın olur da zengin olurlarsa şeymalarla takılmak istiyolar. Yani sözün özü acun da Şeyma da ne yazık ki Türk toplumunun hayalini yaşıyor. Bunun aksini düşünen insan sayısı zannettiğinizden de az.


pastörizesüt
(30.11.18)
eksisozluk.com

Takip edenler genelde orta sinif alti, soruna cevap olmustur biraz.


acemi
(30.11.18)
İlk kez @pastörüzesüt'e katılıyorum. Kendisini tebrik ediyorum.


datnet
(30.11.18)
ilk defa şeyma subaşı'nı savunacağım, inanamıyorum kendime. açlığınız başlık ve sorduğunuz sorulardan yanlılık akıyor. eleştirmeye çalıştığınız şeyin tam içindesiniz, üstelik bundan haberiniz yok.

acun ılıcalı ve şeyma subaşı boşandığı günden beri kadına "yuva yıkanın yuvası olmaz" yazanlarla doldu ortalık. yahu, en başta evli olan adam acun ılıcalı değil mi? karısını aldatan, karısına karşı sorumluluğu olan taraf da acun, ee o zaman şeyma subaşı nasıl yuva yıkan taraf olmakla suçlanabiliyor? acun'un aklı fikri yok mu, kadın ona büyü mü yaptı da yuvasını yıktı? hayır.

şeyma subaşı'nın "boşanıyorlar:)))" diye yüzüklü fotoğraf paylaşması gibi yaptığı her şey çiğlik örneği.

1) bir şeyin popüler olması, onun sevildiği anlamına gelmez. trump'ı milyonlarca insan takip ediyor, kaç kişi seviyor? takipçi sayısının bir anlamı yok.

2) zengin ve ünlü olduğun müddetçe her kapının yolu açılır. yeşilçam dönemlerinde herkes dost hayatı yaşıyordu. türkan şoray'dan fatma girik'e kadar. para ve ünün borusu her dönemde öter. paran yoktur, popüler değilsindir, sana ev bile vermezler bekarsın diye. cinsiyetten bağımsız bir ikiyüzlülük bu.

3) kadın kötü giyinmiyor, siz modadan anlamıyorsunuz.


nice tnetennba
(30.11.18)
@nice tnetennba

Ben Acun sütten çıkmış ak kaşık demedim. Konunun öznesi Şeyma Subaşı olduğu için onun üzerinden ilerledim. Çünkü 3 yıl önce kimsenin tanımadığı biri, hiçbir somut vasfı ve yeteneği olmadan şu an tüm ülkede ilgilenmeseniz bile sürekli maruz kaldığınız, peşine 3 milyon insanı takmış bir popüler kültür ikonuna dönüştü.

Moda mı? Etimolojik kökü Fransızcadaki “mode” kelimesinden geliyor: “Güncel” olan usül ve davranış biçimi. Yani bir çeşit güncel olana ayak uydurma.

İyi giyinmek “modaya uygun giyinmek” değildir. Türkiye’de ve dünyada öyle şık ve iyi giyinen kadınlar var ki; bakmaya doyamazsınız. Onların estetik ve zarafet ölçeği yanında Şeyma Subaşı çuval skalasına bile yaklaşamaz. Şık giyinmenin de estetik duygu, kültür ve görgüyle ilgisi var. Modayla değil.


levent bilgen
(30.11.18)
Mesela joker karakterini seven çoktur, ama yan komşusu olsa kimse katlanmak istemez. Bu da öyle. Sozkonusu olan bir film karakteri değil, ama bir film karakterini izledigiyle aynı mesafeden izliyor onu insanlar.


dafaisss
(30.11.18)
(7)

Koç Ailesine Dair...

Gazeteleri tararken Hürriyet'ten Vahap Munyar'ın Vehbi Koç ile ilgili köşe yazısına denk geldim.http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/vahap-munyar/vehbi-koc-vakfinda-daha-cok-is-yapmaya-paramiz-yetmiyor-41033338Haberdeki resim düşündürdü bir an. Sadece Semahat Arsel değil,Ömer Koç ve onun şahsında tüm
Gazeteleri tararken Hürriyet'ten Vahap Munyar'ın Vehbi Koç ile ilgili köşe yazısına denk geldim.

www.hurriyet.com.tr

Haberdeki resim düşündürdü bir an. Sadece Semahat Arsel değil,Ömer Koç ve onun şahsında tüm Koç ailesi kendini batılı değerlerle tanımlayan bir hayat tarzına ve siyasi görüşlere sahipken, dekorasyon tercihlerinde sıklıkla Arapça ve Osmanlıca motiflere başvuruyorlar.

Bu aristokrat, şehirli kültürün getirdiği bir şey mi? Ki aile eski İstanbul'u yaşamamış, kökleri Ankara'ya dayanan bir aile. Değilse konumları gereği sergilemeleri gereken duruşun gerektirdiği bir çeşit "balance" ayarı mı?

www.youtube.com
levent bilgen
(28.11.18)
ailenin kökeni hacı bayram-ı veli'ye dayanıyor. arapça ve osmanlıca'dan ziyade anadolu kültürüne sahip çıkan bir yaklaşımları var. 80'lerden beri açık olan sadberk hanım müzesinde bu sahiplenmeyi görebilirsiniz.

sadece islam ve osmanlı odaklı da değil, anadolu'da bir çok bizans eserini de yenileyip müzeye dönüştürdüklerini biliyorum. cunda'da taksiyarhis antalya'da aya yorgi kiliseleri gibi.

yeni çok şekilci bir ilgiden ziyade kendi coğrafyasının kültürüne sahip çıkma demek lazım. vehbi koç vakfı altında olan akmed, anamed gibi araştırma merkezlerinin yaptıklarını inceleyin derim.

bu arada bildiğim kadarıyla ömer koç'un da çok sağlam bir sanat koleksiyonu var.


murdock
(28.11.18)
Koç Ailesi, Ertuğrul Osman Efendi vefat ettiğinde de cenaze namazında en ön sıradaydı.

Bu türden ailelerin "royal family" yakınsaması da beklenen bir durum aslında.


fever
(28.11.18)
Nihat genc'in guzel bir yazisi vardi, 1 nesil once koylu olanlar gecmisini elit bi yere dayandirmaya calisiyor gibi biseydi. Cok ugrasiyorlar ama gecmisleri belli.

Ben en cok yazida suna guldum.

"Vakfı’nı kurabilmek için 19 sene çalıştı. Kanunun çıkması için çok uğraştı. Nihayet VKV, 17 Ocak 1969’da ülkemizin ilk özel vakfı olarak kuruldu."

Amerikada gordugu vakiflarin vergi avantaji icin 19 yil ugrasmis ashsjs


acemi
(28.11.18)
"Cok ugrasiyorlar ama gecmisleri belli." bu kafanizda yarattiginiz bir imge cunku cokkulturlulugu kavramayamiyoruz. Evini Anadolu eserleriyle susleyip, Batili giyime devam edebilir. Asil sorun aslinda ikisinden birini tumuyle dislamak ve otekilestirmek.


Traveller
(28.11.18)
bir de şuna bak..
www.youtube.com

rotary kulübünün üst kadrosundan izin almadan iş yapamazdık vs diyor.

balance.


güneyli çocuk
(28.11.18)
osmanlıda ve türkiye tarihinde kökten zengin elit aileler yoktu. örneğin ingilizlerin kontları kontesleri, krallığa yakın aileleri mevcuttur. mesela italyanlardada mediciler borgesler vs kültürden gelen soylu elit aileler vardı. osmanlıda zade oğlu tarzında iyi aileler vardı ancak merkezcil aile yapısına sahip osmanlıda yükselen aileler törpülendi. neyse koç ailesi 3 4 kuşak önceye kadar en fazla esnafmıştır. öyle kont seçkin bir aile falan değildi. geçmişini soyluya dayandırma çabaları mevcut.


mikahakkinen
(28.11.18)
fotoğrafta Koç Holding Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü de bulunuyor. böyle bir röportaj için arka planı da eminim o belirlemiştir,

göstermelik buldum.


füt
(28.11.18)
(29)

Aile bağlarınız ne kadar sıkı?

10 üzerinden bir değer biçseniz kaç olurdu?
10 üzerinden bir değer biçseniz kaç olurdu?
levent bilgen
(27.11.18)
8


chitosan
(27.11.18)
10.


10


8.


simderun
(27.11.18)
5


kronik
(27.11.18)
10


eazy
(27.11.18)
5


fever
(27.11.18)
Ailemin 8, benim 6.


kobuzchu kiz
(27.11.18)
9


10


blue serenity
(27.11.18)
8


eylul
(27.11.18)
Çekirdek ile ise 7/10.


pike
(27.11.18)
5


Delay Fuze
(27.11.18)
karşılıklı 6,5'ten 7.


olutaklidi
(27.11.18)
Çekirdek aile 3 görünümlü 10
Sülale 1 .


photo85
(27.11.18)
Cekirdek aile icin 10


aquarium
(27.11.18)
Herhalde 1 derdim. Tabii sevgilimi aileden saymıyorum.

- Babamı aldatan annem, sevgilisine babamı ve beni öldürmekten bahsetmemiş olsaydı,
- Kendisini aldatan annemle barışmaya çalışan babam, ilkokul 5'ten beri her türlü cemaat yurtlarında büyüttüğü ve yılda 1-2 hafta kalmama izin vermediği evimiz için "Bizim aile olduğumuzu hissedemedin çünkü bu çocuk evde değildi, akşam eve gelince ebeveyn gibi hissedemiyorduk, suçlusu ne sensin ne ben, suçlusu bu çocuk, aile gibi hissetmemizi önleyen o." şeklinde saçmasapan bir argüman sürüp, sanki küçüklükten beri seçme şansım varmış gibi, istemiyor olmama rağmen cemaat yurtlarında beni büyüten kendisi değilmiş gibi davranmasaydı,
- Üniversite okurken "Baba, anne, açım, evde 3 paket makarna kaldı, vallahi geçinemiyorum." dediğimde "Ne halt yersen ye" deyip yüzüme telefonu kapatıp, tam 4-5 ay telefonlarımı açmazlık etmeselerdi ve tam olarak ne hatam vardı veya ne yapmıştım söyleselerdi,
(Ve ben parasızlıktan evden atılıp, sokaklarda ve otogar/hastane gibi yerlerde uyumak zorunda kalmasaydım),
- Yılda 1-2 kere eve gittiğimde, "Dur çocuğumuz eve geldi onu görelim" demek yerine ben gelmeden 1 gün önce kaplıcalara yatılı tatile gitmeselerdi. Ben evde aç bir şekilde Bim'den alınmış noodle'lar, bulgurlar ve spagettilerle geçinmeye çalışırken; Facebook'ta et kavurmalı, Antep baklavalı, ne bileyim serpme kahvaltılı fotoğraf paylaşmıyor olsalardı ve dönmeden önce babam beni arayıp "git artık" dememiş olsaydı,
- Henüz yurtlara atılmadığım, ilkokul 5 öncesi zamanlarımda, sabah kendi kahvaltımı hazırlayan, öğle yemeğinde eve gelince kendi yemeğimi yapan ben ve akşamları erkenden gelip yattıkları ya da bir yere gittikleri zaman akşam yemeğini yapan ben olmasaydım (ve mavi öğrenci önlüğümle pijamalarımı yıkamak, bir de kitap defter çanta almak dışında da bana hayırları dokunsaydı),
- "Çok fazla kitap okuyor, romanlar, tarih vs. Olmaz böyle, ilmihal okumaya da zaman ayırması lazım" diyen cemaat hocam yüzünden beni ebeveynlerim falakaya yatırmasaydı (evet ayakları bağlayıp, kanayana dek 1.5 metrelik sopayla dövmekten bahsediyorum) veya sırf babam benim evde olduğum bir gün Ramazan ayı olduğu için "hadi teravih'e gidiyoruz kalk" dedi diye benim "Ama daha 1.5 saat var baba teravih'e" şeklinde çok ayıp çok fena bir cümle (!) kurduğum için, mutfaktan kapıp geldiği içi dolu plastik çöp kutusunu kafama fırlatmasa idi, saatlerce kanamasa idi ve hala şu anda bile onun yara izini taşımıyor olsa idim,
- Ebeveynlerimle iletişimde olduğum nadir zamanlarda, müteahhit olan babamın, çimentocu ile veya demirci ile telefonda kavga etmesi üzerine, telefonu kapatınca favori silahı olan plastik su borusu ile bana girişmesi veya sevgili anneciğimin babamla kavga edince buzdolabının yan tarafına sakladığı tahta oklavası ile bana girişmesi mevzuları yaşanmamış olsa idi,
- Şu anda dahi sevgilimle kalıyorken ve koca Eskişehir'de iş bulamıyor ve geçinemiyorken, -1'inci katta nem ve küf içerisindeki dairemizde astım hastası sevgilimle yaşamaya çalışırken ve evimizde çöpten bulduğum bir karyola, komşunun verdiği iki koltuk, eski bir komidin, çöpten bulduğum halı, ocak ve sevgilimle benim toplam 1 telefonunuz ve 1 ortak numaramız (ki o da bu satırları yazdığım telefon) ile yaşamaya çalışıp, hiçbir beyaz eşyamız veya başka bir şeyimiz olmadan ve iş bulamadan dururken, yine de şansımı denemek için anne ve babama ulaşıp arayınca "Sana bizden 5 lira çalışmaz ne yaparsan yap" demeselerdi, hele bunu kendi dubleks villalarında (bahçeli hem de) otururken ve 2 daireleri varken ve 1 araba, 1 kamyonet ve 5 tarlaları varken demeselerdi...

Böyle olmasaydı bu puanı verecek değildim. Çünkü her şeye rağmen ebeveynlerim onlar derdim. Ama böyle olunca olmuyor bir yerde. 1 veriyorum içim acıyarak.

İnsan en azından ne yaptığını bilse.
Bugüne dek gördükleri en efendi, en uslu, en akıllı çocuk olduğunu söylemedi mi herkes.
Anne babamla telefonda konuştuğumu görüp, "oha ne kadar kibar ne kadar güzel konuşuyorsun, ben anneme babama bağırıyorum valla" demiyor muydu arkadaşlarım.
Annemle babam kavga ederken onları telefonda sakinleştirmedim mi, araları düzelsin diye otobüse atlayıp yanlarına gitmedim mi, her türlü barıştırmadım mı diye düşünüyor insan.

İnsan çocuk yaparken iki kere düşünmeli.
Bakmak istemiyorsa asla yapmamalı.
Gerçi ben planlanarak yapıldığımı dahi düşünmüyorum ama. Sanki hayatlarındaki bir pişmanlık gibi... Ve bu yükün benim omuzlarıma inmesi.

İçimi yazıya bile olsa dökmem güzel oldu. İnsan rahatlıyor gerçekten.


eksi was here
(27.11.18)
ekşi was here'dan dolayi 3 verdim.


opitseri
(27.11.18)
10


biravekahve
(27.11.18)
1


theseachange
(27.11.18)
10


sorumatik
(27.11.18)
ailemin 10 benim 5. geniş aile ile(amcateyzedayıhalakuzenler) vakit geçirmeyi bayramlarda seyranlarda seviyorum ama çok uzak olmamalarına rağmen anne-babamı 2-3 ayda 1 ziyaret ederim. bana çok düşkünlerdi, o yüzden biraz uzaklaştırmak zorunda kaldım kendimi; ben kontrolü bıraksam hemen müdahil olmaya başlarlar hayatıma. zaten benim genel olarak hiçbir kimse/şeyle bağlarım sıkı değil pek; bu durum benim bahanem de olabilir, bilemedim.


Bruce
(27.11.18)
eksi waw here dan önce 3 diyecektim. şimdi 6-7 vardır diyorum. (annem-babam ayrı, büyük kavgalar, görüşülmeyen bir anne, sevgisiz bir çocukluk vs.. rağmen)


benaslinda
(27.11.18)
anam hariç 3, anne 10.


ravenclaw
(27.11.18)
2,5


datnet
(28.11.18)
9


eksimeksi
(28.11.18)
çekirdek aile 9, geri kalanlar 4-5


(2)

Bir Garip Rotschild Tevazusu

Evet, hepsi zerre kadar övülmeye değer olmayan aşağılık birer kan emici olabilir belki. Ama videonun 02:25 saniyesine gelerek göreceğiniz üzere Jacob Rotschild ve beraberindeki aristokrat ve İngiliz asilzadesi muadilleri, resmen ‘yarım otobüs’ diye tabir edilen bir araçla İngiliz Kraliçesini ziyaret
Evet, hepsi zerre kadar övülmeye değer olmayan aşağılık birer kan emici olabilir belki. Ama videonun 02:25 saniyesine gelerek göreceğiniz üzere Jacob Rotschild ve beraberindeki aristokrat ve İngiliz asilzadesi muadilleri, resmen ‘yarım otobüs’ diye tabir edilen bir araçla İngiliz Kraliçesini ziyarete gidiyorlar.

Serveti trilyonlarca dolarlarla ifade edilen bir zümre bir tarafta, diğer tarafta da ülkemiz ve çevre coğrafyalarda babadan kalma miraslarıyla, marka kıyafetlerle, orta sınıf lüks arabalarıyla, 3-5 bin liralık cep telefonlarıyla benliklerini tatmine kalkışan aldanmış insanlar, şaşalı konvoyları olan siyasetçiler, metres kültürünü karikatürize ederek kadınları parayla ulaşılan bir eşiğin nesnesi haline getiren sonradan görme zenginlerimiz ve bu tüm kültürün bayalığı, pespayeliği, aşağılık oluşu...

Kimseyi yargılamıyorum. Sadece ilkesel bir duruştan bahsediyorum.

youtu.be
levent bilgen
(26.11.18)
Ne kan emecekler ak bu kadar it kopuğa iş güç, yaşama hakkı verdiklerine şükretmek gerek. Ben yerlerinde olsam dünya savaşı çıkarıp nüfusu 1 milyona indirtirdim.


Delay Fuze
(26.11.18)
(12)

Bizzat tanıdığınız en fazla dil bilen insan kaç dil biliyor?

Bu diller hangileri ve bu dillere ne kadar hakim?
Bu diller hangileri ve bu dillere ne kadar hakim?
levent bilgen
(23.11.18)
türkmenistanlı bir arkadaş var. ingilizcesi iyi. doğduğu ülkeden kaynaklı bazı şansları var. rusça biliyor. üniversiteyi çin'de okumuş, oradan da çince tamam. türkçe tarafında biraz zorlansa da işini görecek kadar biliyor.


lazpalle
(23.11.18)
Bir Afrikali arkadasim muhendis, Ingilizce ve birkac dil anadili, bir de burada Bogazici ve ITU'de okudu, Turkcesi de cok iyi.


Traveller
(23.11.18)
Dayım Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Norveççe, Rusça biliyor. İsveççe falan da diyor onları saymıyorum. Bu saydıklarım simultane çeviri yapabildikleri.


vazife
(23.11.18)
tsk'dan emekli bir eski subay. natoda görev almış falan. 7 dil biliyordu. ingilizce, almanca, fransızca, ispanyolca, türkçe, diğer ikisini unuttum şimdi.


yemrem
(23.11.18)
Çok sevip saydığım bir hoca.Millet hani biraz çat pat derdini ifade edince biliyorum diyor ya, bu adam o ülkenin dil sınavlarına girerek ispatlıyor kendisini. İngilizce ( toefl 119/120) bir önceki girişinde 118 almış, fransızca aynı şekilde. Yunanca ve türkçe anadil, çince en son öğreniyordu, eminim öğrenmiştir de. Fransızcadan ötürü az da ispanyolca.


noeldayın
(23.11.18)
Azeri bir arkadaşım. İngilizce, Almanca,Rusça,İspanyolca ve Portekizce biliyor. Kendisi birkaç yıldır Türkiye'de ingilizce öğretmeni. Haliyle çok iyi düzeyde Türkçe konuşuyor.


veys zimmer
(23.11.18)
rusların dil öğrenme hızına hayranım. rus arkadaşım var türkçe anadili gibi, öyle iyi biliyor. bunun yanında ingilizce, sırpça çok iyi, almanca, ispanyolca ve fransızcayı iyi, arapça ve finceyi orta düzeyde biliyor.


prasinos
(23.11.18)
Öğrencilerim arasında annesi italyan babası rus olup bu dilleri anadili olarak konusup da çin’de büyümüş, inglizce eğitim veren okulda okuduğu için ingilizce, türkiyede yaşadığı için türkçe bilen, okulda ispanyolca öğrenen vs gibi profiller çok var.


sopiro
(23.11.18)
Babam 7 dil bilirdi rahmetli.
Türkçe, Özbekçe, Farsça, Arapça, İngilizce, Fransızca, Rusça. Fransızcası biraz bozuk fakat diğerleri akıcı düzeydeydi.

Eşim de bir sürü dil biliyor ama çoğuna pek hakim değil. İsveççe, İngilizce, İspanyolca oldukça hakim bunlara. Türkçe biraz anlar ama konuşamaz. Danca Norveççe anlar zaten. Yunanca biraz biliyor. G Kore dilini de hobi olarak öğrendi biraz, okuyabiliyor biraz muhabbet edebiliyor. Aileden Fransızcası var biraz.


Fransız 60 yaşlarında bir müşterimiz 20 civarı dil biliyordu. Babası Babası Belçikalı, annesi Japon olduğu ve Fransa’da doğduğu için küçük yaşlarında 3 dili öğrenmiş. İngilizce, Almanca ve İtalyanca’yı öğrenim hayatı boyunca öğrenmiş. 10 sene Uzakdoğuda, 5 sene G. Amerika’da, 10 seneye yakın Türkiye dahil Avrupa’nın Doğusunda ve Orta Doğu’da çalışmış. Fazla mütevazı ama Türkçesi bile neredeyse ana dili seviyesinde diyebilirim.


İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Portekiz'ceyi ana dili seviyesinde biliyor. Bunların dışınca Almanca dışında hemen hemen her dilde muhabbet edebileceğini söylemişti.


ms brownstone
(23.11.18)
İngilizce, fransızca, rusça, kazakça, türkçe. Hepsine hakim


eylul
(24.11.18)
(3)

Türkiye’nin en iyi müzik yazarları

Ortalık film, tiyatro ve sanat eleştirmenlerinden geçilmiyor. Nicelik fazla olsa da çok azı gerçekten okumaya değer yazılar yazıyor. Yok mu ülkemizde gerçekten kaliteli müzik yazarları? Sözgelimi 80’ler müzikleri, Klasik Batı, Jazz, Türk Sanat Musikisi üzerine kayda değer yazılar yazan?
Ortalık film, tiyatro ve sanat eleştirmenlerinden geçilmiyor. Nicelik fazla olsa da çok azı gerçekten okumaya değer yazılar yazıyor.

Yok mu ülkemizde gerçekten kaliteli müzik yazarları? Sözgelimi 80’ler müzikleri, Klasik Batı, Jazz, Türk Sanat Musikisi üzerine kayda değer yazılar yazan?
levent bilgen
(23.11.18)
murat beşer çok iyidir.


ilhan mimaroğlu


lesmiserables
(23.11.18)
İlhan Mimaroğlu +1


(8)

Hollywood’un Yahudi propagandası ve Almanya

Her yıl bir dolu film ve belgesel, 2-3 senede bir de dünya çapında ses getirecek yüksek bütçeli 2. dünya savaşı, Hitler ve Nazi temalı filmler çekiliyor. Almanya uluslararası ölçekte bu yaftadan kurtulmak, bu şekilde anılmamak ve izlerini silmek isterken Hollywood’un ve dünyadaki Yahudi lobisinin sü
Her yıl bir dolu film ve belgesel, 2-3 senede bir de dünya çapında ses getirecek yüksek bütçeli 2. dünya savaşı, Hitler ve Nazi temalı filmler çekiliyor.

Almanya uluslararası ölçekte bu yaftadan kurtulmak, bu şekilde anılmamak ve izlerini silmek isterken Hollywood’un ve dünyadaki Yahudi lobisinin sürekli bu tarz yaklaşım sergilemesi ve bu yapımların sürekli desteklenmesi Almanya’yı hiç rahatsız etmiyor mu?

Devlet, hükümet ya da halk nezdinde bu duruma bir tepkileri yok mu?
levent bilgen
(21.11.18)
neden etsin? tam anlayamadım.
yahudi propagandası doğrudan tehdit barındırmayan bir ülkeyi neden rahatsız etsin.


jimjim
(21.11.18)
valla ben olaya ''ortaya konulmuş bir ürün ve bu üründen nemalanan çevre'' olarak bakıyorum.

ww2 süper bir ürün, oyunundan tut belgeseline belgeselinden tut filmine müthiş bi product.

ve kimsenin penisinde değil ırkçılık falan. Devir ürünleştirme devri.


binder dandet
(21.11.18)
Olan olmuş, ölen ölmüş artık izleri silinsin demek art niyetlilik asıl. Senin dedelerini de böyle katletseler bu kadar rahat bunları söyleyebilir miydin?

Bugünün Alman toplumuna nazi gözüyle bakanlar cahildir. Öte yandan faşizm asla unutulmaması gereken bir kara lekedir. Nitekim Avrupa'da aşırı sağın ve ırkçılığın yükseldiği şu zamanlarda daha da iyi hatırlanması gerekir geçmişte yaşananların.

Almanya'da ırkçı parti hiç olmadığı kadar yüksek oy aldı geçen seçimde.

İsveç'te 2 ay önce ırkçı parti yine %19 civarı oy aldı, tarihinin en yüksek oranı.

Unutulsun da bir daha olsun öyle mi?


En son wonder women'da vardi, almanin biri yazmisti yeter lan bari 1. Dunya savasini bize itelemeyin diye.

Bu tarz seyler ters tepiyor aslinda, 90larda bayagi film yaptilar da artik biraz ara vermeleri lazim.
Millet "good old days" yazip dalga geciyor, turk sayfalarinda da goruyorum.


acemi
(21.11.18)
Bunu soylemek istemezdim ama Turkiye'de hatali anlatilarla, komplo teorileriyle, carpik kavramlar ve ahlaki bozukluklarla beyinlerinizi maalesef cok feci yikiyorlar. Normlarinin arasinda ultra milliyetcilik ve ultra devletcilik yerine ifade ozgurlugu ve orgutlenme ozgurlugu gibi kavramlar olunca bu sorular tamamen anlamsizlasiyor. Turkiye'nin de dahil oldugu Avrupa Insan Haklari Sozlesmesi'nde bu temel haklar yazar. Ne rahatsizligi bekliyorsun, film yapma mi diyecekler?


dunal
(21.11.18)
herkesin bakış açısından detaylıca incelenmesinde bir sakınca görmüyorum. zaten özgün olmayan filmler tarih içinde elenip yok olacaklar. piyanist gibi schindler'in listesi gibi ya da hayat güzeldir gibi filmler yuz yıl sonrasına dahi kalacaklar.


bohr atom modeli
(21.11.18)
Kimse değinmemiş, Almanya devleti Nazileri reddediyor sahiplenmiyor. “O dönem kendi içinde hatalı kararların alındığı ve yanlış işlerin yapıldığı bir dönemdir, Almanya ayrıdır, Naziler ayrıdır” tezini işliyorlar. Bu sebeple üzerlerine alınmıyorlar.


dougsampson
(21.11.18)
mağduriyet, acı, gözyaşı her zaman prim yapar. uzaklarda arama, siyasi olarak birileri de prim yaptı geçmişte çektikleri acılardan(!)


silah taciri
(22.11.18)
(16)

Size en anlamlı gelen, içinize işlemiş bir şiir dizesi...

Varsa paylaşır mısınız?
Varsa paylaşır mısınız?
levent bilgen
(20.11.18)
Ben içeri düştüğümden beri

güneşin etrafında on kere döndü dünya.

Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,

ben içeri düştüğüm sene

ONLAR için yazdığımı:

“Onlar ki toprakta karınca

suda balık

havada kuş kadar çokturlar,

korkak, cesur,

cahil, hakîm

ve çocukturlar,

ve kahreden

yaratan ki onlardır,

şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır.”


zxcd
(20.11.18)
ÖNDEYİŞ

Bedenim üşür, yüreğim sızlar.
Ah kavaklar, kavaklar...

Beni hoyrat bir makasla
Eski bir fotoğraftan oydular.

Orda kaldı yanağımın yarısı,
Kendini boşlukla tamamlar.

Omuzumda bir kesik el,
Ki durmadan kanar.

Ah kavaklar, kavaklar...
Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.

Metin ALTIOK

sezen aksu'nun bestesiyle tanidigim siir. bestelenmis hali de guzel.


tabudeviren
(20.11.18)
Kimi sevsem sensin.

Herkes şiir yazmış ama soruda "dize" sorulunca ne kadar klasik ve kısacık bir dize olsa da bana hissettikleri sebebiyle bu dize geldi aklıma ilk.


ms brownstone
(20.11.18)
bir misafirliğe gitsem
bana temiz bir yatak yapsalar
herşeyi, adımı bile unutup
uyusam...

kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
kekikli zeytinli bi kahvaltı hazırlasalar
nerde olduğumu hatırlamasam
hatta adımı bile unutsam...


Senin ağzın tarçın kokardı,
Benimki karanfil.
Birbirine karışırdı
Soluklarımız.
Tek başınayız şimdi ikimiz.
Bende karanfil,
Sende tarçın kokusu
Yapayalnız, kimsesiz.

Ben seni yalansız
Bahar gibi sevdim.
Sevgi adınaydı
Milis beraberliğimiz.
Sabahtan akşama
Günü tarar örerdik
Ve kedileri
İkimizde çok severdik.

İkimiz de yıldız düşkünü;
Bakmaya doyamazdık
Gökyüzüne.
Koynunda terli ferman
Bir atlı geçerdi
Samanyolundan,
Kimsenin göremediği
Kibrit çakımı bir an.


biravekahve
(20.11.18)
dize denmiş yeni farkediyorum o halde: değerli adnan yücel'in suskunum sana adlı şiirinden,

''yürek boşluğunda bir of kadar suskun''


biravekahve
(20.11.18)
sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.

pablo neruda - bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim


"en" diyerek hiçbir şiire haksızlık etmeyeyim, fakat yeri ayrı olan birkaç dize paylaşabilirim:

Haydar Ergülen- Sis
"...Gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde
Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?"

Ferhan Şensoy- Vira Demir
"...kenefleri denize akan dünyanız varsın sizin olsun"

Turgut Uyar- Su Yorumcularına- 1
"bir sürekli kaşınmadır yaşadığım
törelere ve alışkanlığa karşı"


reavelyn
(20.11.18)
süreya’nın “20 şiir”ine bakınız.


e haliyle
(20.11.18)
Bağır bağır bağırıyorum


new day new life
(20.11.18)
"Güneşi özledim, sonra seni"


monogram
(21.11.18)
Ben seviyorsam sen bahanesin


insomnia
(21.11.18)
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım


kablelvuku
(21.11.18)
unutmaya yaşıyoruz günleri, doğru mu?


superb
(21.11.18)
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti


foster
(21.11.18)
Sensiz nar çatlamaz, bebek gııı demez.


dialecticchaos
(21.11.18)
(10)

Sizce Beatles'ı efsane yapan en önemli şey neydi?

Ve varsa eğer en sevdiğiniz Beatles şarkısı...
Ve varsa eğer en sevdiğiniz Beatles şarkısı...
levent bilgen
(19.11.18)
ingiltere abartmasi, pr.


acemi
(19.11.18)
Yeni bir çağ başlatmaları. Yoksa aslında müzikleri ve sözleri gayet basit şarkılar yapıyorlardı istisnalar hariç. Strawberry fields forever en sevdiğim şarkıların başında geliyordur.

www.youtube.com


ao12
(19.11.18)
öncü olmaları, yesterday.


tabirimekruh
(19.11.18)
Teknik boyutuna cok girmeden sunu soyleyebilirim.bu arkadaslar bugun digital sistemlerle cok basit gibi gozuken pek cok olayi o zaman analog tapeler uzerinde yapmislardir.onlari asil onemli hale getirende muzige katmis olduklari degisikliklerdir.
Kisaca soyle kayit ustu kayit gibi bir uygulamayi ilk gerceklestiren abiler bunlar.ayni sistemi uygulayan Abba da zengin bir muzigi yakalamis ve basarili olmustur.

Erkekte uzun saci normal hale getirenlerde bu arkadaslar,oncesinde beatles saci denen bir akiminda baslangici bunlar.ilk stadyum konseri verende bu arkadaslar.

Sosyal olaylarada her zaman yakin durmuslardir.bugun ku U2 nun rol modeli bu arkadaslardir aslinda.

Teknik acidan masterpiece olarakta bu sarkiyi verelim.

youtu.be


duptıs
(19.11.18)
-Basit ve akılda kalıcı melodiler ve sözler.
-İyi pazarlama, tarz yaratma.
-Tabi bir de çağın ruhu.

Favori şarkı: Hey Jude


bazilika
(19.11.18)
ilk olarak yeni bir çağ başlatmaları. müziğin şekillenmesine yön vermeleri.
ikinci olarak ve bence en önemlisi çok basiti çok güzek uygulamaları. yani less is more.

favori şarkım come together.


teritori
(20.11.18)
Çok klişe olacak ancak Let It Be diyorum. Canım sıkkın, moralim bozuk olduğunda beni rahatlatan ender şarkılardan.

@ao12 +1


simderun
(20.11.18)
müzik anlamında öncü olmaları
iyi beste yapmaları
grup üyelerinin her birinin güçlü karakter olması
dünya görüşleri
başlı başına john lennon
pr (paul is dead, şarkılara albüm kapaklarına koydukları easter egg'ler, vs.)

a day in the life, norwegian wood, girl, across the universe, strawberry fields forever. birini seçmem gerekirse a day in the life.


sir gawain
(20.11.18)
Rolling Stones'un kötü çocuklar olması. Başka bir izahı yok. Rolling stones'un karşısında beyaz çocuklar gerekiyordu, beatles da bu isteği karşıladı.


john lennon markası bence.
bence eleanor rigby


neverlose
(20.11.18)
(6)

İlişkilerde ideal yaş farkı(Kadınlar)

Twitter'da birkaç gündür şöyle bir görsel paylaşılıp kadınlardan ciddi etkileşim alıyor.https://hizliresim.com/4jYbLpKadınların genel olarak böyle bir eğilimi olduğu söylenebilir mi? Burda "older men" denilen yaş aralığı kaç yaştan başlıyor? 3-4 yaş değildir herhalde! Kadınlar ne düşünüyor bu konuda
Twitter'da birkaç gündür şöyle bir görsel paylaşılıp kadınlardan ciddi etkileşim alıyor.

hizliresim.com

Kadınların genel olarak böyle bir eğilimi olduğu söylenebilir mi? Burda "older men" denilen yaş aralığı kaç yaştan başlıyor? 3-4 yaş değildir herhalde! Kadınlar ne düşünüyor bu konuda?

Erkeğin 10+ yaş büyük olduğu ilişkiler hakkında ne düşünüyorsunuz?
levent bilgen
(19.11.18)
Tüm genellemeler yanlıştır diyerek bir yanlış da ben yapayım.

Valla eğer kadın 15-25 arasıysa bu durum çok var. ve yaş farkı için yaklaşık 10 denebilir


kişisel fikrimi sorarsan 3-5 yaş büyük olması iyidir. Ama ben genelde hep yaşıtlarıma denk geldim.


lcha
(19.11.18)
yaş farkı çok olmasını ben sevmiyorum. erkekler geç olgunlaşır, büyük olmalı vs gibi geyiklere de inanmıyorum. erkek arkadaşım benden iki yaş küçük. 25-27.


elorelia
(19.11.18)
şu sıralar benim etrafımdaki ilişkilerde hep kadınlar büyük.
erkeğin büyük olduğu ilişki türü ise hep vardı --ne bu sanki yeni çıkmış gibi?
kırsal kesim %99 böyledir. muhafazakarlar bayılır özellikle. 16 yaşında hatun alan uzman doktor adam(!) filan var bildiğim.
bir taraf diğerini sömürmediği, taraflar reşit ve olgun olduğu sürece (zira yaş 18 olur olmaz olgun filan olunmuyor) bir şey düşünmüyorum. taraflardan birinin fazla zengin olup bilerek sömürülmesi durumu oluyor genelde :) keyfi bilir onun da bana ne.


niye ama
(19.11.18)
Valla bence 10 yaşa kadar normaldir. Üstü sıkıntı ama.

Bu dediğim, aklı başında, normal insanlar baz alınarak yazılmıştır. Yoksa, sorunlu olduktan sonra 40 yaşında bile olsa sorunludur.

Edit: +10 dan kastım, erkeğin büyük olduğu durum.


skooma
(19.11.18)
Kadın 10+ büyükse olmaz ancak erkek büyükse olabilir. Yaşıtım hiçbir erkek hala toyluğunu atamamışken ve olgun değilken, 30+ erkekler çoğu şeyi aşmış, kendini yetiştirmiş ve hem ilişkiden hem de genel olarak hayattan ne istediklerini bilen insanlar oluyor.


blue serenity
(19.11.18)
kadının küçük olması idealdir.

max 10 yaş sınırı güzel,

kadın 25- erkek 35 normal.

ama kadın 35 erkek 25 komik bu bana biraz değişik bir ilişki türü olarak geliyor.


erkek arkadaşımla aramda 10 yaş fark var. bir sıkıntı yaşamıyoruz.


buiret
(19.11.18)
(13)

Neden son 40 yılda Orhan Pamuk, Tanpınar ya da Yaşar Kemal ölçeğinde...

Bir romancı çıkmadı ülkemizde? Sizce bu durumun sebebi ya da sebepleri nedir?
Bir romancı çıkmadı ülkemizde? Sizce bu durumun sebebi ya da sebepleri nedir?
levent bilgen
(16.11.18)
Orhan pamuk 40yil once mi cikti?


fasulyek
(16.11.18)
Çok fazla Türkçe okumamakla birlikte aklıma ilk gelen ornek Hasan Ali Toptaş. Bence o ayarda bir yazar.


rahip janick
(16.11.18)
Romanin modasi gecti. Sonucta 100 yillik bir gecmisi var, azalarak tukendi.


acemi
(16.11.18)
kim demiş çıkmadı diye, İhsan Oktay Anar var bence şu an yaşayan en iyi Türk yazar. Tahsin Yücel de saydığın yazarlar kadar güçlüdür. Ayrıca Orhan Pamuk hakkında yorum yapmasam da adam 20-30 yıldır piyasada zaten.


Esasında son 40 yılda çıkan romancılar var ama dünya genelinde böyle, mesela son 40 yılda bi Dostoyevski de çıkmıyor, iletişim daha farklı bir noktaya kaydı. Bundan 50 sene önce bi şairin yeni bi şiiri bi dergide yayınlandığında yer yerinden oynarmış mesela onun üstüne incelemeler tartışmalar vs olurmuş, o zaman bu işin başka bir yolu yokmuş, şimdi o noktanın çok ötesindeyiz. Fahrenheit 451'in yeni çevrimini izledin mi bilmiyorum, normalde kitapta itfaiyeciler kitapları yakarken filmde harddiskleri parçalıyorlardı, öyle düşün.


angelus
(16.11.18)
@fasulyek 23 yaşında yazarlığa başladı. O da 1975 yılına tekabül ediyor.


levent bilgen
(16.11.18)
orhan pamuk kim kardeş bu adamların yanında? bitti romanın devri.


ya ben lan neyse
(16.11.18)
Cagin degisimiyle alakasi vardir da bu "roman bitti abi" diyen arkadaslar neye dayanarak bunu soyluyorlar anlamadim dogrusu.


dougsampson
(16.11.18)
Yaşar Kemal de Orhan Pamuk da eski yazarlar değil ki. Gayrt güncel yazarlar. Bunun dışında İhsan Oktay Anar var. Romanın azalarak bittiğini söyleyen de zaten kitap okumayan kesim. Instagram ya da Facebook mu bitirdi roman devrini?


cemallamec
(16.11.18)
Yazilabilecek her sey bittigi icin roman bitti.

Adana'da cakirdikenliklerin arasindan agaya isyan edip daga cikan bir koylunun hikayesi kimsenin ilgisini cekmez. 1950lerde cekiyordu. Ben de 13 yasinda okuyunca 2 gunde bitirmistim.
Su an o yasta bir cocuk okusa guler gecer.

Ihsan oktay anar gibiler cikarsa devam eder, o da zaten roman yazarindan cok bilim adami felsefeci.

klasik hikaye olayi bitti zaten. Koskoca holivud bile donup donup ayni filmleri cekiyor. Bir kahramanin basina biseyler gelmesinin her kombinasyonu yazildi.


acemi
(16.11.18)
Tanpınar ve Yasar Kemal ile Pamuk’u ayni cümlede gecirmesek lütfen?


fever
(16.11.18)
@cemallamec: sinema yaygınlaştıkça roman da bitti.


ya ben lan neyse
(16.11.18)
romanın bittiği falan tabii ki yok. edebiyatın tüketiliş biçimi değişti yalnızca. bahsettiğin isimlerde büyük edebiyatçılar oldukları gibi, yazdıkları dönem edebiyatın tüketiliş biçimine de uygun içerik(roman) üretiyorlardı. dijitalleşen dünyayla birlikte edebiyat adına da bir geçiş dönemi yaşıyoruz. misalen artık mektup yazma duygusu üzerine içerik üretemezsin, sahte olur. o yüzden saydığın isimlerin benzerleri de çıkmaz. şimdi ki yeraltı edebiyatçıları bir zaman sonra büyük edebiyatçı olarak lanse olacak ve bu sorunun benzeri gelecekte bir gün, türkiye'de neden hakan günday, emrah serbes gibi yazarlar çıkmıyor olarak birileri tarafından sorulacak. şuan kulağa komik geliyor evet.


(19)

Etkisinden uzun süre kurtulamadığınız, yüreğinizi darmadağın eden...

Filmler ve romanlar hangileri? Uzun zamandır çok iyi bir filme ya da romana denk gelmedim. Önerilerinizi bekliyorum.
Filmler ve romanlar hangileri? Uzun zamandır çok iyi bir filme ya da romana denk gelmedim. Önerilerinizi bekliyorum.
levent bilgen
(15.11.18)
Dr jivago
Rüzgar gibi geçti
İmkansızın şarkısı
İngiliz hasta
İçimizdeki şeytan
Kürk mantolu madonna
Demian

Hepsi kitap. İlk aklıma gelenler bunlar. Aklıma başka gelirse eklerim


puc
(15.11.18)
beyaz gemi
uçurtma avcısı


bu film beni mahvetmişti, erkek halimle sümüklerim aka aka hönkürdüm ağlarken
www.beyazperde.com


bu ise daha yeni bir film, gerilim. ancak 100 yıllık gerilim filmi izleyicisi olarak ilk 3e girer benim fikrim.
www.imdb.com


winston
(15.11.18)
requiem for a dream


martin eden
veba

film olarak
shining


Coyote
(15.11.18)
www.kitapkoala.com

bu romanı hazırlıktayken, izmir'e ilk geldiğim zaman okumuştum. kendi hayatımdan da benzer şeyler bulmuştum kitapta sanırım biraz da ondan öğle arası çimlerde gizli gizli ağlamışlığım var.


havana
(15.11.18)
-Blue Valentine ve Trainspotting.
-İçimizdeki Şeytan.


Roman=hakkaride bir mevsim
Film=her zaman için schindlers list


kablelvuku
(15.11.18)
Diyet, kasagi.
Bacak kadar cocuk oldugum icin haliyle etkisinden cikamadim bir sure. O kitaplari yazanin ds okutanin da aklina tukureyim.


stavro
(15.11.18)
Kitap olarak Kuyucaklı Yusuf ve bir de Susuz Yaz'daki bir hikaye özellikle çok etkilemişti ki okuyalı on sene olmuştur.
Ayrıca etkileyicilik açısından Necati Cumalı'yı öneririm.

Film olarak Requem for a Dream'i allah kahretsin zaten, rüyalarıma girdi, mahvoldum. Bu kadar mı gerçekçi işlenir bir konu?
Dedemin İnsanları da çok üzmüştü.


mor bembombom
(15.11.18)
KİTAPLAR

Onlar da İnsandı
Nietzsche Ağladığında
Uçurtma Avcısı
Gün Olur Asra Bedel
Kürk Mantolu Madonna
Küçük Ağa

FİLMLER

The Invisible Guest
El Cuerpo
The Best Offer
Arrival
Hacksaw Ridge

(Filmler yüreğini darmadağın etmez muhtemelen. Sadece son dönemde izleyip hoşuma gittikleri için yazdım.)


içimizdeki şeytan
kürk mantolu madonna
uçurtma avcısı
doğu yakası (jack london)
paris ve londra'da beş parasız


film
fareler ve insanlar 1992
requirem for a dream
babam ve oğlum
awakenings


EasyTiger
(15.11.18)
Manchester by the Sea
Capharnaüm


noluyo yaa
(15.11.18)
Ölümün Gölgesi Yok- Adnan Binyazar

kitabın sonunda ağlamıştım.


biravekahve
(15.11.18)
Incendies - yazılmamış olmasına şaşırdım (film)


curukturpkokusu
(15.11.18)
"momo kız kardeşim" beni darma duman eden bir film. hakan günday ve oğuz atay kitapları da derinden etkilemiştir beni.


martin eden (kitap)

büyük defter/kanıt/yalan (kitap)


adivar
(16.11.18)
film: mr nobody
kitap: eroin güncesi - kanat güner
dizi: louie - louis ck


blackbuker
(17.11.18)
get out. yüreğimi değil ama kafamı allak bullak etmişti.


for day to break
(17.11.18)
(7)

Yabancı Diziler

1) Bir diziyi takip ederken bir oturuşta ortalama kaç saat geçiriyorsunuz ya da kaç bölüm izliyorsunuz? 2) Üst üste en fazla kaç bölüm izlediğiniz oldu? 3) İzlediğiniz diziler arasında en zekice yazılmış senaryo hangi diziye ait?4) İzlediğiniz en akıcı/sürükleyici dizi hangisiydi? 5) Son 10 yılın en
1) Bir diziyi takip ederken bir oturuşta ortalama kaç saat geçiriyorsunuz ya da kaç bölüm izliyorsunuz?

2) Üst üste en fazla kaç bölüm izlediğiniz oldu?

3) İzlediğiniz diziler arasında en zekice yazılmış senaryo hangi diziye ait?

4) İzlediğiniz en akıcı/sürükleyici dizi hangisiydi?

5) Son 10 yılın en iyi yabancı dizisi sizce hangisiydi?
levent bilgen
(14.11.18)
1- 2 saat civarı
2- 6 bölüm izlemiştim
3- -
4- unabomber
5- breaking bad


nodrama
(14.11.18)
Oncelikle dizi izlemem. 3-5 bolum bir seyler izlemisligim var. Onlar uzerinden ilerlersem:

1- En fazla 1 bolum bir oturusta. Yani 40-60dk gibi.
2- 20dk lik sitcomun pespese 3 bolumunu izlemistim ingizlce deyimleri ogrenmek icin
3- zekice dedigim olmadi. Pek dizi izlmeisligim olmadigi icindir belki.
4- Dexter. bir sezonu komple izledim. dizi 7-8 sezon falan var galiba ama 1 sezon bile benim icin cok fazla. Epey surukleyici geldigi icin 1 sezon dayanabldim.
5- Hustle (aa bak 3. sorunun cevabini verdim simdi)


stavro
(14.11.18)
1-) 2-3 bölüm izlediğim oluyor. 60 dakika ile 2 saat arası değişiyor.
2-) Bir sezonu izlediğim olmuştur, 10-12 saat belki.
3-) House MD
4-) Buffy the Vampire Slayer
5-) Person of Interest


hayirsiz
(14.11.18)
1 gunde 8-9 bolum izlemistim 24 izlerken. bi oturusta da ara vermeden 3-4 bolum izlemistim. geri kalan cevaplar person of interest.


xenophobe
(14.11.18)
1) ortalama 2 saat/3 bölüm civarı
2) 8 bölüm
3) black mirror/damages
4) prison break/broen
5) game of thrones/breaking bad


contavolta
(15.11.18)
1- Eskiden bir oturuşta 3-4 bölüm izleyebiliyordum.
2- How I Met Your Mother'in 1 sezonunu 1 günde izlemiştim.
3- Breaking Bad
4- Dexter.
5- Dexter ve Breaking Bad arasında gidip geliyorum.


matilda
(15.11.18)
1) Normal bir günse ortalama 2 bölüm. boş günümse ortalama 1 sezon.

2) Bölüm sayısı konusunda net değilim ama şöyle bir şey olmuştu, eskiden CNBC-e vardı hatırlarsınız :) 12 saat aralıksız (kısa reklamlar hariç) Prison Break yayınlamıştı. Ben o güne kadar izlemiyordum diziyi yeni sezon gelmeden önce bir şey yaptılar.
Ve oturup izledim.

3) Bilemiyorum belki Black Mirror ya da farklı ve teknolojik diye öyle geliyor.

4) Prison Break

5) Breaking Bad


mutekebbir
(15.11.18)
(8)

Çok çalışkan ve çalışma ahlakı olan insanların ortak özellikleri

Çevrenizden ve şu ana kadarki hayatınızdan gözlemleyebildiğiniz kadarıyla nelerdir?
Çevrenizden ve şu ana kadarki hayatınızdan gözlemleyebildiğiniz kadarıyla nelerdir?
levent bilgen
(13.11.18)
iş alanında sıkıntı yaşamamaları


basond
(13.11.18)
pek sosyal olmuyorlar/olamıyorlar.


tabirimekruh
(13.11.18)
işleri zamanında yapıyorlar.


sopiro
(13.11.18)
İş planı. Sosyal olamamak değil, çok da güzel sosyalleşebilirsiniz.

Hangi işin ne kadar zaman gerektirdiğini biliyorsanız, elinizdeki işleri haftalık takviminize yerleştirirsiniz. Bir iş geldiğinde ya da verildiğinde hemen uygun boşluğa koymalısınız ki sonrasında sıkıştırmak ve bölmek zorunda kalmayın. Dolu olduğunuz saatte başka birinin bir talebi olması durumunda o işi erteleyebilme durumunuza bakarsınız. Erteleyemiyorsanız "hayır" diyebilmelisiniz.

Ben böyle yaparak 9 saatlik mesaide sık sık mola verebiliyorum. İşler de zamanında yetişiyor.


desdenova34
(13.11.18)
bu alışkanlıklarını çok ufak yaşta ailelerinden ediniyorlar sonradan oluşan bir şey değil. anasına babasına bakıyorsun onlar da böyle.


benim çalışma ahlakım möthiştir, adeta bir püriten gibi, protestan work ethic'in sadık bir kulu gibi verilen görevli layıkıyla yapmaya özen gösteririm. lakin çalışkan bir insan değilimdir, çalışmayı sevmem. bir sebeple yapmam gerekmiş şeyi iyi yaparım ama kendime iş çıkarmam, işim bitince kıçımı döner yatarım. bu yüzden ikisini bir değerlendirmemek lazım bence.

çok çalışkanların ortak özelliği kendilerini işe yarar hissetme ihtiyacı bence. sosyal olarak dışlanmış veya belirli noktalarda işe yaramaz hissettirilmiş insanların kendini yine kendilerine kanıtlama çabası olarak görüyorum ben. bir başka ortak nokta ise çalışmayı bir kaçış olarak görmeleri, hayatlarındaki sorunlarından kaçmak için de çok çalışabiliyorlar.

çalışma ahlakı olanlar ise sorumluluk sahibi tipler oluyor. genelde büyüme çağında hayatını idame ettirmesi gereken sorumluluklar konusunda yetiştirilmiş oluyorlar. öte yandan bazıları sorumlu insan olma baskısı altında büyüyüp verilen işi başarı ile tamamlamayı refleks haline getirmiş tipler oluyor.


Bruce
(13.11.18)
Vicdanlı olması,Yaptığı işe yüzde yüzünü vermesi gerektiğini düşünmesi,kimsenin hakkını gasp etmemek için çabalaması. İş söz konusu olduğunda küçük hesap yapması... bunlar benim gözlemlerim.


denef
(13.11.18)
Disiplin, işine, karşıdakine ve kendisine saygı, ailede verilen temel. Bunlar ileriyi yönlendiriyor.


insomnia
(14.11.18)
(3)

Duyurunun günlük tekil kullanıcı sayısı ortalama kaç civarında?

Sb.
Sb.
levent bilgen
(12.11.18)
40k diyorum


imelih
(12.11.18)
1228


brkylmz
(12.11.18)
Siteye toplam giriş: 18501711 kere.
Siteye en az 1 kere girmiş yazar sayısı: 51273 kişi.
Siteye 1 gün içinde en az 1 kere login olmuş kişi sayısı: 490 + 738 kişi.
Siteye 2 gün içinde en az 1 kere login olmuş kişi sayısı: 608 + 935 kişi.
Siteye 3 gün içinde en az 1 kere login olmuş kişi sayısı: 701 + 1073 kişi.
Siteye 1 hafta içinde en az 1 kere login olmuş kişi sayısı: 952 + 1522 kişi.
İnternet kullanıcılarının sayısı: 21629 kişi.
Kuş sayısı: 3487 kişi.


sutlu nescafe
(12.11.18)
(7)

Hırsızlar kameralara ve güvenlik önlemlerine rağmen nasıl cüret bulabiliyor

Kameraların ve güvenlik önlemlerinin olduğu apartmanlara, sitelere, dükkanlara yakalanma ihtimalleri yüksek olduğunu bile bile nasıl bu kadar rahatça girebiliyorlar?Gelecekten ümidi olmayan, ipsiz sapsız bir kısmı küçük suçlar işleyip kışı hapiste geçirmeye çalışıyor ya güya; peki ya diğerleri? Bir
Kameraların ve güvenlik önlemlerinin olduğu apartmanlara, sitelere, dükkanlara yakalanma ihtimalleri yüksek olduğunu bile bile nasıl bu kadar rahatça girebiliyorlar?

Gelecekten ümidi olmayan, ipsiz sapsız bir kısmı küçük suçlar işleyip kışı hapiste geçirmeye çalışıyor ya güya; peki ya diğerleri?

Bir de girdikleri ev ya da dükkanlarda gözü kara birine denk gelip yaralanmaktan ya da ölmekten korkmuyorlar mı?
levent bilgen
(12.11.18)
suratini kapatiyorlar.
Etraftakiler icin de onlem aliyorlar gozculeri oluyor disarida falan. Her turlu senoryaya da hazirlar, hepsine planlari var inanamazsin.
ve hepsinden sonra da cesaretliler zaten cesaretli olmasa o ise girismezler.


stavro
(12.11.18)
Çünkü geçerli bu cezası yok. Eve hırsız girdi polis tutanak bile tutmadı. Bulsakta geri birakicaz dedi.ne polis uğraşmak istiyor nede yakalasa cezası yok.

Yani hırsızlarda bunun rahatlığı var.


brnbrs
(12.11.18)
es kaza nüfuslu birinin evine girmedikçe bir şey olmuyor da ondan

polis lojmanlarının, bak polis lojmanı hem de ankarada müdavimi olan hırsızı bile yakalamadılar. polis eşleri dalga geçiyor birbiriyle "tanıdık polis de yok, ne yapsak" diye...


niye ama
(12.11.18)
Çünkü cezası yok, en baba 2-3 ay yatar çıkarlar herhalde.

De bakalım "hırsızlık yapanın kolunu keseceğim" diye, kaç kişi yapmaya cesaret edecek görelim?


John Bloor
(13.11.18)
o yüzden buradaki benzer sorularda hep diyorum ya, kameraymış, yok efendim merkezi haber almalı, polisi arayan abonelikli alarm sistemleriymiş bilmemneymiş hepsi traş diye.

nereden cesaret buluyorlar? tabii ki yakalayacak adam yok. polis yok polis. 2014 yılında babamın evine hırsız girdi. 4 kişi, 4 tane kadın. apartman kamerasından hem girişte hem çıkışta dördünün de görüntülerini polise verdik, 4 yıl geçti, tıss.

show habere falan göndermezseniz ya da 100k falovırı olan tivitır fenomenine yayınlatmazsanız, götürüp polise verirseniz o kameradan bi bok çıkmıyor arkadaş. o hassasiyet sadece arka sokaklar ve rıza baba'nın ekibinde kaldı.

yaralanmaktan ölmekten korkan hap atıp öyle giriyor. korkmayan evi dikizleyip evdeki çıkınca giriyor. iyice korkan adam da zaten hiç bulaşmıyor.

hırsızı caydırmak istiyorsanız yapabileceğiniz en güzel şey öncelikle sağlam bir kilit ve kapı. sonralıkla da hırsızı algıladığında cayır cayır ötüp bütün mahalleyi ayağa kaldıracak bir alarm. sadece ötse yeter.

alarm şirketlerinin yok efendim alarmımız şöyle güvenli, yok aküsü vari, yok enerjisi bilmemne, yok ayda 30 dolara haber alma merkezini arıyor polis göndertiyor falan. boşa para. kamera desen anca komik görüntü falan yakalar, oynat bakalım'a malzeme çıkarırsınız.

cakcakcak diye öten 5 liralık kapı alarmı hepsini tokatlar.


kibritsuyu
(13.11.18)
Polislerde yılmış yakalamaktan. "Ben yakalıyorum, hırsız adliyeden benden önce çıkıyor" diyorlar. Haklılar da...

Suç, poliste değil. Yeterince ceza veremeyen hukuk sisteminde. Adam yakalamak için bir sürü uğraşıyor, adliyeye girip çıkması bir oluyor. Çıkınca da polisi tehdit ediyor üstüne. Yüzlerce hırsızlık davası olan kişiler, elini kolunu sallayarak geziyor.

Polisin tek fonksiyonu sigorta varsa, tutanak tutuyorlar. Ağır bir abi değilseniz, o hırsızı yakalamak için kıllarını kıpırdatmıyorlar.


.


çünkü kanunen caydırıcı bir yaptırım yok.

bizim eve de hırsız girmişti. hem de alarm takılı eve. hırsızlar evi tarumar etmişti. sonra polis geldi her yeri bi toza buladılar güya parmak izi alacaklarlar. bi de onlar evin içine ettiler. gittiler. sonuç: 0


yemrem
(13.11.18)
(13)

En beğendiğiniz yabancı şairler?

Tüm ülkelerden olabilir.
Tüm ülkelerden olabilir.
levent bilgen
(12.11.18)
Rilke


efreet sultan
(12.11.18)
Edgar Allen polle


zxcd
(12.11.18)
Rimbaud


i had dreams
(12.11.18)
robert frost


iddaaci
(12.11.18)
Puşkin


battal gemalmaz
(12.11.18)
federico garcia lorca
pablo neruda


biravekahve
(12.11.18)
alfred lord tennyson


cedex
(12.11.18)
Şair olarak seviyorum diyemem ana Walt Whitman’ın Leaves of Grass’ını severim. Dövmesini de yaptırdım hatta Song of Myself’ten.

Warsan Shire’ı da seviyorum.


sopiro
(12.11.18)
Allen Ginsberg


vonkhar
(12.11.18)
Mendoza, William black, Shakespeare elbette, neruda.


kljgslsdkjsd
(12.11.18)
rimbaud. neruda


galandar kostumu
(12.11.18)
Allen ginsberg, emily dickinson, walt whitman, edgar allan poe,t.s elliot


Ve robert frost.


(10)

Cehalette suç cahil kalanda mı cahil bırakanda mı?

Sb.
Sb.
levent bilgen
(11.11.18)
15 yıllık öğretmenim. Çocuğun profilini biliyorsun. 1-2 ay sonra ailesi bir geliyor. Hah diyorsun çocuk ailenin kopyası.


advest
(11.11.18)
5-6'yı bırak 3-4'ten sonra bile çocuğun karakterinin temellerini değiştiremiyorsun. o yaşa kadar aile ne verirse o. o yaşa kadar itlik serserilik görürse cahil bırakmaktan başka çaren yok. kısırlaştırabilirsin belki.


%100 bi tarafa yüklemek haksızlık. Herkesin sorumluluğu var. Bırakanın da cahil kalanın da öğretmeyenin de. Şunun suçu şu kadardır demek mümkün değil.


Delay Fuze
(11.11.18)
Şu soruyu sorma ihtiyacı hasıl oluyor o zaman: Cahil bırakanın cahil kalışında suç kimde? Yine mi onu cahil bırakanlarda, toplumda veya Tanrı'da mı? Ben ortada bir suç görmüyorum çünkü başka insanlar üzerinde yargıç değilim. Neden bazı insanlar cahildir dersek, gen ve edinilmişlik derim. Bu ikisinde de hiçbir insan pay sahibi değildir.


farabi
(11.11.18)
bu çok uzun soluklu bir tartışma hakkında bir sürü kaynak var. bence ikisinin kombinasyonu.

scholar.google.com.tr


cahillik zaten sorduğunuz sorunun tanımı??? imkan varken kendisini geliştirmemek için direnç gösteren ya da başkasının baskısıyla geride kalanlara cahil diyoruz.


balik kraker
(11.11.18)
cehaletin nedeni aile cahil olsa bile çevre etkisidir. aile cahilse bile çevre okumaya düşünmeye, bilmeye itiyorsa çocuk cahil olmaz. param yok cahil kaldım lafı çok sersemce. kütüphaneler bedava, internet bedava cahil kalmak bu devirde, kişinin tasarrufudur.


illegalstar
(11.11.18)
her iki tarafta suçlu ancak @proletarier +1 aile çok önemli.


mikahakkinen
(12.11.18)
cahil birakilmak diye bir kavram pratik olarak yok. zaten sozcuk anlami olarak da baskasini suclar nitelikte.

cahil kalmakta israr edende dolayisiyla cahil kalandadir suc.


eindaclub
(12.11.18)
(8)

Evlilikte ailelerin de anlaşması ya da benzer kültürlerden gelmesi

Ne derece önemli? İlişkiye, evliliğe giden sürece ve evliliğin kendisine somut etkileri oluyor mu?
Ne derece önemli? İlişkiye, evliliğe giden sürece ve evliliğin kendisine somut etkileri oluyor mu?
levent bilgen
(11.11.18)
Kizin memelerinden bile daha onemli. Hatta disi olmasindan bile onemli.


acemi
(11.11.18)
türkiyede çoğu zaman aile kavramı kişi kavramından önce geldiği için önemli,

daha bireysel yaşayan bireylerseniz kim takar ailesini..


vhs kaseti
(11.11.18)
Kişisine göre değişir. Çiftler ailesine pek bağımlı yaşamıyorsa dert değil. Ama yok benim anam babam çok önemlidir diyen varsa aranızda olmaz o iş.


Çok önemli. Oldukça fazla.


Delay Fuze
(11.11.18)
Geleneksel ailelerde onemli, yoksa benim ailem Turk olmayan biri ile evlensen hic umursamazlar. Sanki ben kucukken oyle degillerdi ama zamanla degistiler sanirim.

Zaten benim ya da erkek kardesimin ceyiz, nisan, kina gibi dertleri olmadigini biliyor, eve perde alma konusunda bile annesinin sozunden cikamayacak biri ile iliski kuramayacagimizi biliyor. O nedenle bizim icin onemi gidiyor.

Kardesimin iliskisi 3 yil oldu, benimki 7. Ikimize de evlenin sozu falna gecmiyor ki ikimizde zaten sevgilileriyle birlikte yasiyoruz.

Diger taraflarin da aileleri de bizimkine benzer. Herbir aile ayri sehirlerde yasiyor.

Zaten benzer aileler birbirini buluyor. Sen bu islere cok onem veriyorsan buna onem veren bir es buluyorsun.


Traveller
(11.11.18)
Bence kesinlikle ailelerin durumu ile alakalı. Yani aileler anlayışı bireyler ise sorun yaşanmaz. Ben de aynı süreçteyim


Cok onemli. Mesela klasik turk ailesi ve cagdas bir aileyi ele alalim. Birincisi her dini bayram tatilinde aile eli opmeye gitmek istecek. Gitmese ailesi bozulacak bidibidi yapacak. Cagdas olan bu gunleri tatil yaparak vs gecirmek isteyecek. El opmeye gitmek istemeyecek. Catisma cikacak vs her bayram ayni gerginligi yasadigini dusunsene
Veya diyelim iki aile oturmuslar.. ilgi alanlari farkli oldugundan merhaba nasilsindan sonra ilk 3 dk icinde konusacak bir sey kalmaz. Ortam yine gergin bir havaya burunur.


nax
(11.11.18)
çoooooooooooooooooooooooooooook önemli...

sadece bu kadar diyeyim.

bi de, eşinin ailesiyle çocukluk döneminden itibaren ilişkisi, iletişimi nasılmış, bunu çok iyi gözlemle ve öğren.


(7)

1990 sonrası çekilmiş en iyi filmler

Hangileri?
Hangileri?
levent bilgen
(10.11.18)
2015e kadar: www.listchallenges.com

inceledim, güzel liste.


xiii
(10.11.18)
bunu burda saymak çok zahmetli. xii nin linki güzel.


ya ben lan neyse
(10.11.18)
@ya ben lan neyse

Ben listeleri değil, insanların ayrı ayrı şahıs olarak, subjektif tercihlerini soruyorum zaten. Ortalıkta listeden bol bir şey yok.


levent bilgen
(10.11.18)
boyhood


freebird5406_2
(10.11.18)
schindler's list
forrest gump
leın
jurassic park
pianist
the green mile
hearts in atlantis
the others

benim izledigim ve aklima gelenler bunlar

ek
you've got mail


exlibris
(10.11.18)
valla en azindan tur deseniz, ona gore sikistirilabilir, fakat kendi jargonunu yaratmis filmler var, misal matrix serisi, home alone serisi, american pie serisi, bunlar cok populer, kitap uyarlamasi seriler var, lotr, harry potter vs valla yaz yaz bitmez.

bir de bagimsiz denemeyecek ama daha kenarda kosede kalmis filmler var, sadece woody allen filmografisi tek bir film saysan yani, onlara bir bakmak lazim, match point guzel bir ornek, yine tamamen farkli ama benzer bir his yaratan atonement var. bunlar hep boyle insanliktan nefret ettiren falan filmler. agora vardi mesela, film cok guzel cok etkileyici ama insanliktan umudun kalmiyor yani izlediikten sonra.

bir de komedyenlerin filmleri var, light komediler, steve carell'den 40 year old virgin, adam sandler in filmleri hemen hemen hepsi ayni sekilde oldugu icin cok ayirmaya gerek yok, bir tanesini zeyret begenirsen baskalarini da izlersin, ayni sekilde ben stiller var, fockers serisi eglenceli.

yani yaz yaz bitmez, daha turk sinemasi, avrupa sinemasi, iran sinemasi, ingiliz sinemasi falan var.


mavicorap
(10.11.18)
(7)

Orta yaşlar yaklaştıkça düşmeye başlayan mizah seviyesi

Özellikle 40’lı yaşlar ve sonrasında çok zeki, eğitimli, kültürlü, entelektüel olanların bile güldüğü, mizahi olarak başarılı gördüğü şeylerde ciddi bir kalite düşüklüğü ve yavanlaşma olmaya başlıyor. Bunu çok sıklıkla gözlemlemeye başladım. Sizce sebebi ya da sebepleri ne olabilir bu durumun?
Özellikle 40’lı yaşlar ve sonrasında çok zeki, eğitimli, kültürlü, entelektüel olanların bile güldüğü, mizahi olarak başarılı gördüğü şeylerde ciddi bir kalite düşüklüğü ve yavanlaşma olmaya başlıyor.

Bunu çok sıklıkla gözlemlemeye başladım. Sizce sebebi ya da sebepleri ne olabilir bu durumun?
levent bilgen
(02.11.18)
Soruyu doğru anladıysam 'Yooo, Yanılıyorsun.' diye cevap verebilirim.


oguz altun
(02.11.18)
Jenerasyon farki. +yoo


30 yasindayim/ dead joke seviyorum simdiden.


stavro
(02.11.18)
Ben tam tersi yeni neslin "ince görmediğini" düşünüyorum bazen. Normal, çoğunun yaşının iki katı kadar okumuşluğum var. Bir de günceli takip ederim. Ama günceli takip etmiyorsa kişi zor tabii espriyi anlaması, yapması...


SiyamkedisiZorro
(02.11.18)
Valla sebebi çevrendekilerdir. Benim tanıdıklarımda böyle bir durum yok.


ben annem ve teyzemde gordugum kadariyla cevaplayayim genellemeden kacinarak. kafa dagitma sebebiyle tv izliyor, izledigi seyler cop haliyle. mizahinin "ince gorme" seviyesinde olmasi icin buna gore seylere maruz kalmasi lazim. ama o sacmasapan programlari izlediginden mizahi birakin algisi da dustu. sonu ohaaa amk dedirten film izliyoruz mesela, sonrasinda ne oldugunu bize soruyor, acikliyoruz.


pide
(02.11.18)
Yaşlanıyoruz. Zaman değişiyor, ama sevdiğimiz mizah tartı değişmiyor. Dolayısıyla gençlere komik gelmiyor bizim mizah tarzımız. Bu yüzden her nesil kendi arasında takılmayı seviyor.

Ben gayet memnunum 2000 ve sonrası grup ile aynı mizah tarzını beğenmediğime. Yoksa onalrca yıl aynı tarz mizah hüküm sürer...


babilbaligi
(02.11.18)
(6)

Push back’ler onlarca ton ağırlıktaki uçakları nasıl geri çekebiliyor?

Fiziksel açıklaması nedir bunun?
Fiziksel açıklaması nedir bunun?
levent bilgen
(01.11.18)
onbinlerce ton mu gemi mi abi bu uçak uçak.

krmgk.com

ona bakarsan 300bin tonluk gemiyide ufacık römorkor çekiyor ama 20.000hp x 2 motor var.


killerbee
(01.11.18)
Şöyle düşün, 2 tonluk bir kütleyi tek başına hareket ettiremezsin ama otomobili boşa aldığında 2 tonluk aracı sen de hareket ettirebilirsin, aynı şey. Tekeri var aracın sürtünme azalıyor hareket ediyor; Newton'un hareket yasaları madde 1. Onun dışında yeterli ivmelenme yapılırsa bir insan da hareket ettirebilir; Newton'un hareket yasaları madde 3.


angelus
(01.11.18)
touareg'le bile çekilebilir.
www.youtube.com


sutlu nescafe
(01.11.18)
uçak park frenindeyken tow car geliyor ön dikmeyi kaldırıyor, park frenini bırakıyorsun itiyor. Tekerlekler üzerinde gidiyor işte çok da zor bir şey değil. Üstelik onbinlerce ton diye bir şey yok. Dar gövde uçak en fazla 89 ton oluyor.


catch the arrow
(01.11.18)
Tir cekicileri 40 tonla daga cikiyor. Bu dumduz asfaltta cekiyor.


acemi
(01.11.18)
fiziksel açıklaması aslında o pushback aracı uçak lastiklerindeki sürtinme kuvvetini yeniyor sadece öyle 200 ton ittirmiyor. Ha aletler çok güçlü ve özellikle ağırlar(uçağın momentumunu karşılayabilmek ve durabilmek için) ancak öyle inanılmaz bir durumfalan sözkonusu değil zaten açıklamış arkadaşlar.


basond
(01.11.18)
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler compumaster, dambil, deckard, fader, groove salad, hollowlife, kahvegibi, kibritsuyu, kobuzchu kiz, robin
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.